ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

AÇIKLAMA : Sivas’ın Katilleri ve Hasta Tutsaklar

BASINA VE KAMUOYUNA

31.01.2020 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanan karara göre, Ahmet Turan Kılıç, Recep Tayyip Erdoğan’ın affına mahsar oldu ve hapishaneden tahliye edildi. Bu tahliye kararı basit bir karar olmayıp, aksine; bugün Türkiye’de hukukun kimler için işletildiği, iktidarın aslen kimleri koruyup kolladığı, kimlerin canından endişe edip, kimlerin ölümü için gün saydığını gözler önüne sermek anlamında oldukça sembolik bir anlam taşımaktadır.
Ahmet Turan Kılıç, Sivas Madımak‘ta yaşamını yitiren 33 kişinin katillerinden biridir ve yargılama sonucunda hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezasına hükmedilmiştir. Adli Tıp Kurumu‘nun verdiği sağlık raporu doğrultusunda bugün tahliyesi sağlanmıştır. Sivas katliamı yargılamasına bir bütün olarak bakıldığında tahliye kararı şaşırtıcı değildir. Bilindiği üzere dava zamanaşımına uğratılmış, akabinde bu davanın sanık avukatları AKP milletvekilliğine, bakan ve Belediye Başkanlığına getirilerek, cezalandırılmak bir yana kendilerine birer de koltuk bahşedilmiştir. Aynı şekilde bugün af kararının altında imzası olan Erdoğan‘ın, dava zamanaşımına uğratıldığında, “hayırlı olsun” demiş olması da basit bir rastlantı değildir. Bu bağlamda Kılıç’ın tahliyesi, egemenlerin Sivas katliamının arkasında olduğu ve esasen katilleri korumak ve kollamak üzerinden açık bir pozisyon aldıklarının bir başka göstergesidir. Bununla birlikte Çağdaş Hukukçular Derneği olarak, bu açıklamayı yapmaya ihtiyaç duyma nedenimiz, yürürlükte olan bir yasanın uygulanmış olması değildir. Dernek olarak sağlık koşulları kapatılmaya uygun olmayan kişilerin yine de hapishanelerde tutulmasının işkence olduğunu savunuyor ve hasta tutsakların serbest kalabilmeleri için yıllardır tutarlı bir şekilde mücadele ediyoruz. Buradaki itirazımız yasanın sadece “bir kişi” yahut spesifik kişiler için uygulanmasıdır. Bu açıklamayı gerekli kılan ortadaki keyfiliktir. Amacımız, Kılıç gibi 33 kişinin diri diri yakılmasından sorumlu bir katil için Adli Tıp Kurumu şimşek hızı ile rapor düzenleyebilir, Cumhurbaşkanlığı apar topar af ilan edebilirken, bu yasal düzenlemenin aslında kimler için uygulanmadığına dikkat çekmektir.
Benzer şekilde geçtiğimiz sene içerisinde, “Anayasal düzeni zorla değiştirmek” suçlamasıyla dönemin Devlet Güvenlik Mahkemelerince (DGM) Hizbullah Davasından yargılanıp ömür boyu hapse mahkum edilen hükümlüler tahliye edilmişlerdi. Bu tahliyelere gerekçe ise DGM’lerdeki üye askeri hakimlerin “adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine” ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve benzer içerikte verilen Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarıydı. Onlarca Hizbullah hükümlüsü hakkında, bu kararlara dayanılarak yerel mahkemelerce yargılamanın yenilenmesi ve tahliye kararları verilmiştir. Fakat, “tarafsız” ve “bağımsız” olması gereken, bağlayıcı yüksek
mahkeme kararlarına uyması gereken mahkemeler, dönemin askeri hakim üyeli DGM’lerince başka örgüt davalarından yargılanarak hüküm giyen politik tutsakların başvurularını reddetmiş, haklarında yargılamanın yenilenmesi veya tahliye kararı vermemiştir. Bu durum da diğer devlet kurumları gibi yargının da siyasallaştığının, taraflı ve bağımlı olduğunun, kararlarını belli bir ideolojik yaklaşım ve politik tercihlerle verdiğinin göstergesidir.
Güler Zere’nin bedeni kanserden erirken derneğimiz Adli Tıp Kurumu`nun önünde defalarca basın açıklaması yapmak zorunda kalmıştır. Döneminde, Güler’in tahliyesi bile isteye geciktirilmiş, ancak öleceği kesinleşince tahliyesi yapılmıştır. Derneğimiz üyesi Barkın Timtik, bırakın tahliyeyi, yakınlarına haber verme ve doktor seçme haklarını kullanamadan, hapishanedeki hücresinden kaçırılarak ameliyat edilmiş, hala sağlık sorunları sürmesine rağmen bu konuda hiçbir adım atılmamaktadır. Daha bu yılın Ocak ayında hasta olmasına rağmen tahliye edilmeyen Nurcan Bakır, yaşamına hapishanede son vermeyi seçmiştir. Burada sayılan bu isimlerin tamamı politik
tutsaklardır. Kılıç ve devletin bir çırpıda tahliyesi için telaşlandığı katil sürüleri gibi elleri kanlı değildir. Bu isimler ve daha niceleri yaşanabilir bir dünya istedikleri, sömürüye, talana karşı çıkıp sınıfsız bir dünya özleminden yana oldukları için hapishanede tutulmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye genelinde 1500’e yakın hasta tutsak olduğu düşünülmekte ve bu hasta tutsakların sağlık hakkına erişemedikleri bilinmektedir. Sözde “af mekanizması” konu devrimci, yurtsever tutsaklar olduğunda tıkanmakta, katiller şimşek hızı ile salınırken devrimci yurtsever hasta tutsaklar hapishanelerde ölüme terk edilmektedir.
Tüm duyarlı kamuoyunu iktidarın baştan aşağı ikiyüzlü politikası karşısında ses çıkarmaya davet ediyoruz!
Sadece devrimci ve yurtsever olduğu için kapalı tutularak işkenceye maruz bırakılan tüm hasta tutsaklar derhal serbest bırakılsın!

Çağdaş Hukukçular Derneği

Share Post