ÇHD Susmadı, Susmayacak!
 

Av. Gökmen YEŞİL yazdı; FELAKETİN İÇİNDEYİZ! FARKINDA MISINIZ?

TEHLİKE FAZI ÇOKTAN AŞILDI,

FELAKETİN İÇİNDEYİZ! FARKINDA MISINIZ?

Barolara ve Türkiye Barolar Birliği’ne yönelik müdahale, kapatma, parçalama gibi söylemlerin dışa vurulduğu ve siyasi saldırıların yükseldiği bugünlerde bazı meslektaşlarımızca hazırlanan ve avukat kamuoyunun imzasına açılan bir metin yayımlandı. Metin; “Tehlikenin Farkında mısınız?” çağrısı ile başlıyor.

Öncelikle altı çizilmeli ki, meslektaşlarımızın bu çıkışı elbette haklı bir temele dayanıyor ve metnin kendisi de yerinde tespitler içeriyor. Zira gerçekten de OHAL ve KHK rejimi zaten hiçbir zaman üstün olmayan hukuku tümüyle ortadan kaldırdı; tüm temel hakların, yargılama ilkelerinin, hukuk güvenliğinin yerini egemenin siyasi linç, emirname ‘hukuku’ ve infaz rejimi aldı. Evet, baroların bölünmesi; savunma mesleğinin – her ne kadar ortaklaşma sorunlarını aşamasa da- özünde olan muhalif duruşunun parçalanmasını hedeflemektedir.

Ancak, yerinde bir takım tespitler içermesi, metnin başlığındaki ifadeden başlayarak temel bazı sorunlar içerdiği gerçeğini değiştirmemektedir.

Metin içeriğinde Sivil Toplum Örgütü ve savunma örgütü karşılaştırması yapılmakta, baroların STK olmadığı, ülkemizde sivil toplum örgütü niteliğini taşıyan yüzlerce hukuk kurumu ve platformun zaten faaliyet gösterdiği belirtilmekte; Barolar, Anayasa’nın 135. maddesine göre “siyasi baskı grubu” olarak tanımlanmakta; Anayasa’nın 135. maddesi ile baroların ve TBB’nin tüm otoritelere karşı bağımsızlığının teminat altına alındığı ifade edilmektedir.

Sivil Toplumculuk ile ilgili sorun bir yana, Baroların Sivil toplum örgütü olmadığı, savunma örgütü olduğu vurgusu ayrıca hatalıdır. Doğrusu barolar, evet STK değil ama meslek örgütü niteliğinde demokratik bir kitle örgütü olarak düşünülmeli, buna göre örgütlenmeli ve buna göre hareket etmelidir. Bireylerin, çeşitli toplumsal kesimlerin ve bir bütün olarak toplumun temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi için aktif mücadele yürütmeli; yasal ve demokratik alternatifler geliştirmeli, gerektiğinde pratik tepkiler üretmelidir. Bizim barolara yaklaşımımız böyle olmalı, barolar bu anlayışlayeniden örgütlenmelidir. Üstelik bu konuda güçlü bir hukuk örgütlülüğü eksikliği vardır. Söz konusu metinde sivil toplum örgütü niteliğini taşıyan yüzlerce hukuk kurumu ve platformun zaten faaliyet gösterdiğini belirtmektedir ki son derece yanlış ve yanıltıcıdır. Ülkemizde halkın hak ve özgürlükleri için faaliyet gösteren sadece bir kaç hukuk örgütü “vardı” ama onlar da ya kapatıldı, ya üye ve yöneticileri tutuklandı, ya da soruşturma ve davalar, gözaltı ve tutuklama tehditleri ile çalışamaz hale getirildi.

Kırk yıllık ÇHD kapatılmış, Genel Başkanı, şube yöneticileri ve 20 üyesi tutuklanmışken imzaya açılan metnin böyle bir sorun yokmuş gibi yanıltıcı bilgiler vermesi kabul edilemez. Bu bilgilere ÖHD, MHD ve Adalet Okulu Derneğinin de kapatıldığını, ÖHD’li iki meslektaşımızın da tutuklu olduğunu, ÖHD üyesi avukatların sık sık gözaltı saldırısına maruz kaldığını, ayrıca ÇHD ve ÖHD üyesi 110 meslektaşımız hakkında mesleğin icrasına engel olacak şekilde kısıtlama kararı verildiğini eklememiz gerekiyor. Tablo bu iken ve bu konuda barolar ile TBB’nin kusuru ortadayken bu durumu eleştirmek bir yana böyle bir sorun yokmuş gibi hareket etmek metnin haklı çıkış temelini de sakatlamaktadır.

Yine metinde ifade edildiğinin tam aksine, Anayasa’nın 135. maddesine göre barolar ve TBB, siyasi baskı grubu olarak değil idari teşkilat içerisinde, meslek kuruluşu olarak tanımlanmış, aynı maddenin son iki paragrafında da görev tanımının dışında hareket etmesi halinde kapatılacağı veya faaliyetten men edileceği tehdidi ile devletin boyunduruğu altına alınmıştır. Metinde bahsedilen “her türlü otoriteye karşı bağımsızlığın teminat altına alınması” bir yana “anayasal tehdit ile bağımlılığı vurgulanmış, TBB’nin genel faaliyeti de bu hususu teyit etmiştir. TBB Başkanı M. Feyzioğlu’nun vurguladığı gibi halkın, hak ve özgürlüklerin, evrensel hukuki kazanımların değil, her zaman devletin yanında, yerli ve milli olmuştur.

Ortada bir tehlike yok, felaketin içindeyiz

Pek tabii, yavaş yavaş ısınan suyun ne zaman öldürücü hale geldiğini net bir şekilde ayırt etmemiz güç olabilir. Ancak, yıllardır yavaş yavaş geliyorum diyen tehlike, Temmuz 2016 tarihindeki OHAL darbesi ile gerçeğe dönüşmüştür. Mesleki örgütlülüğümüz ve haklarımız açısından özel bir an ve olay belirtmek gerekirse, Kasım 2016 tarihinde hukuk dernekleri kapatıldığında veya Eylül 2017 tarihinden itibaren onlarca meslektaşımız tutuklandığında artık tehlike “geçmiş” bir gerçeğe dönüşmüştü. Hukukçu örgütlülüğü ve öncelikle TBB ile barolar etkili bir karşı koyuş sergilemedikleri için saldırı bu gün TBB ve barolarımızın kapısına dayanmıştır. Ve TBB başkanlığı bu saldırıya karşı, hak ve özgürlükler diliyle tüm baroların ve tüm avukatların birliğini sağlayarak bir direnç örmek yerine “C. Başkanının yanlış bilgilendirildiği, saraydaki ‘kripto FETÖ’cüler ve PKK’lılar’ tarafından yönelendirildiğini” söylemiyle daha milliyetçi, daha ırkçı olduğunu vurgulayarak kurtulacağını zannetmektedir.

Evet, barolarımıza ve TBB’nin kapısına dayanan saldırıya karşı mutlaka bir araya gelmeli, konuşmalı ve bir direnç merkezi kurmalıyız. Bu anlamda meslektaşlarımızca imzaya açılan metin haklı bir niyete dayanmaktadır. Ancak muhalefetin birliği adına olmayan şey varmış gibi gösterilmemeli, TBB’ne taşımadığı vasıflar yüklenmemeli, dinci milliyetçi saldırganlığa millilik üzerinden destek çıkan konumu gözardı edilmemelidir. Metindeki liberal söylem, yanlış ve yanıltıcı bilgiler, TBB’ni hiç eleştirmeden, gerçekliği örten anlatımlar meslektaşlar ve yurttaşlar nezdinde doğru bir bilinçcin oluşmasına hizmet etmemekte, direnç dayanaklarını etkisizleştirmektedir.

Derneklerimizin kapatılmasından ve meslektaşlarımızın tutuklanmasından sonra, barolarımıza yönelen faşist saldırı muhalefet cephesini de genişletmektedir. Evet, tehlikenin kıyısında değil, felaketin içindeyken barolarımızı, mesleğimizi, halkımızın hak ve özgürlüklerini korumak için mevziyi nerede ve nasıl kuracağımızı mutlaka konuşmalıyız.

Ama kolayına kaçmadan, egemen siyasi blokun iki kanadından birine yedeklenmeden, kendi kürsümüzü kurarak…

Gökmen YEŞİL

Share Post
Written by
No comments

LEAVE A COMMENT