ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

TUTSAK AVUKATLAR AÇLIK GREVİNE BAŞLADI

Tüm Hukuk Camiasına, Meslektaşlarımıza,

Adliye Koridorlarında, Direniş Alanlarında, Sokaklarda Birlikte Direndiğimiz Müvekkillerimize,

Türkiye’de Her Geçen Gün Derinleşen Adaletsizlik, Yoksulluk, Sömürü ve Talan Karşısında Ezilen Halklarımıza,

Faşizm Karşısında Direnen Tüm Dostlarımıza,

Basına ve Kamuoyuna

18-19 Ocak 2020 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Çağdaş Hukukçular Derneği Olağan Genel Kurulunda oybirliği ile kabul edilen ve kamuoyu ile paylaştığımız sonuç bildirgemizde; “ÇHD; bundan sonra da dün olduğu gibi; ‘grev çadırlarına, morgların önüne, fakülte boykotlarına, barikatların arkasına, kuyrukların önüne gidecektir. ÇHD kendisi ile birlikte mücadele ettiklerinden akıllı olmanın değil, birlikte dövüşmenin, birbirine güvenmenin potansiyelini bir mücadele hattı örmek için eyleme çevirmeyi dert edinecektir” demiştik.

Derneğimiz Genel Kurul iradesiyle, tarihsel sorumluluğunu tespit ederek ve bu sorumluluğun bilinci ile;

Son tutsak yoldaşımız, üyemiz özgürlüğüne kavuşana kadar “Tutsak Avukatlara Özgürlük” şiarından bir adım dahi geri atmayacağımızı, işçi sınıfına yönelen tüm saldırılar karşısında sınıfın ve emeğin yanında saf tutmaya devam edeceğimizi, kamu hizmetinden tasfiye edilip bugün adeta sivil ölüme mahkûm edilmiş kamu emekçileri ile dayanışmayı görev olarak benimsediğimizi, Türkiye’nin, bütün gerici-faşist bölge ülkelerinin ve sınır ötesi emperyalist güçlerin, Kürt halkının iradesine yönelik her türlü saldırganlığın karşısında durduğumuzu ve ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunduğumuzu, doğanın talanı, çevre ve iklim hakkı kapsamında her türlü tahrip edici uygulamalar karşısında mücadele yürüteceğimizi, en genel anlamda cinsiyete dayalı şiddet ve ayrımcılığın karşısında durduğumuzu ve bunun için her alanda mücadele yürüteceğimizi, sınıfsız, sömürüsüz, özgür ve adil bir dünya istediği için hapishanede tutsak edilen tüm siyasi tutsakların ÇHD’nin müvekkili, dostu, yoldaşı olduğunu, mesleğe yönelen saldırılar karşısında, her alanda mücadele edeceğimizi, İçişleri Bakanlığının oluşturduğu “terör” listeleriyle insanların çalışma özgürlüklerine, adil yargılamaya müdahale etmesine izin vermeyeceğimizi, göçmen ve mültecilerin hak ve özgürlüklerinin, yurttaş hak ve özgürlükleri ile eşit önemde ve düzeyde olduğunu vurgulamıştır.

Türkiye’de yargı yoktur. Ceza yargılamaları doğrudan talimatla yürütülmekte, on binlerce insan adil yargılanma hakkından yoksun bırakılmakta, savunma hakları da kısıtlanarak tutsak edilmektedir. Adalet saraylarının adalet sağlamaktan yoksun kaldığı bu dönemde, ezilenlerin, baskı altında tutulanların, haksızlığa uğrayanların adalet mücadelesinde saf tutmak ÇHD’nin tarihsel görevi ve sorumluluğudur.

Bugün, 3 Şubat 2020 tarihi itibariyle Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı da dâhil olmak üzere; Derneğimiz üyeleri Aycan Çiçek, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Ebru Timtik, Engin Gökoğlu, Ayşegül Çağatay ve Oya Aslan’ın açlık grevine başlamış olduklarını öğrenmiş bulunmaktayız.

ÇHD en üst karar organı olan Genel Kurulun tarihsel tespitleri, bugün avukat arkadaşlarımızın ekte paylaştığımız dokuz başlık altında belirledikleri talepleri ile daha yakıcı ve acil olarak gündemimiz olmuştur.

Kamuoyunun da bildiği üzere, tutsak meslektaşlarımız, sadece adı yargılama olan bir pespayeliğin sonucunda apar topar toplamda 159 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Gizli tanıklar ve itirafçılarla yangından mal kaçırırcasına kurulan hüküm istinaf makamınca derhal onanmış olup, şimdi de Yargıtay süreci aynı hızla devam etmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, yine görülmemiş bir hızla onlarca klasör, yüzlerce sayfa iddianame ve yargılama boyunca yaşanan tüm usulsüzlükleri görmezden gelerek, bugün cezaların onanması talebi ile tebliğnamesini hazırlamıştır. Bu süreç Türkiye’de yargı olmadığının en yalın örneklerinden biridir.

Derneğimiz başkanı ve üyeleri 2 yılı aşkın bir süredir birbirinden farklı hapishanelerde tutsaktır. Avukatlık anlayışlarını ezilenlerden yana saf tutmak üzerinden inşa etmiş dostlarımız, faşizm karşısında direnmeyi devrimci avukatlığın bir gereği olarak görmektedir. Önümüzdeki günlerde ÇHD olarak tutsak meslektaşlarımızın talepleri ve direnişleri ile ilgili daha ayrıntılı bir bilgilendirme amacıyla basın toplantısı düzenleyeceğiz. Bu aşamada özelikle bilinmesini istediğimiz nokta, mücadele arkadaşlarımızın bu direnişi sadece kendilerinin karşı karşıya kaldığı bu azgın hukuksuzlukla ilişkili değildir. Dostlarımız, aksine, bu coğrafyada hala vicdanı ve insanlığını yitirmemiş her bir bireyin ortaklaşacağı taleplerini dile getirmekte; ezilen ve sömürülenlerin, doğanın ve yaşamın avukatlığından vazgeçmeyeceklerini ilan etmektedir.

ÇHD olarak, tutsak arkadaşlarımızın yanında, taleplerinin arkasında olduğumuzu duyuruyor ve direnişlerinin kazanımla sonuçlanması için tüm gücümüzle mücadele edeceğimizi tüm kamuoyuna bildiriyoruz.

Bugün yürüyen kavganın hepimiz için bir özgürlük kavgası olduğuna dikkat çekerek, başta meslektaşlarımız olmak üzere, müvekkillerimizi, aydın ve sanatçıları, bu coğrafyada faşizme, adaletsizliğe, dayatılan onursuzluğa ve çürümeye, sömürüye ve zulme karşı duran herkesi, bu süreci birlikte göğüslemeye ve tüm direnenlerin nefesine nefes katacak bir çabanın beraberce parçası olmaya çağırıyoruz.

*Tutsak avukat arkadaşlarımızın açıklama ve taleplerini içeren metin aşağıdadır. 

03.02.2020

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ


Açlık grevine başlayan avukat arkadaşlarımızın açıklama metni ve talepleri

Bugüne kadar mesleğimizin bütün imkânlarını kullanmaya ve hak bilincini yüceltmeye çalıştık.

Tehdit edildik; durmadık. Sansüre uğradık, tecrit edildik; umutsuzlaşmadık. İtilip kakıldık, işkencelerde kolumuz, kafamız kırıldı; vazgeçmedik.

Duruşma salonlarından atıldık, dilekçelerimiz takipsiz, taleplerimiz yanıtsız bırakıldı. Yeniden, yeniden denedik.

Hakkımızda kara propagandalar yapıldı, tutuklandık. Mahkemeler eliyle yalan makineleri işledi, mücadele etmeye devam ettik.

Özel savcılara davalar açtırıp, bize özel kararlar çıkarttırdılar. Yetmedi, arkadaşlarımızın adını “terör listelerine” yazdılar.

Av. Şükriye Erden ve Av. Özgür Yılmaz’ı bugün hâlâ o listelerle tehdit ediyorlar ve yaşam haklarına kastetmenin zeminini oluşturuyorlar.

Bize diyorlar ki; “Hukuk yok, yasa çare değil, siz de tutsaksınız, artık avukatlık yapamazsınız!”

Bize diyorlar ki; “Çaresizsiniz!”

Çaresiz miyiz? Hak aramanın bütün yolları tükendi mi?

Yani artık biz, topraklarımız delik deşik edilip zehirlendiğinde, suyumuz kurutulduğunda, havamız kirletildiğinde tekelci sermayeye karşı halkın avukatlığını yapamayacak mıyız?

Depreme teslimiyet gösterin” diyenlere “suçlusunuz” diyemeyecek miyiz?

Çocuklarımızın tarikatların elinde oyuncak edilmesine, geleceklerinin ve dünyalarının karartılmasına, yakılmasına ses çıkarmayacak mıyız?

Halkı din, mezhep, milliyet, giyim kuşam temelinde birbirine düşman edip bölenleri teşhir etmeyecek miyiz?

Kürt halkının “terörist” ilan edilmesine, siyasi tercihlerinin yok sayılmasına, bombalanıp kurşunlanmasına sessiz mi kalacağız?

Şimdi biz KHK’lar ile ihraç edilenlerin, ataması yapılmayanların haklarını aramayacak mıyız?

İşsizliğe mahkûm edilen işçinin, hakkını arayan emekçinin omuz başında duramayacak mıyız?

Şimdi biz memleketin dağının taşının, kurdunun kuşunun, havasının suyunun, meydanının kondusunun hakkını aramayacak mıyız?

Hakkını aramamız için bize güvenip vekâletle geleceğini teslim edeni savunmayacağız, öyle mi?

Müvekkillerimiz hukukun bir masal olarak bile söylenemeyeceğini gördüler ve açlık grevlerine, ölüm oruçlarına başladılar. Peki, biz şimdi onların vekâletinin gereğini yapmayacak mıyız?

12 Eylül zindanlarında duvarlara şöyle yazarlardı; “Burada Allah yok!” Amaçları kişinin dua etme “çaresini” bile elinden almaktı. Bugün aynı politika devam ediyor. Halka “çaresizsiniz” diyorlar.

Bize “elinizden bütün mücadele araçlarını aldık”, “teslim olun”, “çareniz kalmadı” diyorlar.

Direnen, teslim olmayan çaresiz kalmaz.

Çaresiz değiliz; açlık grevine başlıyoruz. Çünkü;

  1. Avukatlık mesleğine onur ve saygınlık kazandıran halk ve hak savunuculuğu, mesleğin özüdür. Bu özün çürütülüp; mesleğin alelade bir para kazanma aracına dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz.

Avukatlık faaliyeti yargılama konusu edilemez. Bizleri “sözde” yargılayarak, tutuklayıp 159 yıl ceza vererek tüm avukatlık mesleğine gözdağı verilmektedir.

  1. Adalet özlemimiz, müvekkillerimiz yüzlerce günlük açlığıyla kamçılanıyor.

Mustafa Koçak, devrimci müzik grubu Yorum üyeleri İbrahim Gökçek, Helin Bölek; adalet, adil yargılanma, kazanılmış hakları savunma amacıyla ölüm orucundalar.

Müvekkillerimizin haklı taleplerinin savunucusu olduğumuz talepleri taleplerimizdir, kabul edilsin!” demek için açlık grevindeyiz.

  1. Yargı mekanizması, halkı adaletsizliğe mahkûm etmenin, siyasi muhalifleri ve devrimcileri tasfiye etmenin aracı haline getirilmiştir.

Halka yönelik katliamların, işçi cinayetlerinin, devletin faili olduğu suçların, idarelerin ihmalleri sonucu öngörülen, yol verilen “kazaların” yargılama oyunuyla aklandığı, suçluların cezasız bırakıldığı, suçların meşrulaştırıldığı bir “adaletsizlik kazanı” olarak kaynamaktadır “yargı”.

Halkın avukatlarının tutsak edildiği, halkın savunmasız bırakıldığı bir mekanizmaya yargı denemez.

Mücadeleler sonucu elde edilmiş yargılama ilkelerinin hayata geçirildiği, savunma ve adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirildiği; somut, bilimsel delillere dayalı olarak “suçun” ispat edildiği; belirli, öngörülebilir, açık, halktan yana ve halk için bir yargılama faaliyeti istiyoruz.

Gizli tanık aldatmacası, itirafçılık/iftiracılık, SEGBİS dayatması, delilsiz, varsayımlara, soyut iddialara dayalı hüküm kurma, ceza yargılama ilkelerinin yok sayılması ile görünüşte bile adil olmayan yargılama oyunları son bulsun!

Bu ‘sözde’ yargılamalarla ceza verilmiş tüm siyasi tutsakların hakları iade edilsin, yargılamalar tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılsın!” demek için açlık grevindeyiz.

  1. İçişleri Bakanlığı, sözde “terör listeleri” yayınlayarak yargı yetkisini gasp etmekte, en temel ceza yargılama ilkesi olan “masumiyet karinesini” yok saymaktadır.

Terör listeleri, siyasi muhaliflerin, devrimcilerin katledilmelerinin zeminidir. İçişleri Bakanlığı, hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları olmayan insanları hedef gösterip katlederek suç işlemektedir. Av. Şükriye Erden ve Av. Özgür Yılmaz’ın da içine konulduğu “terör” listeleri iptal edilmeli, bu listelere dayanılarak yapılan katliamlar cezalandırılmalıdır.

  1. Hukuk alanı yalnızca egemenlerin zulmünün meşruluk örtüsü değil; halkların binlerce yıllık hak mücadeleleri tarihinin de bir mevzisidir. Bugün bütün hak ve özgürlüklerimiz faşizmin saldırısı altındadır. Sendikal haklardan örgütlenme özgürlüğüne, gösteri yürüyüşü düzenlemekten yazı yazmaya, konuşmaktan yaşam hakkına, iş güvencesi hakkında doğal temiz bir çevrede sağlıklı yaşama hakkına, adil yargılanma hakkından lekelenmeme hakkına kadar, tüm hakların özlerine dokunulmuş, etkisizleştirilmiş ya da tamamen gasp edilmiştir.

Devrimci avukatlar olarak, geleceği kazanmak için tarihsel hak ve özgürlükleri koruma, geliştirme sorumluluğuyla açlık grevindeyiz.

  1. Halklarımıza açlık, yoksulluk, işsizlik, adaletsizlik dayatılırken yozlaştırma, değersizleştirme ve onursuzluk amaçlanıyor.

Yasalar eliyle halkların manevi ve ahlaki değerlerinin tahrip edilmesi, yargılama konusu edilen cenaze törenlerinden, yedi ve kırk yemeklerine, taziye ziyaretlerine bile davalar açılması, muhbirleştirme, ajanlaştırma, iftiracılık gibi ahlaki suçların, yasallaştırılarak süreklileştirilmesidir.

Etkin pişmanlık” adı altında sürdürülen bu yozlaştırma politikasının son bulmasını, ihbarcılık, gizli tanıklık gibi sözde delillerin ortadan kaldırılmasını istiyoruz.

  1. Vatanımızın her metrekaresinde doğal, tarihi, kültürel güzellikler dizginsiz bir yağmaya açılmış durumdadır. Her şeyi kâr ve tüccar mantığıyla alınır satılır hale getiren, piyasalaştıran iktidar politikalarının halkımızın, çocuklarımızın geleceğini çalmaması için açlık grevindeyiz.

Maden sahası, nükleer tesis, taş ocağı, boru hattı, turizm, “kentsel dönüşüm” vb. gerekçelerle Munzur Vadisi’nin, Ayder Yaylası’nın, Salda Gölü’nün, Hasankeyf’in, Kaz Dağları’nın, Mersin’in, Sinop’un, Kuzey Anadolu Ormanları’nın, İstanbul’un, yüzlerce yıllık zeytinliklerin, Trakya topraklarının talanına, yok edilmesine karşı, bu memleketin her santimine duyduğumuz sorumlulukla açlık grevindeyiz.

  1. Tecrit işkencesine tabi tutularak, kitap yayın hakkı, sohbet hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, haberleşme ve iletişim hakları keyfi şekilde ellerinden alınan; ağırlaştırılmış müebbet hapis infaz rejimi ile – “ölünceye dek” hürriyetinden yoksunluk, tüm dünyada reddedilen bir uygulama iken, yasalara ve mahkeme kararlarına yazılan bu ibare ile – siyasi düşmanlığı vurgulayan infaz düzenlemeleri ve uygulamalarına son verilsin!

Hasta tutsakların, hastalıkların kendilerine karşı kullanılan bir işkence aracı haline getirilmesine son verilsin!

Tecride ve hasta tutsaklara yapılan işkencelere karşı insan onurunu savunmak için açlık grevindeyiz.

  1. Asla çaresiz kalmayacağımızı, hakkımız olanı istemekten, onurumuzu her şeyin üstünde tutmaktan vazgeçmeyeceğimizi göstermek için açlık grevindeyiz ve biz kazanacağız!

Müvekkillerimizi ve Halkımızı Savunmaktan Vazgeçmeyeceğiz!

Şeref Ölümden Üstündür!”

Share Post