ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

EGEMENLER ARASI GÜÇ MÜCADELESİ, TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE SALDIRMAYA DEVAM EDİYOR!

BASINA VE KAMUOYUNA

EGEMENLER ARASI GÜÇ MÜCADELESİ, TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE SALDIRMAYA DEVAM EDİYOR!

 

201220131821576980598_2

‘Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise’ hükümlü lehine yeniden yargılanma sebebidir. (CMK 311(1)/(c) maddesi)    

‘Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza mahkûmiyetini gerektirecek nitelikte olarak görevlerini yapmada sanık veya hükümlü lehine kusur etmiş ise’ sanık veya hükümlü aleyhine yeniden yargılama sebebidir. (CMK 314(1)/(b)maddesi)

Özel Hukuk alanında, hâkimler kayırma, taraf tutma ya da taraflardan birine kin ve düşmanlık sebebi ile hukuk dışı kararlar verirlerse, Devletin oluşan zararı tazmin etme zorunluluğu vardır. Devlet ödemek zorunda kaldığı bu tazminatı, zararı veren hâkimden tahsil eder. (HMK 46. madde)   

              

Hâkimler, hüküm verirler. İnsanların hakları ve özgürlükleri konusunda…

Her insan hata yapabilir. Hata veya ihmal sonucu ya da kasten her insan hukuk dışına çıkabilir. Hâkimler bu insanlık hallerinden muaf değildir.

Hâkimler, hüküm verme sürecinde hukuk dışına çıkarlarsa, bu bireyin hak ya da özgürlüğünün çiğnenmesi sonucunu doğurur. Bu sebeple, özel hukuk alanında hâkimlerin hatalarından dolayı tazminat sorumluluğu vardır. Ceza hukuku alanında, hüküm veren hâkimin suç işlediğinin tespiti, yeniden yargılanma sebebidir.

Hâkimlerin hukuk dışına çıkıp, çıkmadıklarını kim tespit edecektir? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu…

12 Eylül 2010 Tarihli referandum öncesi, HSYK yedi üyeden oluşmakta idi. Adalet Bakanı ve Adalet Bakanı Müsteşarı bu yedi üyeden ikisini oluşturuyordu.

12 Eylül 2010 yılında, halkın oyuna sunulan Anayasa değişikliği ile HSYK’yı düzenleyen Anayasanın 159.Maddesi değiştirildi.

Halkoyuna sunulan 2010 Anayasa değişikliği ile;

 ‘Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar’ ilkesi benimsendi ve ‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmi iki asıl ve on iki yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır’ hükmü getirildi.

Halkoyuna sunulan Anayasa değişikliğinin kabulü yönünde çalışma yapanların temel dayanağı, çoğulculuk esasına göre kurulan ve daha fazla sayıda üyeyi barındıran yeni HSYK’nın daha adil işleyeceği ve ‘tarafsız ve bağımsız yargı’ idealine daha fazla hizmet edeceği yönünde idi.

HSYK, Hâkim ve Savcıların yalnız disiplin işlemlerini takip etmemektedir. Hâkimlerin ve savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri sebebi ile suç işleyip, işlemediklerine dair soruşturma işlemleri de HSYK’nın ilgili dairesinin teklifi ve HSYK Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılmaktadır.

Bir hâkim veya savcının yargılanmasının ön adımı, HSYK’nın karar vermesidir.

Meclisten geçen ve Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulan yeni HSYK Kanunu, Hâkimler ve Savcılar için disiplin soruşturması ve yargılanmaları gereği Adalet Bakanı’nın emrine bağlanmıştır.

Bu, egemenler arası bir güç mücadelesi dışında, doğrudan bireyin hak ve özgürlük alanına dair bir müdahaledir.

Kanunun ifadesi ile kayırma, taraf tutma ya da taraflardan birine kin ve düşmanlık sebebi ile hukuk dışı hüküm kurma durumunda, bu hâkimin yargı önüne çıkmasına ya da çıkmamasına tek yetkili Adalet Bakanı olacaktır.

Adalet Bakanı’nın politik tutum ve tercihlerini şimdilik bir tarafa bırakalım. Tek yetkili kişinin, ülkedeki bütün mahkemelerde, bütün hüküm verme süreçlerinde hukuk dışına çıkılıp, çıkılmadığına, suç işlenip, işlenmediğine tek başına belirleyici olması, bireyler için bir güvence midir?

HSYK Kanun düzenlemesini Anayasa Mahkemesi’ne götüren Ana Muhalefet Partisi ya da Anayasa Mahkemesi Hâkimleri konunun yakıcılığını bu kadar duyumsamayabilir.

Her gün adliyelerde, hüküm alınması süreçlerinde yer alan avukatlardır seslerini yükseltmesi gereken!

Bireyin hak ve özgürlük alanına ‘hukuk dışı müdahaleleri’ denetleme mekanizmaları geliştirilecek yerde, ortadan kaldırılmaktadır. Tek kişinin denetimi, denetim değildir!

HSYK Kanun değişikliğinin birinci getirisi; Adalet Bakanı’nın Hâkim ve Savcılara dair bütün denetim işlemlerinde kontrolü eline almasıdır. İkincisi; Adalet Akademisi’ne müdahale edilerek hâkim ve savcı alımlarında, mesleğe kabulde Adalet Bakanı’nı etkin kılmaktır.

Biz Çağdaş Hukukçular, yaşam tarzı dayatması sonucu mesleğe kabul edilmeyen ve yaşamdan kopan Aday Hâkim Didem Yaylalı’yı unutmayacağız! Unutulmaması için hep hatırlatacağız!

Hâkim ve savcıları mesleğe kabulde tek yetkili olmak, disiplin ve ceza soruşturmalarında tek belirleyici olmak, budur yeni düzenlemenin özü.

Devlet içi iktidar savaşının ve malum güç odaklarının (AKP-cemaat) kapışması sonucu patlak veren 17 Aralık operasyonları, bu düzenlemelerin -hükümet açısından- aciliyetini doğurmuştur. Yıllardır toplumun her kesimine adaletsizliği reva gören hükümet, ona dokunmaksızın bin yıl yaşamaya bırakmış olduğu yılanı, ona dokunmaya kalkınca nasıl da kafeslemeye kalkıştığını bir kez daha göstermiştir.

Ve bu doğrultuda;

Yargı, bütünü ile yürütme erkine bağlanmaktadır.

Daha vahimi, bireylerin hak ve özgürlük alanında, ‘hüküm verenlerin denetimi’ için mekanizmalar daha etkin kılınmak yerine var olan mekanizmalar politikleştirilerek işlevsiz kılınmaktadır.

Tek adam denetimi, denetim değil, politik baskı aracıdır.

‘Millet iradesini’ her şeyden üstün tutan bir söylemin, halkoyuna başvurularak gerçekleşen bir Anayasa değişikliğini, ‘ben yaparım olur’ düşüncesiyle kanun yolu ile değiştirmesi ayrı bir eleştiri konusudur.

HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısını ve seçim yöntemlerini değiştirme hedefi ile 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen  Anayasa referandumu için Yüksek Seçim Kurulu kâğıt, zarf, sandık ve sandık görevlilerine yapılan ödeme olarak 154 milyon lira harcama yapmıştır. Siyasal partilerin anayasa referandumu için propaganda çalışması olarak harcadığı para miktarının da 100 milyon lirayı bulduğu tahmin edilmektedir. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, kendi partilerinin, 2010 yılı Hazine yardımı olarak aldığı paradan 25 milyon 282 bin 162 lirayı bu referandum sebebi ile propaganda çalışmalarına harcadıklarını açıklamıştır.

Öğretmen ataması bekleyen okullar ve atanamayarak intihara sürüklenen öğretmenlerin olduğu bir toplumsal düzende, yalnız üç yılda eskitilen, boşa çıkartılan bir anayasa değişikliği için 254 milyon lira harcama yapıldığını da kayıt altına almak, toplumun dikkatine sunmak istiyoruz.

HSYK’nın yeniden düzenlenmesi yürürlüğe girmekle, HSYK Üyelerinin görevlerinin sona ereceği ve HSYK Genel Kurulu’nun tüm genelgelerinin  yürürlükten kalkmış olacağı düzenlemesine dair, Başbakanın ‘Safmışız! Hata yapmışız!’ açıklamasının da kayıt altına alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Bireylerin hak ve özgürlük alanında, ‘hüküm verenlerin denetimi’ politikleştirilerek işlevsizleştiriliyor!

Yargı, Yürütmenin doğrudan denetimine bağlanıyor.

Halkoyuna başvurmak için harcanan milyonlarca liraya rağmen, ‘Millet iradesi’ diye yüceltilen irade ‘Halkoyunu’ dikkate almıyor!

Kamuoyunun dikkatine sunarız. 21.02.2014

 

                                                                                   Çağdaş Hukukçular Derneği

                                                                                                         İzmir Şubesi