ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

SAVAŞ TÜM HALKIN YAŞAM SORUNUDUR

SAVAŞ TÜM HALKIN YAŞAM SORUNUDUR

9 Ekim 2019 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, ÖSO çeteleriyle birlikte başlatılan ve uluslararası hukuka göre bir savaş saldırısı olan,  Kuzey Suriye’ye yönelik başlatılan askeri operasyonla ülkemiz yeni bir kanlı sürecin içine sürüklenmektedir.

Sınır güvenliği gerekçe gösterilerek başlatılan saldırı Suriye topraklarını işgal altında tutan hiçbir emperyal ülkeye karşı değil, büyük bedeller ödeyerek anayurdunu IŞİD’e karşı koruyan ve IŞİD’i yenilgiye uğrattıktan sonra, orada yeni bir yaşam inşa etmeye çalışan Kürt ve diğer uluslardan oluşan bölge halkının kazanımlarına ve kendi kaderini tayin etme hakkına yönelik bir saldırıdır.

Bu savaş, dünyamızı ve coğrafyamızı yağmalayan emperyalistlere, halkımızı sömüren burjuvalara karşı bir savaş değil, yüz yıldır kanla sulanan Ortadoğu’da pay kapma savaşıdır.

Ülkemiz ve bölge halklarını ateşe atma pahasına kendi bekasını korumak için, bölge halklarının başı üzerinden emperyal hayallerle tükenişlerini durdurmaya çalışan egemenlerin savaşıdır.

Bu savaş; iktidarın Kürt düşmanlığı politikalarıyla, ülkeyi sürüklediği ekonomik krizi, yoksulluğu, sefaleti unutturma ve iç siyasetteki tıkanıklığını giderme manevrasıdır.

Bu savaş Niğde, Sultanahmet, Diyarbakır, Ankara, Taksim, Suruç ve Reyhanlı’da yüzlerce insanımızı katleden çetelerden temizlenen Rojova’nın işgal ve ilhakı; Kürt, Arap, Türkmen, Süryani, Ermeni halklarının; Müslüman ve Hristiyan toplumunun barış içindeki yaşamının yok edilmesidir.

Bu savaş mezara dönüşmeye hazır çürük binalarda deprem korkusuyla yaşamaya mahkum edilmiş yoksul halkın savaşı değildir!

Bu savaş, iş bulma umudunu yıllar önce kaybetmiş milyonlarca gencin sesinin boğulması, bir süre daha kan ve barut içinde zafer nidalarıyla avutulmasıdır. Savaş baronlarının ölüm döngüsüne mecburen kaydolması, tarafı olmadığı bir kavgada ölüm kusması, ölmeye mahkum olmasıdır.

Bu savaş, her türlü hak arayışının savaşın kanlı havuzunda boğulması: doğanın yağmalanmasına karşı çıkan çevrecinin, katliamlarda yakınlarını kaybeden ailelerin, tazminatını isteyen madencinin, ölmek istemiyoruz diyen kadınların hükumete karşı olmakla suçlanması, vatan haini ilan edilmesidir. Sömürü ve ölümlerde sorumluluğu olanların aklanmasıdır.

Bu savaşın depremle, işsizlikle, yoksullukla, yağmalanan doğamızla, madenlerdeki ölümlerle, iş yerimizdeki sömürüyle ve tüm halkın yaşam koşullarıyla, yoksulluğuyla doğrudan bağı vardır.

Türkiye siyasetinde çok geniş bir siyasi yelpazenin bu saldırıya destek vermesi, alkış tutması operasyona karşı olan herkesin ağır ithamlarla isnat edildiği, savaş çığırtkanlarının sesinin avaz avaz çıktığı ve diğer tüm seslerin bastırılmaya çalışıldığı bir iklimde bu saldırıya karşı durmak bir insanlık görevidir.  Bu gün yapılması gereken Kürt halkıyla ve diğer bölge halklarıyla daha fazla dayanışma içinde olmak ve tüm emperyal güçleri bölgeden gönderecek halkların bir arada dayanışma içinde birlikte yaşamasını ve yönetmesini sağlayacak politikaları hayata geçirmek olmalıdır.

Başta barolar, tüm hukuk kurumları, sendikalar ve demokratik kitle örgütleri olmak üzere tüm yurttaşlara çağrımızdır; Bu savaş hukukun rafa kalkması, özgürlüklerin yok sayılması, silahların konuşup ölümün muzaffer olmasıdır. Bu savaşa karşı çıkmak ve durdurmak Türk, Kürd ve Arap halkları başta olmak üzere bölge halkları arasındaki dayanışma ve kardeşlik duygularının yeniden yeşermesi, halkların barış içinde yaşamasına destek verilmesi demektir.

Barış içinde bir yaşam, temel bir insan hakkıdır. Türkiye’ye yönelik hiçbir saldırının olmadığı, Kürt, Süryani, Ermeni, Arap yurttaşlarımızın akrabalarının yaşadığı, dolayısıyla kan bağımız olan sınırın öte yanında yaşayan halkın  yaşama hakkına yönelik hukuk dışı saldırının parçası olmayacağız. Egemenlerin savaşına karşı, halkların barışını savunmaya devam edeceğiz !

Çağdaş Hukukçular Derneği

Share Post