ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

Av.Kazım Bayraktar Hakkında “Örgüt Üyeliğinden” Soruşturma

BASIN AÇIKLAMASI

bayraktarEthem Sarısülük davasının duruşmalarına katılım için etkinlikler düzenleyen 10 kişi ve Sarısülük ailesinin avukatı Kazım Bayraktar hakkında terör örgütü üyeliği, örgüt adına eylem yapmak vb. iddialarla fezleke düzenlenerek soruşturma açıldı. Ethem’in katili polis Ahmet Şahbaz’ın tutuklanmasını müteakip ifade vermek üzere Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne çağırıldılar.

Ethem Sarısülük davasında avukatlık yapma tarzımın siyasal iktidarı ve yandaşlarını rahatsız ettiğinin farkındaydım ve bu nedenle bir şekilde baskı ve tehditlere maruz kalacağımı tahmin ediyordum. Teknik takip altında olduğumu -özellikle Ethem Sarısülük’ün öldürülmesi olayından itibaren- hissediyordum. Tahminlerim boşa çıkmadı ve hakkımda “TİKB terör örgütü” üyesi olma iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Ethem Sarısülük’ün öldürülmesine, yargılama boyunca sergilenen ağır hukuksuzluklara tepki duyan ve bu tepkilerini demokratik eylem ve protestolarla dile getiren, bir kısmı başka dava ve soruşturmalarda müvekkilim olan 10 kişi daha soruşturmaya dahil edildi.

 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/155886 soruşturma nolu dosyası için Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan 05.06.2014 tarihli fezlekede genel olarak her “şüpheli”ye, özel olarak da şahsıma yöneltilen terör örgütü üyeliği suçlamalarına gerekçe ya da kanıt olarak aşağıdaki eylem ve etkinlikler gösterilmiştir:

 –        “TİKB Terör örgütü üyesi Ethem Sarısülük’ün  (Ethem Sarısülük hakkında terör örgütü üyeliğinden soruşturma, yargılama ya da mahkumiyet söz konusu değildir), 23.09.2013 günü yapılan duruşmasına destek vermek amacıyla Ankara Adliye Sarayı önünde yapılan basın açıklamasına katılmak”,

 –        “Basın açıklaması için toplanan gruba hitaben örgütsel içerikli, örgüt üyelerini devlete karşı tahrik edici konuşmalar yapmak”,

 –        “28.10.2013 günü Ethem Sarısülük’ün ölümü ile ilgili olarak Ankara Adliyesinde görülen duruşmaya destek vermek amacıyla, kamu malına zarar verilen protesto amaçlı eyleme ve basın açıklamasına katılmak, basın açıklaması öncesi ve sonrasında örgüt üyelerini motive edici konuşmaların yapıldığı eylemde basın mensuplarına demeç vermek”,

 –        “02.11.2013 günü dosya şüphelisi Hasan Selim Açan’ın (A.Ü Hukuk Fakültesinde başlayan öğrenciliğimizden bu yana 35 yıllık dostum ve her davasında müvekkilimdir) babası İbrahim Açan’ın (14 yıl aynı büroyu paylaştığım bir avukat, ÇHD ve İHD’nin kurucularından, hayatımda tanıdığım en dürüst ve güvenilir insan, ‘İbrahim amcamız’) Cebeci Asri Mezarlığında bulunan mezarı başında yapılan anma etkinliğine katılmak”,

 –        “02.12.2013 günü Ethem Sarısülük’ün Ankara Adliyesinde yapılan duruşmasına destek vermek amacıyıla düzenlenen basın açıklaması ve protesto eylemine katılmak, basın açıklamasına ve protesto eylemine katılan gruba hitaben ‘mahkeme heyetinin sözde hukuksuz davrandığını, heyetin yargılamayı yürütemediğini, siyasi iktidarın yargıyı yönlendirerek sanığın korunduğunu, mahkemenin meşru olmadığını’ mahkeme heyetini ve siyasi iktidarı tehdit edercesine basın açıklamasına ve protesto eylemine katılan grubu tahrik edici, yargıyı küçültücü, AKP iktidarını aşağılayıcı sözde bilgilendirme amaçlı açıklamalarda bulunarak Avukatlık kisvesi altında eyleme katılmak” [boldlaştırma fezleke yazarına aittir]

 –        “www.alinterinet internet sitesinde şiddet içerikli Gezi olaylarında ölen TİKB terör örgütü üyesi Ethem Sarısülük’ün ölümü ile ilgili olarak davanın yürütüldüğü Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin çekilme talebine, 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından red kararı verilmesinin sözde siyasi yapılanma içerisinde gerçekleştirildiği, Ethem Sarısülük davasının halk tarafından sahiplenildiği, yargı ve emniyet mensuplarını küçük düşürücü söylemlerde bulunmak”

 –        “www.alinterinet internet sitesinin 25.11.2013 tarihli ‘Yargı krizde’ başlıklı haber içeriğinde; dosya şüphelisi Kazım Bayraktar’ın örgüt üyelerini motive edici, devlet idarecilerini küçük düşürücü örgütsel içerikli açıklamalarında:

             *Şiddet içerikli Gezi olayları kapsamında 14.06.2013 tarihinde ölen Ethem Sarısülük davasında, siyasi iktidar-yargı-polis arasında işbirliği olduğunu,

             * Sözde adil yargılama ilkelerinin sürekli ihlal edildiğini,

           *İstanbul/Taksim Gezi Parkı projesini protesto eylemleri kapsamında ülke genelinde yayılan eylemlerde ilimizde düzenlenen şiddet içerikli gezi olaylarının amacının, halkın direnme hakkını kullanması olarak gördüğünü,

             *Ethem Sarısülük isimli şahsın bu olayların içerisinde ve en ön saflarda çatıştığını,

             *Baskı, zulüm ve sömürüye karşı direnmenin insan olmaktan gelen bir özellik olduğunu,

             *İnsanların hak ve özgürlükleri için gerektiğinde ölümü bile göze almaları gerektiğini,

             *Kamu düzeninin sağlamak ve korumakla görevli güvenlik güçlerine karşı, taş atılarak direnmenin ve polisin geri çekilmesini sağlamanın halkın meşru direnme ve meşru savunma hakkından kaynaklandığını,

       *Mahkeme safhalarında yaşanan olayların gayet doğal olduğu, sözde hukuksuzluklara karşı halkın tepkisini bu şekilde eylemlerle gösterdiğini,

             *Yargı kurallarını küçümseyerek, yargı kurallarının burjuva hukuk kuralları olduğunu,

             *Bu hukuk sistemi içerisinde, adil yargılama, tutuklama ve gereken cezanın verilmemesinin nedeninin, Sözde yargının polisin karşısında aciz olduğundan kaynaklandığı şeklinde açıklamalarda bulunarak Haziran ayından başlayıp tüm yurda yayılan gezi olaylarını, Güvenlik güçlerine karşı baskı, şiddet ve cebir kullanımını, meşru göstermeye çalıştığı değerlendirilmektedir” [Cümle bozuklukları fezleke yazarı TEM Şube Müdürüne aittir.]

 –        “www.alinteri.net internet sitesinin 21.12.2013 tarihli “Ethem Kitaplığı Açıldı” haber içeriğinde; kitaplık açılışına katılmak ve konuşma yapmak,”

 –        “Atila Cantür (doğrusu ACARTÜRK’tür) isimli şahsın ölüm yıldönümü olması dolayısıyla 9 şubat pazar günü saat 12:30 da Karşıyaka mezarlığında  anma etkinliğine katılmak, saygı duruşunda bulunmak ve konuşma yapmak, konuşmada örgütlü yapının gerekliliğinden üstü kapalı bir biçimde bahsetmek”

 –        “01.11.2013 günü bir İHD yöneticisini arayarak, İHD’nin kurucularında Avukat İbrahim Açan’nın ölüm yıldönümünde mezar anması düzenlenmesini önermek”,

 –        “Almanya’da bulunan ‘X şahsa’ mahkeme safhasında gerçekleşen olayları Avrupa’ya da duyurmaları gerektiği şeklinde T.C. Devletini, hakim-savcıları ve güvenlik güçlerini küçük düşürücü konu ile ilgili bilgiler vermek”

 –        “Güncel gelişmeler doğrultusunda, çeşitli sivil toplum örgütlerinin düzenledikleri kitlesel eylemlere katılmak” [Fezleke yazarı tarafından boldlaştırılan bu cümle her “şüpheli”ye ayrılan bölümün sonuna eklenmiştir]

 “TEM Şube Müdürü 4. Sınıf Emniyet Müdürü”nün elinden çıkan bu fezleke, profesyonel bir kamu görevlisi sınırlarını aşmış, her türlü demokratik hak ve özgürlüğe düşman bir siyasetin diliyle yazılmış bir fezlekedir. Siyasal iktidarın düşman ilan ettiği tüm toplum kesimlerini, iktidar fraksiyonları arasındaki kavgada saf tutup karşı saftaki polis, yargıç ve savcıları teknik takip altına alan; psikolojik baskı ve tehdit yöntemleri uygulamayı kendine iş edinen,  gündelik hayatta yapılan her şeyi teknik takibe alıp suç kanıtı olarak önümüze koyan bu zihniyetin arkasındaki karanlığın farkındayız.

 Artık şaşırmıyoruz; ama alışmıyoruz. Demokrasi-özgürlük özlemimizle birlikte toplumsal öfkemiz de büyüyor.

 Fezlekelerin iddianamelere, iddianemelerin yargı kararlarına dönüşebildiği bugünkü koşullarda “Güncel gelişmeler doğrultusunda, çeşitli sivil toplum örgütlerinin düzenledikleri kitlesel eylemlere katılma” yı suç ya da suç kanıtı olarak tanımlayan bir polis teşkilatı siyasal iktidarın özel muhafız birliği olma yolunda epeyce yol almış demektir.

 Faşizme, sömürüye, gerici savaşlara, siyasal iktidara, yargı-siyaset-polis işbirliğine, hırsızlığa, yolsuzluğa, yargı bağımlılığına karşı her söylem ve etkinliğimiz “terör örgütü üyelerini motive” ediyorsa hepimiz “teröristiz” ve “terörist” olmaktan da onur duyarız.

 Bizi, “…yargıyı küçültücü, AKP iktidarını aşağılayıcı sözde bilgilendirme amaçlı açıklamalarda bulunarak Avukatlık kisvesi altında eyleme katılmak” la suçlayanlara bir hatırlatma: Eskiden polis fezlekelerinde siyasal iktidar karşıtı eylemlerden söz edilirken parti adı geçmez “hükümet” ya da “devlet” sözcükleri kullanılırdı. Şimdi polis kisvesi altında siyasal kartlarınızı açık oynamaya alıştığınız için “hükümet/devlet” yerine “AKP iktidarı” demekte hiçbir sakınca görmüyorsunuz. Her an tayin edilme ya da tutuklanma korkusu altında “görev” yapan, birbirini teknik-takip eden, gözaltına alan bu  teşkilat içinden verdiğiniz mesaj iktidar sözcülerinin moda deyimiyle “manidar”dır. Devletin değil AKP’nin polis olduğunuzu her fırsatta ilan etmeye şu sıralar daha çok ihtiyacınız var.

 Avukatlık benim ve benim gibi mücedele veren meslektaşlarımın “kisvesi” değildir. Ama maaşlarını toplumsal artı-değerden alıp polis-yargıç-savcı kisvesi altında siyasal organize görev yapanların, eski ortak yeni düşman, belli egemen siyaset odaklarının çıkarları için neler yaptıklarını, hangi suçları işlediklerini görüyor ve süreci ibretle izliyoruz. Poliste “kisve”ler çoktan çözüldü hala çözülüyor. Yakında yargıda da çözülüp, hakim ve savcılar birbirlerini tutuklamaya başladıklarında “meşruiyet ve direnme hakkı” üzerine söylediklerimiz daha anlaşılır olacaktır.

 Bizi, yargı ve güvenlik kurumlarını küçük düşürücü sözler söylemekle itham etmek, içinde bulunduğumuz siyasal süreçte tam bir talihsizliktir. Yargı ve polis kurumlarının küçük düşürülmeleri için kimsenin bir şey yapmasına gerek yok, kendi icraatları yetiyor.

 Fransa’ya ait bir telefon hakkında dahi dinleme kararı verilmiş, suçlamaların büyük kısmı bu dinleme tapelerine dayandırılmıştır. Ancak bu dinleme kararı hakkında Fransız makamlarına ve yargısına bilgi verilmemiş, onay alınmamıştır. Dinlemenin nasıl gerçekleştiği meçhuldür. TİB’nin başka ülke telefonlarını dinleme yetkisi bulunmamaktadır. Ya dosyada bulunan telefon dinleme tapeleri sahtedir ya da Fransa’nın hükümranlık haklarına illegal yollardan tecavüz edilerek yasa dışı dinleme yapılmıştır. Her iki halde de meşru ve hukuksal bir kanıt özelliğine sahip değildir.

 Sarısülük davasında avukat olarak yaptığım tüm savunma, iddia ve değerlendirmelerin polis fezlekesine konu olması doğrudan savunma hakkına saldırıdır. Siyasal iktidar-yargı-polis işbirliği artık açıktan sergilenirken, yargı ve polis kurumları iktidar fraksiyonlarının çatışma alanına dönüşürken yargılayan savunma ve savunmanın devrimcileşmesi kaçınılmazdır. Halkların direnme haklarının giderek meşrulaştığı tarihsel toplumsal bir süreçten geçiyoruz. Bu hakkın hukuksal zeminde dahi tartışılmasından duyulan korkunun arka planı gün geçtikçe daha fazla aydınlanmaktadır.

 “Güncel gelişmeler doğrultusunda, çeşitli sivil toplum örgütlerinin düzenledikleri kitlesel eylemlere katılma”yıterör suçu ya da suç kanıtı saymak,  düşünce-örgütlenme özgürlüğünü nazizm ayarında tehdit etmek demektir. Neo-liberalizm katı olan her şeyi nasıl buharlaştırdıysa neo-faşizm de yasal olan her şeyi buharlaştırıp yasa dışı ilan ediyor.

 Fezlekenin hemen her paragrafında yer alan sözde deyimi dikkat çekicidir. Örneğin:mahkeme heyetinin sözde hukuksuz davrandığını,”,  “sözde bilgilendirme amaçlı açıklamalarda bulunarak…”,  “7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından red kararı verilmesinin sözde siyasi yapılanma içerisinde gerçekleştirildiği….”,  “sözde hukuksuzluklara karşı halkın tepkisini bu şekilde eylemlerle gösterdiğini,….”,  “Sözde yargının polisin karşısında aciz olduğundan kaynaklandığı” vb. iddialarda bulunmakla “sözde” değil, gerçekten suçlanıyorum. Avukat olarak yaptığım her konuşma ve savunmayı “sözde” deyimi ile karşılayarak geçersizleştirmeye çalışmak 4. sınıf emniyet müdürünün üstüne vazife değildir. Ancak  her cümlemi terör suçu ile ilişkilendirmeye çalışırken içine düştüğü komik durumun farkında olamayacak kadar da siyasal husumet ile malüldür; “şecaat” ve “sirkat” meselesi, ama bunu yapan “merdi kıpti” değil -iyi ki!

 Bu fezleke sevgili İbrahim Amcamız”ı bir kere daha saygı ve sevgiyle anma fırsatı verdi. 14 yıllık ortak mücadelemizde çok şey öğrendiğim Av. İbrahim Açan hala mücadelemizde yaşıyor ve yaşayacak. Her ölüm yıldönümünde kurucusu olduğu İHD ve ÇHD’ni yöneticilerini telefonla arayacak ve mezar anması düzenlemelerini isteyeceğim. TEM Şube Müdürlüğünün teknik-takipçileri bizi izlemeye devam edin!

 Ethem Sarısülük’ün gelecek duruşma günü 03.09.2014 günü yapılacak ve Sarısülük ailesi ve ÇHD ile birlikte yine basın açıklaması yapacağım. Mahkeme heyetinin -tavrına bakarak gerekirse- hukuksuz davrandığını, polislerin ayrıcalıklı yargılandığını, siyasal iktidar-polis-yargı arasında yasa dışı işbirliği olduğunu, halkın bu işbirliğine ve giderek artan hukuksuzlara tepkili olduğunu söyleyeceğim. Teknik takip kararlarınızı alın, kameralarınızı getirin, bizi izlemeye devam edin!

 “Yargı kurallarının burjuva hukuk kuralları olduğu”nu söylemenin “Yargı kurallarını küçümseme” anlamına geldiği, terör suçuna kanıt oluşturacağı hukuk-siyaset-ideoloji konulu bir formda iddia edilse çok şaşırır ama çok da eğlenirdik. Ancak 4. sınıf bir emniyet müdürünün fezlekesine konu olunca söyleyeceğimiz her şeyin aleyhimize kanıt olarak kullanılacağını ve tutuklanabilecemizi göze alarak söylüyoruz:

 Burjuva hukuk sistemi bujuva siyasetin ve faşizmin ayakları altında ezilmeye devam ederken bize düşen sınıfsız toplum, demokrasi ve özgürlük mücadelemizi gündelik yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmektir.

 Varsın, telefonlarımızı kuralsız ve sınırsız dinlesinler,

Sahte deliller üreterek kara propaganda yapsınlar,

Gündelik hayatımızın her anını “teknik takip” altına alsınlar,

Kameralarını her etkinliğimizde yüzümüze tutsunlar,

Bizim her eylemimiz, onların yüzüne tutulmuş birer aynadır.

                                                     15.06.2014

                                               Av. Kazım Bayraktar

Share Post