ÇHD Susmadı, Susmayacak!
 

GÖZALTINDA ŞÜPHELİ ÖLÜM : MURAT ARAÇ

GÖZALTINDA ŞÜPHELİ ÖLÜM : MURAT ARAÇ

Delillerin karartılması kamu görevlilerinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz!

Antalya’ya otobüsle gelen 1998 doğumlu Murat Araç’ın, ilçe girişinde yapılan kimlik kontrolü sonrası gözaltına alındığı, “örgüt üyeliği” suçlaması ile götürüldüğü Gazipaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü binasının üçüncü katından atlayıp intihar ettiği yandaş basın tarafından haber yapıldı. Murat Araç’ın “terörist” olduğundan ve kendi iradesi ile “intihar” ettiğinden, hiçbir sorgu sual yapmadan, dünden emindi yandaş medya…

Ancak, özgürlüğünden yoksun bırakıldığı için bizzat devletin sorumluluğu altındaki kişilerin ölümü, her koşulda şüpheli ölümdür ve titizlikle araştırılması zorunludur. Türkiye’nin de taraf olduğu, Birleşmiş Milletler belgesi olan Minnesota Protokolü de tam da bu tür şüpheli ölümlerde işletilmesi gereken adli prosedürü düzenler.

Bu bağlamda, her sıradan insanın da aklına gelebilecek olan tüm ihtimallerin hızla ve titizlikle araştırılması, delillerin karartılmadan toplanması zorunludur:

  • Gözaltındaki Murat Araç, maruz kaldığı fiziksel ya da psikolojik işkenceden kurtulmak için kendini binanın üçüncü katından “atmış” olabilir,
  • İşkence sonucu öldükten sonra, pencereden atılmış olabilir,
  • Emniyet görevlileri tarafından doğrudan atılmış olabilir.
  • Ya da şayet iddia edildiği gibi “kendisi atladıysa,” can güvenliğini sağlamakla yükümlü emniyet görevlilerinin, bu nedenle de bizzat sorumluluğu söz konusudur.

Ancak, tüm bu soruların cevabını araştırmakla yükümlü olan, Cübbeli Ahmet ile Mehmet Ağar harmanı, bir tutam da Sedat Peker retoriği ile donatılmış İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtı hazır… Hızlıca “düşmanlık” perdesi ardına saklanan Sayın Bakan “örgütün böyle talimatı var” deyip büyük öngörüsünde bulunarak, işkence ile ölüm iddialarına karşı tavrını da devlet adına açıklamış oldu.

Kürt illerinde zırhlı araçlarla yaşanan çocuk cinayetleri, Kemal Kurkut olayı başta olmak üzere son iki yıl içinde yaşanan açık sokak infazları, darbe soruşturmalarında gözaltına alınanların maruz kaldığı işkence vakaları, Ankara’da İHD’ye başvurusu yapılan kaçırma olayları, Sayın Bakanın GBT’sinin küçük bir parçası. Bunun dışında cenaze yasına ve cenazeye saygısı olmayan çetelerle karakol köşelerindeki fotoğrafları gibi “milli madalyalara” da sahip kendisi. Yine biz Süleyman Soylu’yu, Çalışma Bakanlığı döneminde “Devlet tecrübesi var, önemsiyorum” diyerek ve sık sık görüştüklerini ifade ederek kendisine referans olan, “bin operasyoncu” selefi Mehmet Ağar’dan da tanıyoruz.

Devlet yapılanmasının faşist olduğu ülkelerde işkence bir devlet rutinidir. Arjantin, Şili, Yunanistan ve Türkiye bu konuda devlet yetkililerinin suçları ile doludur. O yüzden takım elbiseli bir bakanın açıklaması bizler için çok bildik ve tanıdık. Kontrgerilla faaliyeti veya derin devlet işlerine yatmasına gerek yok kimsenin. Bizler biliyoruz ki en küçük memurundan en büyük bürokratına “suç” devlet bünyesinde ve bilgisi dâhilinde üretilmektedir.

İşkence iddiası ile ölüm veya öldürme işlerinde bu hükümetin şeceresi de ötekiler gibi bozuktur. İşkence, infaz devralınmış bir gelenektir. Baki Erdoğan’dan Süleyman Yeter’e, Festus Okey’den, Engin Ceber’e, Dilan Kortak’tan, Uğur Kurt’a ve daha birçok yurttaşa karşı işlenen açık suçlar ortada iken, yapılan bu ilk resmi açıklamanın ciddiye alınabilecek bir tarafı yoktur.

Sayın Soylu’ya hatırlatmak isteriz: Bakan olmak sorumluluk demektir. Bu sorumluluk, size bağlı kurumlarda kasten veya kusur ile işlenecek fiillerin açığa çıkarılması görevine denk düşer. Ancak acemi bir bürokrat tavrıyla “topu taca atmak”, ne devleti ne de sizleri tarihsel anlamda sorumluluktan kurtarır.

Çağdaş Hukukçular Derneği olarak, Murat Araç’ın ölmesinde ya da öldürülmesinde sorumluluğu olan her kademeden görevlinin cezalandırılması için, olayın takipçisi olacağımızı tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Saygılarımızla. 17.12.2017

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ

Share Post
Written by
No comments

LEAVE A COMMENT