ÇHD Susmadı, Susmayacak!

ADLİ TIP KURUMU BAŞKANINA AÇIK MEKTUP

Gülere ve bizlere verdiğiniz zararın hesabını, her düzeydeki ulusal ve ulusalüstü yargı makamları önünde vermeye mecbur bırakılmanız için mücadele edeceğiz.

Adli Tıp Kurumu lağvedilinceye kadar mücadelemiz sürecektir.
ADLİ TIP KURUMU BAŞKANI
DR. HALUK İNCE’YE AÇIK MEKTUP

05.11.2009 ANKARA

Dr. Haluk İNCE
Adli Tıp Kurumu Başkanı,

Sayın İNCE,
Kurumunuzun Güler ZERE’nin tıbbi raporunu tamamladığı anlaşılıyor.
04.11.2009 tarihinde bir televizyon kanalında bu vesileyle yapmış olduğunuz değerlendirmeyi, dehşet ve utanç içerisinde izledim.
Adli Tıp kariyerinizi bilmiyorum ama aynı zamanda “Halk Sağlığı Uzmanı” olduğunuzu söylediniz. Halkın sağlığını “sizden” korumak için birkaç sorunun cevabı bulunmalıdır.

Şu cümle size ait:
“Karar verirken hastanın yararını düşündüğümüz kadar, toplumun bazı kesimlerinin düşüncelerini de düşünmek zorundayız.”
Bunlar toplumun hangi kesimleridir? Siz kimsiniz? Politikaya mı atılmak istiyorsunuz? Böyle konuşmaktan hiç sıkılmaz veya utanmaz mısınız?

Şu cümle size ait:
“Bu insanların zarar verdikleri insanlar var”
Siz, önünüze getirilen hastanın siyasal, sosyal, kriminal geçmişini, ne hakla ona yönelik davranışlarınıza mesnet yaparsınız? Ne hakla kamuoyu önünde tartışırsınız? Siz ne biçim bir hekim siniz? Orası nasıl bir kurumdur?

Şu cümle size ait:
“27 Ağustos’ta Adli Tıp önünde yaklaşık bin kişi toplanmıştır. Her çadır kurana biz istediği raporu verecek olursak bizim bilimsel kimliğimizin ne anlamı kalır.”
Farkında mısınız siz tamamen çürümüş bir “çadır-kurumun” başındasınız? Sizin gibiler yüzünden zaten bir “çadır-devletinde” yaşıyoruz. Bilimsel kimliğiniz neydi ki kaybetmekten korkuyorsunuz?

Şu cümle size ait:
“27 Ağustos’ta bu hastanın bize geldiği şartlar infaz tehiri kapsamında değerlendirilmiyordu.”
Kim böyle değerlendirmiyordu? Sizin o tarihte “Onkolog” uzman olmadan kurul topladığınız ortaya çıkmıştı, utanç içerisindeydiniz. Kadın doğumcularla, dermatologlara hazırlattığınız kanser raporu mu bilimsel kimlik diye sırtınızı dayadığınız?
Gülerin hastalığının ortaya çıkışı 2008 yılının Ekim ayıdır. Hekim ve infaz kurumu kusuruyla geç teşhis edilmesi ancak 2008 Aralık tarihinde gerçekleşmiştir. İlk kanser ameliyatı Şubat 2009 tarihlidir.
Güler’in cezaevi ve hastane mahkûm koğuşu koşullarında yaşamını sürdüremeyeceğine ilişkin KBB/Onkoloji konsültasyonu sonucu verilmiş ilk uzman heyet raporunun tarihi 22 Haziran 2009’dur.
Ağustosta iyiydi demekten sıkılmaz mısınız?

Şu cümle size ait:
“Bizim birçok konuda kandırılma ihtimalimiz hep vardır. Kimse aldatılmaktan hoşlanmaz.”
Aldatılmaktan hiç kimse hoşlanmaz, biz de hoşlanmıyoruz.
Ama kabul etmek gerekir ki kanser hastası rolü yapmak mümkün değil. En azından “Doktor” rolü yapanların bu işi daha kolay kıvırabildiği ortada.

Cumhurbaşkanı’nın boş bulunup gazetecilere “önümde başvuru da yok, rapor da… Olsa bakacağım” demesini takip eden, bir günlük, sahte ve hekime yakışmaz telaşınız, havaalanında imza numaranız bizlerin gözünü boyamadı. Herhalde Dış işleri Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı basın danışmanları dışında kimse anlattığınız olay akışını ciddiye almamıştır.
Elbette bu rezilliği “takdire şayan sürat” olarak pazarlamaya çalışanlar vardı yanınızda. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı ÜSKÜL, acele postayla evrakların yola çıkışından, ayaküstü kararınıza kadar ve hatta havaalanı imzalarınızı bile telefondan takip etmiş. Aksiyon filmi tadında anlattı televizyonda marifet gibi. Bu zatın insanı şaşırtma potansiyeli sonsuz. Onun hakkında fikir sahibiyim, daha önce söyledim ve burada tekrar etmeyi gereksiz buluyorum.
Dünkü tavırlarından sonra emin olduğum tek gerçek, başkanı olduğu komisyonun adında “insan” geçiyor olmasının talihsiz bir tesadüften ibaret olmasıdır. Eminim fırsat verilseydi idare amirliğinden başkanlık divanı kâtipliğine kadar önünün açılacağı başka parlamenter rollere daha kolay adapte olur, kendisini de bizi de üzmezdi.
Utanması olanlar için söylüyorum; Güler bir yıldır kanser hastası.
Yüzü hala kızarabilenlere hatırlatıyorum; yaklaşık yüz elli gündür “hapishane ve hastane mahkûm koğuşunda tutulursa” ölümünün hızlanacağı ve derhal bırakılması gerektiği, uzman doktor heyeti raporuyla sabit. Hem de sizin, kanser doktoru hariç “her telden” uzmanların raporu gibi değil, KBB ve Onkoloji hocalarının raporları bunlar.

Televizyondan sızlanmış olduğunuz için söyleyeyim, Güler’in avukatlarının hakkınızda “kasten adam öldürmeye teşebbüs” suçundan yaptığı şikâyeti takdir ediyorum ve destekliyorum. İhmal kasıtların en acımasızıdır ve bana soracak olsanız ihmali davranışla insan öldürenler, icrai davranışla insan öldürenlerden daha ağır cezalandırılmalıdır. Herhalde aranızdan biri çekip Güler’i vursaydı, hiçbirimize bundan daha çok ve daha uzun acı çektirmiş olmayacaktınız. Güler’in kendisine bile…
Adli Tıp Kurumu’nun ıslah edilemeyeceği, kapısından pencere pervazına kadar çürümüş olduğu yönündeki inancımız, tutum ve davranışlarınız nezdinde doğrulanmıştır. Adli Tıp Kurumu lağvedilmelidir.
Sizin ve Sayın ÜSKÜL’ün “biz görevimizi yaptık, doktor kusuru varsa onu da Türk Tabipleri Birliği disiplin yönünden incelesin” minvalindeki yaklaşımınız, halkı sorumsuzca aldatmaktadır. TTB Başkanı Sayın GÜRSOY telefonla katılıp düzeltti ama ben de tekrar etmeliyim; Güler hakkında rapor veren 3. İhtisas Dairesi Başkanınız hakkında “işkence izlerini görmezden gelmek/gizlemek” suçundan birden fazla süreli meslekten men kararı bulunmaktadır. Sadece onun hakkında değil, kurumunuza mensup hekimler hakkında verilmiş birçok TTB Yüksek Onur Kurulu kararı Adalet Bakanlığı tarafından uygulanmamaktadır. Sayın ÜSKÜL ile birbirinizin sırtını kaşımayı bırakıp, bu kararları uygulatmayı denerseniz, inandırıcılığınız ve ciddiyetinizde, -mevcut durumunuza nispeten- iyileşme elde edebilirsiniz.
Adli Tıp Kurumu lağvedilmelidir, ama sizin bunu beklemeniz yersiz ve uzun olur.
Sayın İNCE,
Derhal istifa ederek, stresini kaldırabileceğiniz büyüklükteki tıbbi çalışmalara dönmelisiniz.
Kişisel fikrim, zihniyetinizi gözden geçirmedikçe, tıbbi çalışmalardan da tamamen uzak durmanız yönündedir ama elbette işin bu tarafı, deontolojik fikrimi paylaşacak etik kurul raporları ve mahkeme kararları çıkana kadar bekleyebilir.
Güler’e ve bizlere verdiğiniz zararın hesabını, her düzeydeki ulusal ve ulusalüstü yargı makamları önünde vermeye mecbur bırakılmanız için mücadele edeceğiz.
Adli Tıp Kurumu lağvedilinceye kadar mücadelemiz sürecektir.
Saygılarımla.

Selçuk KOZAĞAÇLI
Avukat
Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı

Share Post