ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

Savcı Osman Şanal’a Şikayet

sikayet chd

ÇHD Antalya Şube Adliye  önünde .

3  Haziranda Kepez Emniyet Müdürlüğü gözaltı birimindegözaltı takibi  ve müdafi görüşmesi için Müdürlüğe gelen şube başkanı Av.Nusret Gürgöz ile  Av.Evrim Çelik ve Av.Özge Kurşun’a yönelik polis şiddeti ve fiili gözaltı nedeniyle emri veren Savcı Osman Şanal  HSYK’ya şikayet edildi.

Genel Başkan yardımcısı Av.Münip Ermiş tarafından okunan basın açıklaması aşağıdadır

Av. Nusret GÜRGÖZ 3.6.2013 tarihinde Antalya Barosuna kayıtlı diğer meslektaşımız Av.Evrim Çelik birlikte gözaltında bulunan Erdem Kara’ya . hukuki yardımda bulunmak ve müdafik için Kepez İlçe Emniyet Müdürlüğü gözaltı birimine gelmişlerdir. Aynı şekilde başka bir gözaltı takibi için orada bulunan Av.Özge Kurşun’la birlikte içeri girmişler ve gözaltına bulunan şüphelilerle görüşmek istediklerini bildirmişlerdir.

 Ancak şikayet olunan savcı Osman Şanal’ın talimatı olduğu gerekçesi ile orada bulunan kolluk amiri Hüseyin Kuru tarafından meslektaşlarımızın görüşme yapması engellenmiştir.

 Daha sonra meslektaşlardan Avukat Özge Kurşun’un uzaktan gözaltına bulunan kişilere “içinizde yaralı varmı ?” sorusu üzerine, gözaltında bulunan birkaç kişi “biz yaralıyız” diye bağırmıştır. Bunun hemen ardında ise sivil giyimli bir kadın görevli önce Avukat Özge Kurşun’un kollarından tutmuş, daha sonra hem müvekkil meslektaş,hemde diğer meslektaşlar polisin fiziki saldırısına maruz kalmış , ardından da “SAVCI OSMAN ŞANAL’IN TALİMATI” denerek meslektaşlarımız fiili olarak gözaltına alınmıştır. Yaklaşık 30 dakika gözaltı biriminde hürriyetleri tahdit edilmiştir.

 Meslektaşların yapmış oldukları şikayet Antalya Cumhuriyet Savcılığının 2013/34078 soruşturma sayılı dosyasında yürütülmektedir.

 Polis tarafından tutulan 4.6.2013 tarihli tutanakta “HEM AVUKAT GÖRÜŞÜNÜN ENGELLEME TALİMATININ, HEMDE GÖZALTINA ALIP İŞLEM YAPMA TALİMATININ “ şikayet olunan Osman Şanal tarafından verildiği açıkça bellidir.

 2- 5271 sayılı CMK’nın 149.maddesi Şüpheli veya sanığın, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabileceğini, kanunî temsilcisi varsa, onunda şüpheliye veya sanığa müdafi seçebileceğini, Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemeyeceğini ve kısıtlanamayacağını, 150.maddesi; Şüpheli veya sanığın bir müdafi seçmesi isteneceğini, Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirileceğini ifade etmektedir.

Diğer taraftan 90/4 ‘de “Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir” denmek suretiyle yakalamanın gerçekleştiği andan itibaren kanuni haklardan şüphelinin kayıtsız koşulsuz bir şekilde yararlanacağı belirtilmiştir.

Her iki düzenlemeden açıkça ifade edildiği gibi kişi Emniyet kapısından girdiği andan itibaren, şüphelinin bir avukatın hukuki yardımından yararlanması asla engellenmez. Hatta yakalamanın fiili olarak gerçekleştiği, andan itibaren, şüphelinin müdafinin hukuki yardımından yararlanma hakkı başlayacaktır.

Bunun yanında Türk Ceza Kanunu açısından avukatlık mesleği özel bir konumdadır. TCK’nın, 6/d maddesi avukatı yargı görevi yapan olarak tanımlamış. 82/1-a maddesi, 86/2-d maddesi, 125/3-a maddesi kamu görevlisinin vücut dokunulmazlığına, hürriyetine ve şerefine karşı işlenen suçlara karşı daha ağır yaptırımlar getirmiştir.

Aynı şekilde 1163 sayılı Avukatlık Kanununun 58 maddesi “ Avukatların avukatlık veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılacağını, Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzerinin aranamayacağını “ söylemektedir.

 Yasanın avukatlık mesleğine getirdiği özel konum, savunmanın dokunulmazlığı ile ilgilidir. Çünkü savunma dokunulmazlığı ,hak arama özgürlülüğünün teminatıdır.. Avukatın mesleğini yürütürken kendisini güvencesiz hissetmesi halinde, bu mesleğin sıradanlaşacağı ve toplumun adalete ulaşma duygusunun ortadan kalkacağı bilinmelidir. Avukatlara yönelen her türlü saldırının toplumun hak arama özgürlüğüne yönelmiş olacağı da asla unutulmamalıdır

 Bu nedenle avukat görevini yaparken yargının diğer tüm süjeleri özel bir duyarlılık göstermek zorundadır. Bu sadece yasal bir görevleri değil, aynı zamanda, toplumun adalete olan saygısını ve inancını pekiştirmenin bir aracı olarak ta görülmelidir.

 Her hangi bir suç şüphesi altından gözaltına alınan bir kişinin ,müdafiden yararlanma hakkı üzerine asla tartışılamayacak veya sınırlandırılamayacak temel bir hakkıdır. Hiçbir kamu görevlisinin savunma hakkının sınırlarını çizmeye ve ona yeni yorumlar getirmeye hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur. Yasa mümkün olduğunca ve herkesin anlayabileceği bir netlikte kanun koyucu tarafından kaleme alınmıştır.

 Bu nedenle ne Savcının gözaltından bulunan şüphelinin , avukattan hukuki yardım almasını engellemeye yönelik talimat vermeye , neden kolluk görevlisinin bu kanun dışı emre uymaya yetkisi bulunmaktadır.

 Kaldı ki; savunma hakkı hem Anayasa tarafından hemde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesi tarafından güvence altına alınmıştır. Gözaltında bulunan bir kişinin avukat görüşünü engellemek, sadece bir suç değil aynı zamanda ağır bir insan hakları ihlalidir.

 ŞİKAYET OLUNAN CUMHURİYET SAVCISI OSMAN ŞANAL TARAFINDAN İŞLENEN SUÇLAR;

 A-Görevi kötüye kullanma suçu

 Kolluk tarafından düzenlenen 4.6.2013 tarihli tutanakta,”CUMHURİYET SAVCISI OSMAN ŞANAL’IN TALİMATI BULUNDUĞU VE GÖRÜŞME YAPTIRILMAYACAĞI VE BİLGİ VERİLMEYECEĞİ” ifade edilmiştir.

 Kanun dışı emri vereninde ,uygulayanında bundan sorumlu olacağı hukukun genel ilkesidir.

 Bu nedenle avukatı görevini engelleme için emir veren durumunda olan Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal öncelikle görevi kötüye kullanma suçunu işlemiştir.

 B-Görevli memura direnme;

 Türk Ceza Kanununa 265/2 maddesi “ Görevi yaptırmamak için direnme suçunun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlini “ bu suçun ağırlaştırıcı hali olarak düzenlemiştir. Şikayet olunan Savcının karakol binası içerisinde görevini yapmak için gelen avukat için gözaltı talimatı ve kolluğun fiili müdahelesi için emir vermesi TCK. 265/2’de ifadesini bulan görevli memura direnme suçuna azmettirme suçunu oluşturacaktır.

Bu nedenle şikayet olunan Osman Şanal verdiği emir nedeniyle görevli memura direnme suçunu da işlemiştir.

 C– Kişiyi hürriyetin yoksun kılma;

Türk Ceza Kanununun 109. Maddesi kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun –  Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,” işlenmesi halini suçun nitelikli hali olarak düzenlemiştir.

Müvekkil /meslektaş dahil meslektaşların yaklaşık yarım saat boyunca hürriyetlerinden yoksun bırakılması TCK.109/3 –d’nin açıkça ihlalidir.

Bu emri şikayet olunan Savcı Osman Şanal’ın verdiği anlaşıldığından, azmettiren sıfatı ile de bu eylemden sorumludur.

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 62.maddesi uyarınca disiplin soruşturması açılması istemi konusunda karar mercii olarak Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulunu göstermiştir.

Bu kanununu 68/b maddesi “ Yaptıkları işler veya davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandıran tutum ve davranış sergileyen” hakim ve savcı hakkında yer değiştirme cezası verileceğini, 69 .maddesi ise meslekten çıkarma cezasının verileceği halleri düzenlemektedir. 69 maddesi sadece mahkumiyet halini değil, eylem suç teşkil etmese dahi mesleğin onur ve saygınlığını, memuriyetin nüfuz ve itibarını bozacak nitelikteki davranışları meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.

 Bu nedenle Savcı hakkında hem ceza soruşturması başlatılmalı hemde 68/b ve 69 maddede tanımlanan disiplin cezaları verilmelidir.

Share Post