ÇHD Susmadı, Susmayacak!
 

(AİHM ) SUBAŞI VE ÇOBAN / TÜRKİYE KARARI

polis

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 9.7.2013 tarihli SUBAŞI – ÇOBAN  ve  TÜRKİYE DAVASI kararında polisin göstericilere yönelik orantısız müdahelesini  işkence yasağını düzenleyen sözleşmenin 3.maddesinin ihlali olarak değerlendirdi…

SUBAŞI AND ÇOBAN v. TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 20129/07)c

KARAR

 

 

 

STRAZBURG

9.7.2013

 

 

 

Bu karar Sözleşmenin 44.maddesinin 2. fıkrasında belirtilen koşullar gerçekleştiğinde kesinleşecektir. Editöryal gözden geçirmeye tabi tutulabilir.

 

Bu çeviri gayri resmi çeviri olup Dr. D. Çiğdem Sever tarafından yapılmıştır.

 

 

Subaşı  ve Çoban v. Türkiye kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2. Dairesi aşağıdaki üyelerden oluşmuştur:

Guido Raimondi, President,
            Danutė Jočienė,
            Peer Lorenzen,
            Dragoljub Popović,
            Işıl Karakaş,
            Nebojša Vučinić,
            Paulo Pinto de Albuquerque, judges,
ve Stanley Naismith, Section Registrar,

Gizli oturumla 18 Haziran 2013 tarihinde toplanarak aşağıdaki kararı almıştır.

 

USUL

  1. Bu dava Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 34.maddesi uyarınca 20129/07 numaralı başvuru numarasıyla Türkiye aleyhine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başvurucular Zuhal Subaşı ve Ali Çoban tarafından 12 Mayıs 2007 tarihinde mahkeme önüne getirilmiştir.
  2. Başvurucular İzmir Barosuna kayıtlı Kuru Üstün tarafından temsil edilmiştir. İkinci başvurucu adli yardım almıştır. Türkiye devleti (Devlet) ise temsilcileri aracılığıyla temsil edilmiştir.
  3. 12 Haziran 2009 tarihinde başvuru devlete bildirilmiştir. Başvuruyla ilgili AİHS 29. Maddenin 1. Fıkrasına göre kabul edilebilirlik kararı verilmiştir.

 

OLAYLAR

  1. I.                   DAVANIN KOŞULLARI
  2. Başvurucular sırasıyla 1978 ve 1981 tarihlerinde Manisa ve İzmirde doğmuştur.
  3. 1 Mayıs 2006 tarihinde İzmirde İşçi Bayramını kutlamak üzere gösteri düzenlenmiştir. Bu gösteriye katılan başvurucular bir polis kuvveti olan çevik kuvvet görevlileri tarafından gösteri boyunca saldırıya uğradıklarını iddia etmektedir. Başvuruculara göre polisler başlangıçtan itibaren birinci başvurucuyu hedef almışlardır. Birinci başvurucu yere düştüğünde ikinci başvurucu onu korumaya çalışmış ve bu noktada ikinci başvurucu da saldırıya uğramış, kendisine biber gazı sıkılmış, tekme atılmış ve copla dövülmüştür. Başvurucular, ikinci başvurucu yerde duran bir kişinin üzerinde kalkan olmaya çalışırken birkaç metre ötede bir grup polis memurunun copla kendilerine doğru yönelirken çekilen bir fotoğraf da sunmuşlardır. Fotoğraf 2 Mayıs 2006 tarihinde yerel bir gazetede basılmıştır. Başvurucular bu olaylar sonucunda tutuklanmamıştır.
  4. Aynı gün gösteriden sonra başvurucular polisler hakkında suç duyurusunda bulunmak için adli yardım almak üzere İzmir Barosunda bulunan İnsan Hakları Merkezine başvurmuştur. İzmir barosunda yaralarını gösteren fotoğraflar çekilmiştir.
  5. 2 Mayıs 2006 tarihinde başvurucular olaylarda yer alan polis memurları hakkında İzmir Savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Bu başvuruda polis tarafından kötü muameleye tabi tutulduklarını belirtmiş ve bu nedenle adli tıp kurumuna ve bir üniversite hastanesine gönderilmeyi talep etmişlerdir. Şikayet başvurularında İzmir Barosu tarafından kendilerine temsilci atandığını da belirtmişlerdir. Ayrıca başvurucular iddialarını desteklemek üzere savcılığa daha önce bahsedilen 2 mayıs 2006 tarihinde yerel gazetede basılan fotoğrafı da sunmuşlardır.
  6. Aynı gün İzmir savcısı başvuruculardan şikayetleriyle ilgili ifade almıştır. Birinci başvurucu ifadesinde gösteriye sendikalarla birlikte katıldığını ve belli göstericileri dağıtmak amacı olan polis memurlarınca saldırıya uğradığını belirtmiştir. Birinci gösterici ayrıca ikinci başvurucunun kendisine kalkan olarak polis saldırısından korumaya çalışırken dövüldüğünü ifade etmiştir. İkinci başvurucu da aynı yönde ifade vermiştir.
  7. 3 Mayıs 2006 tarihinde başvurucular İzmir Adli Tıp Kurumu tarafından incelenmiştir. Rapora göre birinci başvurucunun incelemesi sonucunda el muayenesiyle başının sağ tarafında ezilme ve hassasiyet ile çenesinin sağ tarafında çiğnerken hassasiyet, sağ gözü ve sağ şakağında hassasiyet, sağ kürekkemiğinde 8×1 cm boyutlarında çürük (ekimoz), sağ kolunun üst dış tarafında 6×3 cm boyutlarında mavi-mor ekimoz, sağ kalçasının dış tarafında 7×3 cm boyutlarında dış cephesi kırmızı olan mavi-mor ekimoz ve tüm ekimotik (çürümüş bölgelere bağlı- ÇS) bölgelerde hassasiyet saptanmıştır. Raporu hazırlayan doktor birinci başvurucunun vücudunda gözlenen yaralanmaların yumuşak doku zedelenmesi olduğunu ve basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceğini, başvurucunun ayrıca polis tarafından kullanılan ve maruz kaldığı gaz nedeniyle bulantı şikayeti olduğunu belirtmiştir. Birinci başvurucunun psikiyatrik muayenesi sonucunda genel olarak sağlığının iyi olduğu, ancak konsantrasyon düşüklüğü sorunu yaşadığı ve konuşurken doğru sözcükleri bulmakla zorlandığı belirtilmiştir.
  8. İkinci başvurucunun aynı gün hazırlanan adli tıp raporunda 5,4,3 cm boyutlarında düz kırmızı ekimozlar ve başının sol ön tarafında bir adet 3 cm çapında mor ekimoz, burun kökünde 1 cm çağında iyileşmeye başlamış mor ekimoz, sağ elmacık kemiğinin dış tarafında 0,5 cmlik mor ekimoz, sol kürek kemiği bölgesinin üst sol kısmında 3 cm çapında yeşil ekimoz, sol omur- iç kürekkemiği bölgesinde 11×2 boyunda dikey yeşil-sarı ekimoz, sırtın aşağı bölgelerinde 13 x 0.5 cm ve 12 x 0.5 cm boylarında yatay çizgi biçiminde mor ekimozlar, göğsün sol kısmında 8 x 0.5 ve 6 x 0.5 cm boylarında açık sarı ekimozlar, sağ dış pazıda iki tane 3×1 cmlik 2 cm çapında mor ekimozlar, kafatasının yan tarafında 1 cm çapında şişlik, sol dizkapağında aşağı iç kısmında 4 x 1.5 cm v-şeklinde kırmızı-kahverengi ekimotik sıyrık, sol başparmağında şişlik, olay günü maruz kaldığı bibergazı nedeniyle bulantı şikayetleri tespit edilmiştir. Raporda ikinci başvurucunun vücudunda gözlenen yaralanmaların künt travma (keskin olmayan bir cisimle darbe nedeniyle travma- ÇS)  sonucunda oluştuğu ve basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceği belirtilmiştir. Psikolojik anlamda ikinci başvurucu travmadan ve geri-dönüşlerden (flashback-ÇN) şikayetçidir.
  9. 5 Mayıs 2006 tarihinde ikinci başvurucu daha ayrıntılı muayene için İzmir Atatürk Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvurmuştur. 8 Mayıs 2006da hastanede hazırlanan tıbbi rapordaki bulgular önceli rapora paralellik içermektedir ve başvurucuya acı veren yaralanmaların kendisinde kalıcı fiziksel hasara neden olmayacağını göstermiştir.
  10. Belirtilmemiş bir tarihte başvurucuların temsilcisi savcılığa ikinci başvurucunun 1 Mayıs 2006 tarihinde İzmir Barosu İnsan Hakları Merkezinde çekilmiş ve yaralanmaları gösteren üç fotoğrafını sunmuştur.
  11. 24 Mayıs 2006 tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü İzmir savcılığına 1 Mayıs 2006 tarihinde olanlar hakkında bilgi veren bir beyan sunmuştur. Bu ifadede polisin sadece 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununda belirtilen yetkileri kapsamında kamu düzeninin sarsan ve polise taş atan göstericileri dağıtmak amacıyla güç kullandığı belirtilmiştir. Ayrıca, emniyet müdürlüğü başvurucuların polis memurlarınca zarar gördüğüne ilişkin bir gösterge olmadığını ifade etmiştir.
  12. 21 Haziran 2006 tarihinde İzmir savcılığına o tarihteki gösterilerde çekilen 32 fotoğraf ve 27 dakikalık video görüntülerine dayanan bir bilirkişi raporu sunulmuştur. Raporda özellikle kadın başvurucuya benzeyen bir kadının olaylar sırasında polis memuruyla tartıştığı ve polisi ittiği belirtilmiştir. Ayrıca başvuruculara karşı incelenen materyallerde bir saldırı gerçekleştirildiğine ilişkin herhangi bir gösterge olmadığı belirtilmiştir.
  13. 29 Haziran 2006 tarihinde İzmir savcılığı olayda yer alan polis memurlarına karşı kovuşturmaya gerek olmadığına karar vermiştir. Savcı başvurucuların tıbbi raporlarında belirtilen yaralanmaların hayati tehlike içermediğini ve basit tıbbi müdahale gerektirdiğini belirtmiştir. Ayrıca savcı olaylar sırasında kadın başvurucuya benzeyen kadının polis memuruyla tartıştığı ve onu ittiğine de dikkat çekmiştir. Kararda ayrıca olaylarda çekilen fotoğrafların bazı göstericilerin illegal örgütlerin flamalarını taşıdığı, bazı dükkanların pencerelerinin kırıldığı, kaldırım taşlarının söküldüğü, terör örgütü lideri Abdullah Öcalanın posterlerinin açıldığı ve göstericilerin polis memurlarına taş attığı belirtilmiştir. Savcı, polis memurlarının karşılaştıkları saldırılar karşısında 2559 no.lu yasada belirtilen yetkilere uygun davrandığı ve başvurucuların polisin kendilerine karşı yetkilerini aşan güç kullandığı iddialarını destekleyecek yeterli kanıt olmadığı sonucuna varmıştır.
  14. İkinci başvurucu aynı zamanla İnsan hakları Vakfının İzmir şubesine 3 Mayıs 2006 tarihinde daha kapsamlı tıbbi muayene talebiyle başvurmuştur. 17 Haziran 2006 tarihinde İnsan Hakları Vakfı tarafından hazırlanan tıbbi raporda temelde önceki raporlar tekrarlanmış ve ikinci başvurucunun yaralanmalarının iddia edildiği gibi kötü muameleden kaynaklandığını belirtmiştir.
  15. 14 Ağustos 2006 tarihinde başvurucular İzmir savcılığının 29 Haziran 2006 tarihli kararına itiraz etmiştir.
  16. 6 Eylül 2006’da Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun itirazını reddetmiştir.
  17. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Eylül 2006 tarihli kararını içeren zarfın üstündeki el yazısında kararın 13 Kasım 2006 tarihinde belirtilen temsilcilere tebliğ edildiği belirtilmiştir.

 

 

  1. II.                İÇ HUKUKTAKİ İLGİLİ MEVZUAT
  2. Olay tarihinde 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun ilgili maddeleri şöyledir: [1]

Madde 16. Polis aşağıdaki hallerde silah kullanmaya salahiyetlidir:

(a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,

(h) Polisin vazifesini yapmasına yalnız veya toplu olarak fiili mukavemette bulunulmuş veya taarruzla mümanaat edilmişse

 

Ek Madde 6. Polis, yakalanması gerekli kişi veya dağıtılması gereken topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıdabulunması hallerinde bu fiillei etkisiz hale getirmek için zor kullanabilir.

Zor kullanma, direnme ve saldırının mahiyetine ve derecesine gore etkisiz hale getirilecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenii kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanma yetkilerini ifade eder.

Toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

 

 

MEVZUAT

  1. I.                   SÖZLEŞMENİN 1. Ve 3. MADDELERİ İLE 6. MADDESİNİN 1 VE 3. FIKRALARI VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
  2. Başvurucular polis memurları tarafından kötü muameleye maruz kalarak sözleşmenin 1 ve 3. Maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucular ayrıca kötü muamele ile ilgili iddialarına ilişkin etkili soruşturma yapılmaması ve iddialarına ilişkin delillerin yeterince incelenmemesi nedeniyle 6. Maddenin 1. Fıkrası ve 3. Fıkranın (D) bendinin de ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular ilgili makamların olayda sorumlu polis memurlarını cezalandırmakta da yetersiz kaldığını ve bu durumun bağımsızlık ve tarafsızlığından şüphe duyulmasına neden olduğunu belirtmişlerdir. Son olarak, başvurucular İzmir Savcılığı ve Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi kararlarının yeterli gerekçeye sahip olmadığını iddia etmişledir.
  3. Mahkeme başvurucuların söz konusu iddialarının tek başına 3. Madde üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini dikkate almıştır: 3. Maddeye göre “Hiç kimse, işkenceye ya da insanlıkdışı yahut aşağılayıcı muamele ya da cezaya tabi tutulmayacaktır.”

 

  1. A.    Kabul Edilebilirlik

 

  1. Devlet ilk olarak başvurucuların Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararının tarihi olan 6 Eylül 2006 tarihinden itibaren altı aylık süre içinde başvurmadığından süre sınırlamasına uymadığını iddia etmiştir. Devletin iddiasına göre başvurucular mahkeme kararının kendilerine 13 Kasım 2006 tarihinde tebliğ edildiğine ilişkin bir belge sunamamışlardır.
  2. Devlet ayrıca başvurucuların kötü muamele şikayetleriyle ilgili çeşitli adli ve idari yollara da başvurmadığını belirtmiştir.
  3. Başvurucular kararın kendilerine 13 Kasım 2006 tarihinde gönderildiğini iddia etmeye devam etmişler ve tersini ispatlamak üzere belge sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bütün iç hukuk yollarını tükettiklerini iddia etmişlerdir.
  4. Devletin başvurucuların Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Eylül tarihli kararından itibaren altı aylık süreyi geçirdikleri iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemelerinin kararlarının taraflara gönderildiğini gözler. Gerçekten de Ağır Ceza Mahkemesi kararının başvurucuların temsilcisine gönderildiği açıkça belirtilmiştir. Bu bakımdan, Mahkeme başvurucunun nihai kararın basılı kopyasını tebellüğ etme yetkisinin bulunduğu bir durumda Sözleşmenin 35. Maddesinin 1. Fıkrasının amaç ve hedefi bakımından altı aylık sürenin basılı kopyanın tebliği tarihinden itibaren işletilmesi gerekir. (Bkz. Worm v. Austria, 29 August 1997, § 33, Reports of Judgments and Decisions 1997‑V). Bu nedenle devletin altı aylık sürenin başlangıcının Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin karar tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği iddiası kabul edilebilir değildir.
  5. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Eylül 2006 tarihli kararını içeren zarfın üstündeki el yazısına göre tebligat başvurucuların temsilcisine 13 Kasım 2006 tarihinde yapılmıştır. Devletin kararın bu tarihte tebliğ edildiğine ilişkin herhangi bir belge olmadığı iddiası ise kararın üzerindeki el yazısı notun geçerliliği veya gerçekliğini ortadan kaldıracak nitelikte bir iddia değildir. Ayrıca devlet kararın başvurucunun temsilcisine başka bir tarihte tebliğ edildiğine ilişkin de herhangi bir bilgi veya belge sunmamıştır. Tüm bunların ışığında davalı devletin başvurunun geç yapıldığına ilişkin iddiasına itibar edilmemiştir.
  6. Devletin diğer adli ve idari başvuru yollarının tüketilmediğine ilişkin iddiasına gelince, mahkeme daha önce benzer davalarda benzer iddiaları incelediği ve reddettiğini vurgular. (Bkz. özellikle, Güler and Öngel v. Turkey, nos. 29612/05 ve  30668/05, § 21, 4 Ekim 2011; Atalay v. Turkey, no. 1249/03, § 28, 18 Eylül 2008; ve Gazioğlu and Others v. Turkey, no. 29835/05, §§ 29 and 30, 17 Mayıs 2011 ve bu kararlarda atıf yapılan diğer kararlar). Mahkeme bu davada önceki kararlarından farklı bir yaklaşım gerektirecek herhangi bir durum tespit etmemiştir. Bu nedenle devletin adli ve idari başvuru yollarına ilişkin ilk itirazını reddetmiştir.
  7. Mahkeme başvurunun sözleşmenin 35. Maddesinin 3. Fıkrasının (a) bendine aykırı olmadığını kabul etmiştir. Ayrıca diğer iddialar bakımından da kabul edilemez bulunmadığını belirtir. Bu nedenlerle başvuru kabul edilebilir bulunmuştur.

 

 

  1. B.     DAVANIN ESASI

 

  1. 1.      Davalı devletin Sözleşmenin 3. Maddesinin maddi anlamı bakımından yükümlülükleri

 

  1.   Devlet, polisin göstericiler kamu düzenini sarsacak şekilde davranmaları ve polise taş atmaları üzerine fiziksel güç ve gözyaşı gazı kullandığını iddia etmiştir. Bu iddiaya göre polis tarafından uygulanan güç orantılıdır ve bu bakımdan iç hukuk sınırları içerisinde kalmıştır. (bkz. 2559 sayılı yasanın ek 6. Maddesinde belirlenen sınırlar) Devlet ayrıca başvurucuların polisin kendilerine karşı kötü muamele uyguladığını gösterecek bir görüntü sunmadıklarını belirtmiştir. Bunun dışında devlet birinci başvurucuya benzeyen bir kadının polis memurlarıyla tartıştığına ilişkin video kaydını ve başvurucuların bazı çürük ve çizikleri olduğuna ilişkin raporu belirtmiştir. Devlet başvurucuların vücutlarında bulunan yaralanmaların gösterinin “kaotik atmosfer”inden kaynaklandığını ve bu nedenle mahkemenin başvurucuların iddialarına itibar etmemesi gerektiğini savunmuştur.
  2. Başvurucular 1 Mayıs 2006 tarihinde gösteri sırasında polis tarafından tekmelendiklerini, kendilerine vurulduğunu ve gözyaşı gazı sıkıldığını iddia etmişler ve polislerce uygulanan gücün sözleşmenin 3. Maddesi anlamında kötü muamele olduğunu belirtmişlerdir.
  3. Mahkemenin pek çok olayda belirttiği üzere, Sözleşmenin 3. Maddesi, demokratik toplumun temel değerleri içinde ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Madde işkence ya da insanlıkdışı ya da aşağılayıcı davranış ya da cezaları koşullardan ve mağdurun davranışından bağımsız olarak kesinlikle yasaklar. (Bkz. Labita v. Italy [GC], no. 26772/95, § 119, ECHR 2000‑IV). Bu bağlamda, bir davranış eğer 3. Madde kapsamına giriyorsa en düşük seviyesinde dahi kötü muamele olarak kabul edilmelidir.
  4. Bunun ötesinde delillere ulaşmak bakımından “makul şüphenin ötesinde olma” standardı genellikle uygulanmaktadır. Yani, bu tür bir delil yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarsamaların ya da olaylar hakkında benzer aksi ispatlanmamış varsayımların birlikte varlığı halinde kabul edilebilecektir. Ayrıca, Sözleşmenin 2. ve 3. Maddeleri doğrultusunda yapılan başvuru bulunması halinde mahkeme özellikle detaylı inceleme yoluna gitmelidir. (Bkz. Güler and Öngel, cited above, § 26, ve Saya and Others v. Turkey, no. 4327/02, § 19, 7 Ekim 2008).
  5. Mahkeme öncelikle başvurucuların mahkemeye sundukları ve İzmir Barosu İnsan Hakları Merkezinde çekilen, vücutlarındaki yaralanmaları gösteren fotoğrafları dikkate almıştır. Başvurucuların temsilcisi Baro tarafından atandıktan sonra müvekkilleri adına hareket ettiğini belirterek ulusal makamlara başvurmuştur. Devlet fotoğrafların gerçekliğini ya da iddiaların geçerliliğini sorgulamamıştır. Mahkeme bu nedenle bu fotoğraflarda gözlenen ve tıbbi raporların da içeriğiyle uyumlu yaralanmaların 1 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştiğini esas almaktadır. Ayrıca, başvurucuların bu yaralarının gösteri sırasında oluşup oluşmadığı konusunda da mahkeme devletin polis kuvvetlerinin video kayıtlarında bu kötü muamelenin görülmediğini iddia ettiğini belirtir. Buna karşılık devlet, başvurucuların yaralandıkları bu gösteriye katıldığına ilişkin beyanlarını reddetmemektedir. Bunun yanısıra mahkemeye sunulan gözlemlerinde devlet, başvurucuların bu yaralanmaların polis bazı göstericilere müdahale ettiği sırada yaşanan kaotik atmosfere bağlı olduğunu vurgulamıştır.  Bunun da ötesinde, başvurularla ilgili hazırlanan tıbbi raporlarda başvurucuların vücutlarında gözlenen yaralar küt travmaya bağlı olup bu bulgular başvurucuların copla dövüldüğü iddiasıyla da uyumludur. (bkz. 9 ve 10. Paragraflar) Bu koşullar altında mahkeme başvurucuların 1 Mayıs 2006 tarihinde düzenlenen gösteri sırasında göstericileri dağıtmak için kullanılan polis müdahalesi sırasında yaralandığı sonucuna varmıştır.
  6.  Başvurucular tarafından sunulan fotoğraflar ve tıbbi raporlara göre başvurucuların vücutlarının çeşitli bölgelerinde çürük, zedelenme ve şişlikler oluşmuş, biber gazı nedeniyle bulantı şikayetleri oluşmuş ve psikolojik anlamda da acı çektikleri ortaya çıkmıştır.  Bu nedenle mahkeme bu yaralanmaların başvurucuların şikayetlerinin 3. Madde kapsamında kabul edilmeye yeterli olduğunu kabul etmiştir.
  7. Bu bağlamda, mahkeme 3. Maddenin daha önceden iyi tanımlanmış belli bazı koşullarda güç kullanımını yasaklamadığını vurgular. Ancak, bu tür bir güç kullanımının zorunlu olması ve aşırı olmaması gerekir. (Bkz. Rehbock v. Slovenia, no. 29462/95, §§ 66-78, ECHR 2000‑XII). Bu davada mahkeme bu nedenle fiziksel güç kullanımının gerçekten gerekli ve ölçülü olup olmadığını belirlemelidir.
  8. Devletin sunduklarından ve 1 Mayıs tarihli gösteri sırasında yaşananları içeren video kayıtlarından bazı göstericiler ile polis güçleri arasında bir çatışma olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme bu noktada devletin başvurucuların şiddete başvuran göstericiler arasında olduğuna ilişkin bir iddiası olmadığını belirtir. Devlet sadece bilirkişi raporuna göre birinci başvurucuya benzeyen bir kadının bir memurla tartıştığını ifade etmiştir. Ancak bu iddia da ulusal düzeyde kanıtlanmamıştır. Bunun yanı sıra ulusal makamların kararları başvurucuların polisle çatışmaya girdiğine ilişkin herhangi bir bulgu içermemektedir.
  9. Üstelik mahkeme olayın video kayıtlarından olayda çok büyük bir polis grubunun olduğunu ve hepsinin olayı dağıtmak için yeterli teçhizata sahip olduğunu gözlemiştir.  Bu nedenle güvenlik güçlerinin daha önce hazırlıkları olmaksızın karşılık vermek üzere çağrıldığı sonucuna varmak mümkün değildir. (Bkz. Güler and Öngel, cited above, § 29, and Balçık and Others v. Turkey, no. 25/02, § 32, 29 November 2007). Ayrıca, devlet güvenlik güçlerinin müdahalesinin göstericilerin yaralanması riskini olabildiğince azaltacak biçimde düzenlendiğini ve organize edildiğini gösteren bir bilgi sunmamıştır. Daha önce bahsedilenler ışığında mahkeme, polisin güvenlik güçleriyle çatışmaya giren göstericiler arasında olmayan başvuruculara karşı uyguladığı şiddetin haklı olmadığı sonucuna varmıştır.
  10. Bu koşullar altında, mahkeme başvurucuların yaralanmasının devletin sorumlu olduğu bir muamele sonucunda olduğuna karar vermiştir. Başvurucuların yaralanmalarının niteliği ve düzeyi dikkate alındığında mahkeme söz konusu muamelenin insanlıkdışı muamelenin özelliklerinde kabul edilebilmesi için yeterli düzeyde bir gerçekliğe ulaşıldığı sonucuna varmıştır. (Bkz. İzgi v. Turkey, no. 44861/04, § 40, 15 Kasım 2011).
  11. Bu doğrultuda, Sözleşmenin 3. Maddesinin maddi anlamı kapsamında bir ihlal bulunmaktadır.

 

 

  1. 2.      Davalı devletin Sözleşmenin 3. Maddesinin usuli yönleri bakımından sorumluluğu

 

  1. Devlet, başvurucuların iddialarının etkili bir incelemeye tabi tutulduğunu, çünkü hemen soruşturma başlatıldığını iddia etmiştir.  Mahkemenin içtihadına atıfla devlet başvurucuların soruşturmaya aktif biçimde katıldığını ileri sürmüştür. Devlet bu nedenle başvurunun bu kısmının kabul edilmez olduğunu iddia etmiştir.
  2. Başvurucular İzmir savcılığının etkili bir soruşturma yürütmediği, başvurucular adına sunulan bazı delilleri, özellikle de yerel gazetede yayınlanan fotoğrafı (Bkz. 7. Paragraf) dikkate almadığını iddia etmiştir. Ayrıca, başvurucuların televizyon yayınlarında görüldüğüne ilişkin açık beyanlarına rağmen savcının elinde başvurucuların polis tarafından dövüldükleri görülen bir video kaydı bulunmamaktadır. Başvurucular ayrıca İzmir savcısının olayda yer alan polis memurlarının ifadesini almadığını belirtmiştir.
  3. Mahkeme Sözleşmenin 3. Maddesi bakımından “tartışılabilir” ve “makul bir şüphe uyandıran” bir durumda ilgili makamların iddiaları araştırması gerektiğini vurgular. (Bkz. Özellikle Ay v. Turkey, no. 30951/96, §§ 59-60, 22 Mart 2005). Mahkemenin içtihadında belirtildiği üzere etkililik konusunda asgari standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız ve kamusal denetime tabi bir soruşturma yapılmasını gerektirir. Bunun yanı sıra, yetkili makamların örnek niteliğinde olacak şekilde özen ve çabukluk içinde hareket etmeleri gereklidir. (Bkz. mesela Çelik and İmret v. Turkey, no. 44093/98, § 55, 26 Ekim 2004). Ayrıca, mahkeme, sözleşme kapsamındaki hakların kullanılabilir ve etkili olması gerektiğini, teorik ya da sadece görüntüde kalmaması gerektiğini vurgular.  Bu nedenle bu tür davalarda etkili bir soruşturma sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve cezalandırılmasına yol açabilmelidir. (Bkz. Orhan Kur v. Turkey, no. 32577/02, § 46, 3 June 2008).
  4. Mahkeme yukarıda belirtilenler sonucunda davalı devleti başvurucuların yaralanması nedeniyle sözleşmenin 3. Maddesi bakımından sorumlu bulmuştur. Bu durumda etkili bir soruşturma yapılması gerekmekteydi.
  5. Söz konusu davada mahkeme, başvurucuların iddialarıyla ilgili yapılan soruşturmanın İzmir savcılığınca başlatıldığını gözlemiştir. (Bkz. 8-15 paragraflar) Soruşturma Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin İzmir savcılığının kovuşturmaya gerek olmadığı yönündeki kararını uygun bulmasına ilişkin 6 Eylül 2006 tarihli kararıyla sona ermiştir. Mahkeme dava dosyasındaki belgeleri incelediğinde savcılıkça yürütülen soruşturmanın önemli eksikleri olduğunu ve bunların etkililiğe yansıdığını ortaya çıkarmaktadır.
  6. Öncelikle, dava dosyasında soruşturma kapsamında İzmir savcısının görevde olan polis memurlarının ifadesini almak üzere ilgili memurların kimliklerini belirlemeye yönelik herhangi bir işlem yaptığına ilişkin herhangi bir emare yoktur. Bunun yerine savcı sadece polis tarafından hazırlanan ve polisin uyguladığı gücün orantılı olduğuna ilişkin rapora dayanmıştır. (Bkz 13 ve 15. Paragraflar) İkinci olarak, savcı başvurucuların polis raporunda iddia edildiği biçimde herhangi bir şiddet eyleminde olup olmadığını saptamak konusunda yetersiz kalmıştır. Üçüncü olarak, yaralanmaların gerçekliği ortada olmasına karşılık tıbbi raporda belirtilen bulgular yeterince dikkate alınmamıştır. Son olarak, savcı potansiyel tanıkların ifadelerini almaya çalışmak ve polis tarafından verilenler dışında olayların başka video kayıtlarını incelemek konusunda yetersiz kalmış gibi görünmektedir.
  7. Yukarıda belirtilenler ışığında, mahkeme ulusal makamların başvurucuların kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yürütmek konusunda yetersiz kaldığı sonucuna varmıştır.
  8. Bu doğrultuda 3. Madde usuli anlamda da ihlal edilmiştir.

 

 

  1. II.                SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

 

  1.  Sözleşmenin 41. Maddesi hükmüne göre :

“Sözleşme ya da onun Protokollerinin bir ihlali bulunduğunu bulgularsa, ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku ancak kısmi bir giderime elveriyorsa, Mahkeme, gerekli olduğunda, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun biçimde tatmin edilmesini temin edecektir.”

 

  1. A.               Zarar
  2. Başvurucular manevi zararlarının giderilmesi için 15.000’er EURO talep etmiştir. İkinci başvurucu ayrıca olaydan sonra işinden atılması nedeniyle üç ay işsiz kaldığını da belirterek maddi zararlarının karşılanması için 760 Euro talep etmiştir.
  3. Devlet başvurucuların iddia ve taleplerinin ispatlanmamış olduğunu iddia etmiştir.
  4. Mahkeme ikinci başvurucunun talep ettiği maddi zarar ve bulunan ihlal arasında bir nedensellik bağı görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Diğer yandan, Sözleşmenin 3. Maddesi bakımından tespit edilen ihlal açısından mahkeme başvurucuların yaşadıkları ağrı ve acının tek başına ihlal kararıyla tazmin edilemeyeceğini de dikkate almaktadır. Bu nedenle başvurucuların talep ettikleri miktar olan 15.00’er euronun manevi tazminat olarak verilmesine karar vermiştir.

 

  1. B.     Maliyet ve giderler
  2. Başvurucular ayrıca ulusal mahkemeler ve Mahkeme süreci için harcadıkları 1760 Euroyu talep etmiştir. Taleplerini desteklemek üzere avukatları tarafından başvurucularla ilgili harcanan 15 buçuk saatlik çalışma planını içeren bir zaman çizelgesi, iki adet çeviri ödemesi faturası ve fotokopi ve posta masraflarını içeren fatura sunmuşlardır.
  3. Devlet bu taleplerin gerekçeden yoksun olduğunu belirtmiş ve mahkemenin bu tür bir ödemeye hükmetmemesini istemiştir.
  4. Mahkemenin içtihadına göre başvurucular, gerçekten ve gerekli olarak yaptığı makul miktardaki giderlerinin karşılanmasını talep edebilirler.  Bu davada mahkeme, başvurucuların iddialarının makul olduğunu ve ikinci başvurucunun Avrupa Konseyinden aldığı adli yardım talebi olan 850 Euro mahsup edilerek taleplerinin tamamının karşılanmasına karar vermiştir.

 

 

BU NEDENLERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE

  1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
  2. Bu davada Sözleşmenin 3. maddesinin maddi anlamda ihlal edildiğine,
  3.  Sözleşmenin 3. Maddesinin usuli anlamda ihlal edildiğine,
  4. (a) davalı devletin bu kararın Sözleşmenin 44. Maddesinin 2. Fıkrası hükmü gereğince kesinleşmesinden itibaren üç ay içerisinde başvuruculara

(i)                 Her başvurunun manevi zararı için 15.000 Euro ve başvuruculara yüklenebilecek vergiler,

(ii)               Adli yardım olarak ödenen 850 Euro çıkarılmak suretiyle masraf ve giderlerinin karşılanması amacıyla iki başvurucu için toplam 1760 Euro ve başvuruculara yüklenebilecek vergilerin davalı devletin ödediği tarihte geçerli kurdan ödemesine,

(b) Yukarıda bahsedilen üç ayın geçmesinden itibaren yukarıdaki maddelerde belirtilen miktarda ödeme yapılmaması halinde Avrupa Merkez Bankası belirlediği oranlardan /3fazla olmak üzere basit faiz ödenmesine karar vermiştir.

5. Başvurucuların diğer iddialarını reddetmiştir.

 

Karar İngilizce yazılmış olup 9 Temmuz tarihinde Mahkeme kurallarının 77. Maddesinin 2 ve 3. Fıkraları uyarınca yayınlanmıştır.

 

Stanley Naismith                                                                  Guido Raimondi
Registrar                                                                              President


[1] 2559 sayılı yasanın bu iki maddesi 2/6/2007 tarih ve 5681 sayılı kanunun 4 md. uyarınca değiştirilmiştir. (ÇS)

 KARAR METNİNİN WORD BELGESİ FORMATI AŞAĞIDADIR.TIKLAYARAK İNDİREBİLİRSİNİZ

SUBAŞİ AND ÇOBAN v (1)

Share Post
No comments

LEAVE A COMMENT