ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

AVRUPA BAROLAR BİRLİĞİ VE İTALYA BAROLAR BİRLİĞİNİN DE ARALARINDA BULUNDUĞU ULUSLARARASI HUKUK KURUMLARININ ÇHD DAVALARINA DAİR İNCELEME RAPORU

ÇHD Davalarına İlişkin İnceleme Misyonu

Adil Yargılanma Hakkının İhlali, Yargının Bağımsızlığı ve Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler

Ekim 2019, İstanbul

BÖLÜM I – İnceleme Misyonu Hakkında

7 Avrupa ülkesinden 15 avukat, 2019 Mart ayında İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aşağıda belirtilen 18 Türkiyeli avukatın mahkumiyetine yol açan yasal koşulları inceleme misyonu için 13-15 Ekim 2019 tarihleri arasında İstanbul’da bir araya geldi:

  • “Terör örgütü kurma ve yönetme” kapsamında – Barkın TİMTİK: “Terör örgütü üyeliği” suçundan 18 yıl 9 ay – Ebru TİMTİK ve Özgür YILMAZ: 13 yıl 6 ay – Behiç AŞÇI ve Şükriye ERDEN: 12 yıl – Selçuk KOZAĞAÇLI (ÇHD Başkanı): 11 yıl 3 ay – Engin GÖKOĞLU, Aytaç ÜNSAL ve Süleyman GÖKTEN: 10 yıl 6 ay – Aycan ÇİÇEK ve Naciye DEMİR: 9 yıl Ezgi ÇAKIR: 8 yıl
  • “Kasten ve bilerek terör örgütüne destek olma” suçlaması kapsamında – Ayşegül ÇAĞATAY, Yağmur EREREN, Didem Baydar ÜNSAL ve Yaprak TÜRKMEN: 3 yıl 9 ay – Zehra ÖZDEMİR ve Ahmet MANDACI: 3 yıl 1 ay 15 gün (20 Mart 2019 tarihinde gerçekleşen duruşmaya katıldıkları için, diğer sanıkların aksine, bu sanıkların cezaları hafifletilmiştir).

İzleme ekibini oluşturan Avrupalı avukatlar Avusturya, Belçika, Katalonya/İspanya, Yunanistan, Almanya, Fransa ve İtalya’dan gelmiştir. İlgili avukatlar, birçok başka örgütün yanı sıra, iki uluslararası avukat örgütünü, iki Avrupalı avukat örgütünü, Avrupa barolarının çatı örgütünü, çok sayıda ulusal ve bölgesel baro örgütlerini ve çeşitli avukat örgütlerini temsil etmiştirler.

İnceleme misyonuna katılan Avrupalı avukatların birçoğu, Türkiye’de süregelen kitlesel avukat yargılamalarına ve diğer politik saikli yargılamalara gözlemci olarak katılmışlardır. İzleme heyetinin odak noktasını, ilgili yargılama süreçlerinde Türkiye ve Avrupa hukukunun ihlal edilip edilmemesi sorusu oluşturmaktadır.  Bu gözlemlerin sonuçları çeşitli raporlarla kayıt altına alınmıştır.

1. İnceleme Misyonunun Amacı

İnceleme misyonunun katılımcıları, kararın gerekçelerini dikkate alarak aşağıdaki soruları incelemiştir:

  • Yargılama sürecinde mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine ne ölçüde saygı gösterildiği
  • Aşağıdaki hususlar da dahil olmak üzere, Türkiye ve Avrupa hukuku kapsamında adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği:
  • Hiç kimsenin aynı suç nedeniyle iki kez yargılanmaması prensibine uyulup uyulmadığı (ne bis in idem)
  • Delillerin yasal gereklilikleri karşılayıp karşılamadığı

2. Genel Gözlemler

İki ÇHD davası ve Türkiye’deki politik saikli çok sayıda başka davaya ilişkin gözlemler, sanıkların ve savunma avukatlarının haklarına saygı gösterilmesi konusunda ciddi endişe yaratmıştır. Bu durum özellikle hâkim Akın Gürlek’in başkanlığını yaptığı İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi için geçerlidir.

İlgili mahkeme başkanı, başka birçok yargılamanın yanı sıra Selahattin Demirtaş (HDP Eski Eş Başkanı), Canan Kaftancıoğlu (CHP İstanbul İl Başkanı), Ahmet Altan (gazeteci ve yazar), Şebnem Korur Fincancı (Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve Barış Akademisyenlerinden), İhsan Eliaçık (ilahiyatçı ve yazar) aleyhine süregelen yargılamaları da yürütmüştür.

3. Uzmanlarla Yapılan Görüşmeler

Avrupalı avukatlar, İstanbul’da kaldıkları süre boyunca aşağıda belirtilen kişilerle görüşmüştür:

  • Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan dört avukat:
  1. Selçuk Kozağaçlı (ÇHD Başkanı),
  2. Ebru Timtik,
  3. Behiç Aşçı ve
  4. Barkın Timtik
  • İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda düzenlenen toplantıya katılmış olan ve ilgili yargılamanın savunma komitesinde yer alan savunma avukatları:
  1. Hasan Fehmi Demir
  2. Fikret İlkiz
  3. Derviş Aydın
  4. Çiğdem Akbulut
  • Yine ÇHD yargılamalarında meslektaşlarımızı temsil eden savunma avukatları içerisinde de yer alan, ancak aynı zamanda 37. Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda yürütülen diğer siyasi saikli yargılamaların da savunma avukatlığını yürütmüş olan aşağıdaki avukatlar (bkz. İnceleme Misyonu Hakkında):
  1. Tora Pekin (Cumhuriyet Gazetesi yargılaması avukatlarından)
  2. Melike Polat Bursalı (Barış için Akademisyenler’in bir kısmının avukatı, ayrıca Ahmet Altan ve Mehmet Altan yargılamaları avukatı)
  3. Fırat Epözdemir ve Pınar Bayram (Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in avukatları)
  • Bir TBMM Parlamenteri:

Sera Kadıgil (CHP)

  • İstanbul Barosu Başkanı:

Mehmet Durakoğlu.

BÖLÜM II – Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Aleyhinde Süregelen İki Kitlesel Yargılamaya İlişkin Gözlemler

 

1. Çağdaş Hukukçular Derneği Aleyhinde Süregelen Kitlesel Yargılamalar

Halihazırda Türkiye’de Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyeleri aleyhine iki ayrı kitlesel yargılama süregelmektedir.

İlk dava (I. ÇHD davası), 2013 yılında 22 avukat (Selçuk Kozağaçlı, Taylan Tanay, Barkın Timtik, Ebru Timtik, Naciye Demir, Şükriye Erden, Günay Dağ, Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Avni Güçlü Sevimli, Güray Dağ, Gülvin Aydın, Efkan Bolaç, Serhan Arıkanoğlu, Zeki Rüzgar, Mümin Özgür Gider, Metin Narin, Sevgi Sönmez Özer, Alper Tunga Saral, Rahim Yılmaz, Selda Yılmaz Kaya, Oya Aslan ve Özgür Yılmaz) aleyhine açılmıştır. Yargılama süreci, 2013 yılından bu yana devam etmektedir.

Suçlamalar şunlardır:

  • Terör örgütünü (DHKP/C) destekleme, terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği
  • Ayrıca sanıklardan biri kasten adam öldürmeye teşebbüs ve anayasal düzeni değiştirmekle suçlanmaktadır.

İkinci ÇHD davası (II. ÇHD davası), 2018 sonbaharında sekizi I. ÇHD davasında yargılanan 20 avukat (Ahmet Mandacı, Aycan Çiçek, Ayşegül Çağatay, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Didem Baydar Ünsal, Ebru Timtik, Engin Gökoğlu, Ezgi Çakır, Naciye Demir, Özgür Yılmaz, Selçuk Kozağaçlı, Süleyman Gökten, Şükriye Erden, Yağmur Ereren Evin, Yaprak Türkmen, Zehra Özdemir) aleyhine açılmıştır. Bu dava kapsamında iki avukat daha (Günay Dağ ve Oya Aslan) da yargılanmaktadır, ancak duruşmalarda hazır edilememeleri nedeniyle, ilgili sanık avukatların davaları tefrik edilmiş olup, bu yargılama ilk derece mahkemesinde devam etmektedir (II. ÇHD mükerrer soruşturması).

20 Mart 2019 tarihinde İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bu 18 avukat hakkında hapis cezasına hükmedilmiştir. 8 Ekim 2019 tarihinde, İstanbul Bölge İstinaf Mahkemesi, sözlü duruşma yapmaksızın ilgili hükmü onamıştır. Dava, Yargıtay incelemesi aşamasındadır.

Suçlamalar her iki davada da aynıdır: Örneğin; bir terör örgütünün (DHKP/C) (yönetici) üyesi olmak yahut terör örgütüne destek olmak.

ÇHD, 22 Kasım 2016 tarihinde bir kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatılmıştır.

2. Her İki Yargılamada İsnat Edilen Suçlamalar

  1. I. ÇHD davasında yargılanan avukatlar, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) çalışanıdır. Her iki davada da avukatlar, terör örgütü (DHKP/C) propagandası yapmak, örgüte üye olmak veya kendi hukuk büroları aracılığıyla örgütü yönetmekle suçlanmaktadırlar.
  2. II. ÇHD davasında suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun siyasi amaçlarla hareket eden silahlı örgütlere özel hükümlerine dayanmaktadır:
  • Türk Ceza Kanunu’nun[1] silahlı örgüt kuran veya yöneten kişinin on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngören 314/1 maddesi (Barkın Timtik ve Özgür Yılmaz)
  • Türk Ceza Kanunu’nun silahlı örgüte üye olanlara beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilmesini öngören 314/2 maddesi (diğer tüm avukatlar).

3713 sayılı Türkiye Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. ve 5. Maddeleri uyarınca, belirtilen suçlar terör suçlarıdır ve sırasıyla 20 ila 22,5 yıl ve 7,5 ila 20 yıl ağırlaştırılmış hapis cezası ile cezalandırılır[2].

Bu hükümlerde yer alan maddi unsurların kapsamı Madde 7’de belirtilmiş olup, Türkiye Terörle Mücadele Kanunu ile paralellik göstermektedir: Terör örgütü kurmak, yönetmek veya terör örgütüne üye olmak, örgüt faaliyetleri düzenlemek, propaganda yapmak vb.

Türk Ceza Kanunu Madde 314/1 (Selçuk Kozağaçlı ve Taylan Tanay) ve 314/2 (diğer tüm avukatlar) kapsamındaki suçlamalara ek olarak, I. ÇHD davasında iki suç daha isnat edilmiştir:

  • Ebru Timtik, Türk Ceza Kanunu Madde 82 ve 209/1 kapsamında, kasten adam öldürmeye teşebbüs ve anayasal düzeni değiştirmekle suçlanmaktadır,
  • Ayrıca Taylan Tanay, Barkın Timtik, Ebru Timtik ve Günay Dağ, Türk Ceza Kanunu Madde 265/1-3 kapsamında, Savcının görevini yapmasını engellemekle suçlanmaktadır.

Her iki davada da, ilgili avukatlar HHB hukuk bürosu ve ÇHD derneği aracılığıyla nitelikli terör örgütüyle birlikte hareket etmek ve iletişim kurmakla suçlanmaktadır. I. ÇHD davası kapsamında, sanık avukatların ÇHD’de aktif roller üstlendiği iddia edilmiştir. II. ÇHD davasında ise, sanık avukatların terör örgütü üyesi olarak gerçekleştirdiği faaliyetler ile ÇHD’nin faaliyetleri arasında bir ilişki olduğu iddia edilmektedir.

Ayrıca avukatlar, tutuklu ve tutuksuz DHKP-C üyeleri arasında iletişimi sağlamakla suçlanmaktadır. Savcı, bu suçlamayı desteklemek için avukatları müvekkilleriyle özdeşleştirmiş ve avukatların mesleki işlevleri ile ilişkili faaliyetlerini teşkil eden aşağıdaki maddi unsurları göz önünde bulundurmuştur: İşkence karşıtı gösterilere veya insan hakları protestolarına katılmak, müvekkillerin cenaze törenlerine katılmak, müvekkillerini susma haklarını kullanmaya davet etmek veya DHKP-C üyesi olmakla suçlanan çok sayıda müvekkili temsil etmek vb.

Sanıklar, her iki davada DHKP-C örgütüne üye oldukları iddiasını reddetmektedir.

2. II. ÇHD Yargılaması Kapsamında Deliller ve Maddi Unsurlar

  1. I. ÇHD davası kapsamındaki hapis cezası hükmü ve I. ÇHD davası kapsamındaki iddianame, neredeyse aynı delillere dayanmaktadır.
  2. II. ÇHD davasında, Savcı tarafından, aşağıda belirtilen çok sayıda dolaylı kanıt örneğini beraberinde getiren üç tür kanıt sunulmuştur: Bunlar sırasıyla tanıklar, müzik stüdyosunda yapılan bir arama sırasında ele geçirildiği iddia edilen dijital belgeler ve Türk polisi tarafından bu ülkelerde bulunan Belçika ve Hollanda makamlarından alınan dijital belgelerin kopyası olduğu iddia edilen basılı belgelerdir.

İnceleme misyonu sırasında savunma avukatları, hapis cezası hükmünün dayandırıldığı delilleri güvenilmez olarak değerlendirme nedenlerini ayrıntılı olarak açıklamışlardır.

Yedisi gizli olan sekiz tanığın tamamı itirafçıdır. Gizli tanıklardan üçü, yargılama sürecinde dinlenilmemiştir, ancak İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin nihai hükmü, ilgili gizli tanıkların soruşturma sürecinde verdiği ifadelere dayandırılmıştır. Tanıkların ifadeleri, söz konusu ifadeleri çevreleyen koşullar açısından özellikle sorunludur (bazı tanıkların bariz psikolojik sorunları, çok sayıda yargılamada kullanılan yüzlerce ismin yer aldığı yüzlerce sayfalık ifadeler, tutarsız dönemler vb.).

Savunma avukatları, Belçika ve Hollanda makamlarından alınan dijital belgelere ait olduğu iddia edilen basılı belgelerin karartıldığını savunmuştur: Yasadışı örgütün iletişim kayıtları ve faaliyet raporları dosyaya yerleştirilmiş ve sanıklar hakkında hapis cezasına hükmedilmesi için kullanılmıştır.  Nitekim, bu dijital belgelerin aslı iletilmediğinden, belgelerin gerçek olup olmadığı uzmanlar tarafından doğrulanamamıştır. Dolayısıyla uzmanlar, dijital dosyaların çıkarılması sırasında herhangi bir bilginin değiştirilip değiştirilmediğini kontrol edememiştir. Bu elektronik dosyalardan bazıları, Belçika ve Hollanda tarafından 1998 ve 2003 yıllarında Türk makamlarıyla paylaşılmıştır. İlgili dosyalar, 2006 yılında Türkiye’de yayılmış ve 2013 yılından itibaren yargılama süreçlerinde kullanılmaya başlanmıştır.

Bir müzik merkezinde ele geçirildiği iddia edilen dijital belgelerin asıl kopyalarına savunma avukatları da ulaşamamıştır. Dava dosyasında hiçbir dijital veya basılı belge bulunmamaktadır. İlgili belgeler, ifade verirken belgelerin içeriğini doğrulaması için tanık Berk Ercan’a polis memurları tarafından verilmiştir. Dolayısıyla dava dosyasında söz konusu belgelere ilişkin tek iz, Berk Ercan’ın ifade tutanaklarıdır.

4. II. ÇHD Yargılamasında Tutuklama

Sırasıyla 2017 yılının sonunda, 12 ve 21 Eylül, 13 Kasım ve 30 Aralık tarihlerinde 20 ÇHD avukatı aleyhine tutuklama emri çıkarılmıştır.

İlgili avukatlardan ikisinin (Günay DAĞ ve Oya ASLAN) davası tefrik edilmiş, ikisi (Ezgi ÇAKIR ve Ahmet MANDACI) ise şartlı tahliye edilmiştir.

İlk tutuklamalar, ÇHD avukatları tarafından temsil edilen öğretmen Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA’nın yargılamasından bir gün önce gerçekleşmiştir.

17 avukat tutuklanarak yargılamanın başladığı 10 Eylül 2018 tarihine kadar tutuklu (bazıları tecritte) kalmak üzere farklı cezaevlerine gönderilmiştir.

Duruşmaların ilk haftasının ardından 14 Eylül 2019 tarihinde Mahkeme, on yedi avukatın tümünün tahliyesine karar vermiştir.

Ancak Duruşma Savcısı, 24 saat içinde hüküm aleyhine itirazda bulunmuştur. Olağandışı bir oturma düzenine sahip İstinaf Mahkemesi’nde, yasallığı belirsiz “yeniden tutuklama emirleri” çıkarılmıştır.

Altı avukat yeniden tutuklanmış, altısı hakkında ise yakalama kararı çıkarılmıştır. Avukat Selçuk KOZAĞAÇLI, kendi inisiyatifiyle mahkemeye gitmiştir.

5. II. ÇHD Davası Duruşmaları

 

5.1. Birinci Duruşma (10 – 14 Eylül 2018)

Belirtilen duruşmanın amacı, ifadelerin alınması ve sanık avukatlar aleyhine tazyik hapsi cezasının belirlenmesidir. Avukatlar, duruşmaya SEGBİS video konferans sistemi aracılığıyla değil, şahsen katılmak için çaba sarf etmek durumunda kalmıştır.

İlk güne dair gözlemler şu şekildedir:

  • Duruşma sırasında savunma avukatlarının ve sanık avukatlarının iletişime geçmesini engellemek üzere sanıkların çevresinde çok fazla sayıda jandarma personeli bulunmaktadır,
  • Sanık avukatlardan bazılarına işkence etmeleri nedeniyle mahkeme salonundan ayrılmalarını istediği için, terörle mücadele memurlarından biri, bir avukatı işkenceyle tehdit etmiştir,
  • Verilen aralardan birinde jandarma personeli, iletişim kurmaya çalıştıkları için avukatları darp etmiştir,

Davanın karar duruşması, Silivri Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

Duruşmanın ilk haftasının sonunda, 14 Eylül 2018 tarihinde, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu avukatların tahliyesini emretti ve davayı 19-20 Şubat 2019 tarihlerine erteledi. Avukatların yeniden tutuklanmasının ardından, 2019 Şubat ayında makul tutukluluk süresi aşılacağından, bir sonraki duruşma 3-5 Aralık 2018 tarihlerine alınmıştır.

5.2. İkinci Duruşma (3 -5 Aralık 2018)

3 – 5 Aralık 2018 tarihlerinde yapılan duruşmanın amacı, tanıkları dinlemektir.

Eylül ayından yapılan duruşmalardan sonra Duruşma Savcısı ve Mahkeme Heyeti değişmiştir. Duruşma, Mahkeme Başkanı Akın GÜRLEK tarafından yürütülmüştür.

Tanıkların birçoğu gizli ve itirafçıdır. Tanıklar, çoğu tutuklu olduklarında cezaevlerinde, hatta kimi zaman Savcı’nın dosyasından bazı unsurlara danıştıktan sonra verilmiş son derece uzun yazılı ifadeleri takiben, SEGBİS video konferans sistemi aracılığıyla ifade verdiler.

Tanıkların ifadesinde bir avukatın müvekkiline mahkemede nasıl davranması gerektiğine dair tavsiyede bulunması, bir avukatın müvekkilini susma hakkını kullanmaya davet etmesi, bir avukatın örgüt içinde kod adının olması, bir avukatın yasal bir konferansa katılması, bir avukatın müvekkiline dosyada hiçbir şey olmadığını ve tahliye edileceğini söylemesi veya bir avukatın birini savunması gibi olaylar yer almıştır. Tanıkların verdiği ifadelerin birçoğu kulaktan dolmadır.

Örgüte katılma veya örgüt içi iletişim sağlama iddiaları, tanık ifadeleri dışında bir delille desteklenmemiştir.

Genel olarak, söz konusu tanıklar aşağıda belirtilen sebeplerle güvenilir bulunmamıştır:

  • (Çok sayıda yargılama sürecinde ifadeleri alındığından) çoğunlukla katıldıkları davayı bilmedikleri görülmüştür,
  • İfadeleri görünürde hâkim tarafından yönlendirilmiştir,
  • Çapraz sorgu sırasında tanıklardan biri, savunma avukatının uydurduğu bir avukatı tanıdığını doğrulamıştır,
  • Genelde içeriğini özetleyemeseler de sık sık ifadelerini onaylayıp onaylamadıkları sorulmuştur,
  • Talebi üzerine ismi bilinen bir tanığın ifade verirken yüzünün sansürlenmesi başta olmak üzere, video konferans sistemi aracılığıyla verdikleri ifadelerin gönüllü olup olmadığını doğrulamak zor olmuştur…

Duruşmaya çok sayıda olay damgasını vurmuştur. Gözlemlenen olaylar arasında şunlar yer almaktadır:

  • İlk gün mahkeme salonuna giren İzmir Baro Başkanı’nın yüzüne, alenen yumruk atılmıştır,
  • Üç reddi hâkim talebi üzerine avukatlar, kısa bir aranın ardından dışarı çıkarılmış ve itiraz etmek istediklerini belirtmelerine rağmen Mahkeme Başkanı duruşmaya devam etmiştir,
  • Silivri’de yargı yetkisi olmayan polis memurları gazeteci kılığında (basın rozetleri ile) mahkeme salonuna girmiş, savunma avukatları tarafından fark edilince salonu terk etmiştir;
  • Mahkeme Başkanı savunma avukatlarına karşı özellikle saldırgan bir tavır sergilemiş, kendilerine bağırmış, sözlerini kesmiş, diğer iki hâkimin görüşlerini almamış, gayrı resmi bir dil kullanarak uyarıda bulunmuştur,
  • Duruşmanın ilk gününde Mahkeme Başkanı, her sanığın savunma avukatı sayısına aniden sınırlama getirmeye karar vermiştir,
  • Tanığın çapraz sorgusunun ardından, Mahkeme Başkanı’nın savunma avukatlarından Bahattin Özdemir ve Kemal Aytaç’ı salondan çıkarma kararını reddeden sanık avukatlar ve sanık avukatları alkışlayarak destekleyen izleyiciler, Mahkeme Başkanı tarafından salondan çıkarılmıştır. Savunma avukatları, müvekkilleri ve izleyiciler olmadan duruşmaya ve savunmaya devam etmek istememişlerdir. Bu nedenle Mahkeme Başkanı, boş salonda (iki uluslararası gözlemci hariç) tanıklardan birini dinlemeye devam etmiş,
  • Savcı’nın herhangi bir talebi olmaksızın, tanıklardan üçünü dinlememeye karar vermiştir. Daha sonra savunma avukatları, belirtilen üç tanığın ifadesinin polis tarafından çarpıtıldığını ve baskı altında ifade verdiklerini öğrenmiştir,
  • Mahkeme Başkanı, ifade vermek üzere salonda bulunmalarına rağmen, savunma tarafının tanıklarını dinlemeyi reddetmiştir.

5.3. Üçüncü Duruşma (18 – 21 Mart 2019)

Bu duruşmanın amacı, esasa ilişkin talepleri sunmak, kapanış argümanlarını ve esasa ilişkin beyanları dinlemektir. Duruşma tarihlerinde, savunma avukatları haftalardır açlık grevine devam etmektedir.

Savunma avukatları çeşitli taleplerde bulunmuşlar, tüm talepleri 15 dakikalık aranın ardından reddedilmiştir (taraf tutmaları nedeniyle reddi hâkim, savunma tanıklarının dinlenmesi, ek soruşturmalar, savunma hazırlamak için ek süre, ek kanıt toplama vb.).

Savunma avukatlarının sözleri düzenli olarak kesilmiştir. Savcı, duruşma öncesinde mütalaasını sunmuş, mütalaa savunmaya iletilmiş ve duruşma sırasında okunmamıştır.

Savunma avukatlarının savunma hazırlama imkanı olmamıştır (bkz. ÇHD Davasının Kararı). Duruşmaya katılan tutuksuz avukatlar, savunma avukatlarının yokluğunda esasa ilişkin beyanlarını vermiştir.

Özellikle aşağıdaki olaylar tarafımızca gözlemlenmiştir:

  • Mahkeme Başkanı’nın savunma avukatlarına karşı düşmanca tutumu (bkz. İkinci Duruşma (3 – 5 Aralık 2018)),
  • Çok fazla jandarma personelinin bulunması (beş tutuklu için 50’den fazla jandarma);
  • 19 Mart 2019 tarihinde, Mahkeme Başkanı sanık avukatları, izleyicileri ve savunma avukatlarını yine salondan çıkarmıştır; savunma avukatları savunma sıralarına ulaşmaya çalışmış, ancak mahkeme salonunun kapısında bekleyen jandarmalar tarafından engellenmiştir; izdiham yaşanmıştır; Mahkeme Başkanı, ertesi gün son beyanlarını vermek ve son sözlerini söylemek üzere duruşmaya katılabileceklerine dair tutuklu sanık avukatlara ve savunma avukatlarına bilgi vermemiştir,
  • Bir saatlik görüşme sonunda 18 avukat için 3 ila 18 yıl hapis cezasına hükmedilmiştir,
  • Kararın okunmasının ardından izleyiciler, gözlemciler ve savunma avukatları, jandarma tarafından adliyeden kovulmuştur,

6. II. ÇHD Davasının Kararı

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hükmedilen cezalar şöyledir:

  • Ahmet MANDACI ve Zehra ÖZDEMİR (gönüllü olarak hazır bulunmuşlardır): 2 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ve yargılama sırasında hazır bulunmaları nedeniyle yargı denetiminin kaldırılması;
  • Didem BAYDAR ÜNSAL, Ayşegül ÇAĞATAY, Yağmur EREREN EVİN, Yaprak TÜRKMEN (tamamı duruşmaya katılmayı reddetmiştir): 3 yıl 9 ay hapis cezası. Tutukluluk halleri Eylül ayında kaldırılmıştır, ancak son gün duruşmaya katılmamışlardır.
  • Ezgi ÇAKIR (yok): 7 yıl 12 ay hapis cezasına hükmedilmiş, ancak eşi de tutuklu olduğundan küçük kızına tek başına annelik yaptığı için elektronik gözetim altında ev hapsine çevrilmiştir.
  • Aycan ÇİÇEK (tutuklu) ve Naciye DEMİR (yok): 9 yıl hapis cezası.
  • Engin GÖKOĞLU (yok), Aytaç ÜNSAL (tutuklu), Süleyman GÖKTEN (yok): 10 yıl 6 ay hapis cezası.
  • Selçuk KOZAĞAÇLI (tutuklu): 11 yıl 3 ay hapis cezası.
  • Behiç AŞÇI (tutuklu) ve Şükriye ERDEN (yok): 12 yıl hapis cezası.
  • Özgür YILMAZ (yok) ve Ebru TİMTİK (yok): 13 yıl 6 ay hapis cezası.  Barkın TİMTİK (tutuklu): Örgüt yöneticisi olduğu gerekçesiyle 18 yıl 9 ay hapis cezası.

Karar, şüpheli dolaylı kanıtlara dayanmaktadır: Terör örgütü üyeliği veya Halkın Hukuk Bürosu’nun DHKP-C ile bağlantı kurduğunun delili olarak, aşağıda belirtilen önemsiz olaylar karar gerekçesi olarak gösterilmiştir:

  • Solcu yazarların çeşitli kitaplarına sahip olma
  • “DHKP-C üyeleri için önerilen davranış tarzına” dikkat çeken bir kitaba sahip olma
  • DHKP-C kurucusunun fotoğrafları
  • Bir savcıyı öldüren kişinin cebinde HHB avukatlarının isim ve telefon numaralarının yer aldığı bir kağıdın bulunması
  • Hollanda’da ölen ve DHKP-C lideri olduğu iddia edilen kişi için Türkiye’de cenaze töreni organize edilmesi
  • DHKP-C üyeleri olduğu iddia edilen kişilerin mahkeme huzurunda savunulması
  • DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen tutukluların ziyaret edilmesi
  • Müvekkillere susma haklarını kullanmaları ve ifade vermemeleri doğrultusunda verilen talimatlar
  • Paris’te, Fransa komünist partisi tarafından büyük bir kültürel etkinlik olarak her yıl organize edilen “Fête de l’Humanité”ye katılmış olma

Örneğin, Selçuk KOZAĞAÇLI’nın mahkumiyetine ilişkin dolaylı kanıtlar şunlardır:

  • Halkın Hukuk Bürosu avukatları arasındaki iş bölümü
  • Halkın Hukuk Bürosu’nun başkanı olması
  • DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen kişilerin savunmasını üstlenmesi
  • DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen tutuklulara sanık ve mahkum hakları konusunda bilgi vermiş olması
  • Bir sempozyumda DHKP-C terör örgütünün faaliyetlerini açıklaması
  • Maden kazasından sonra Soma’da aktif rol üstlenerek mağdur ailelerine tavsiyelerde bulunması ve avukat olarak onları temsil etmesi
  • DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen kişilerin cenaze törenlerine katılması
  • DHKP-C terör örgütü ile bağlantılı bir İnternet sitesinde tutuklandığının duyurulması
  • Tutuklu ailelerine yönelik solcu bir dergide adının geçmesi
  • DHKP-C üyesi olduğu iddia edilen kişiler için düzenlenen anma töreninde konuşma yapması
  • Çok sayıda ulusal ve uluslararası etkinlikte konuşma yapması
  • ÇHD Başkanı olması ve ÇHD adına konuşması

7. ÇHD’nin Hüküm Aleyhine İstanbul Bölge İstinaf Mahkemesi’ne Başvurusu

Yapılan başvuru, 14 Ekim 2019 tarihinde İstanbul Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından aşağıda belirtilen gerekçeyle reddedilmiştir:

Sanık savunmaları ve yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından….”

8. II. ÇHD Davasının Gözlenmesi Sırasında Endişe Uyandıran Konular

Aynı sekiz sanık aleyhine aynı suçlamalarla ikinci bir ceza davasının açılması, süregelen yargılamada nüfuz kullanıldığı ve yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesinin artık güvence altına alınmadığı izlenimi uyandırmaktadır.

Özellikle aşağıdaki konularla ilgili endişelerimizi dile getirmekteyiz:

  • 14 Eylül 2018 tarihinde tutukluluk hallerine son verilen avukatların 17 Eylül 2018 tarihinde yeniden tutuklanması, yasal dayanaktan yoksundur.
  • Yargılama sırasında 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve heyet üyeleri değişmiştir. Yeni mahkeme başkanı Akın Gürlek olmuştur.
  • 20 Mart 2019 tarihinde hükmedilen hapis cezası, Türk Ceza Kanunu kapsamında beyan ve talepler için yasal bir son tarih belirtilmemesine rağmen, geç kaldıkları gerekçesiyle, savunmanın ek delil ve beyan talepleri dikkate alınmaksızın, sanık ve savunma avukatlarının yokluğunda açıklanmıştır.
  • Savunmanın tüm tanık ifadelerinin dava dosyasına eklenmesine ilişkin talebi reddedilmiştir.
  • Avukatların DHKP-C üyesi olduğuna dair ikna edici bir delil bulunmamaktadır. Örneğin, Selçuk Kozağaçlı’nın ODTÜLÜ kod adıyla DHKP-C temsilcisi olduğuna ilişkin suçlama tartışmalıdır. Ayrıca, örgüt içi iletişim yetkisine sahip olduğu iddiası da ihtilaflıdır.
  • Tanık Barış Önal’ın duruşması gerekçesiz olarak mahkeme tarafından reddedilmiştir.
  • Basın açıklamaları, örgütsel açıklama niteliğinde olmayan barışçıl ifadelerdir.
  • Katıldığı toplantılar halka açıktır.
  • Katıldığı uluslararası sempozyum ve konferanslar, iddianame ile ilgili değildir. ÇHD Başkanı olarak çok sayıda uluslararası konferansa davet edilmiştir.
  • DHKP-C başkanı olduğuna dair suçlamaların hiçbir gerekçesi yoktur.

 

BÖLÜM III – Adil Yargılama İlkeleri Işığında Analiz (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6)

  1. ÇHD davasında Avrupalı avukatlar, yukarıdaki özet ve eklerde ayrıntılı bir şekilde açıklanan durumları gözlemlemiş ve raporlamıştır. Özet niteliğindeki bu bölümde, AİHS Madde 6 ile korunan ceza muhakemeleri ihlalleri listelenerek ÇHD yargılamasının bir bütün olarak adil olmadığı gösterilecektir.

1. Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkeme Önünde Yargılanma Hakkı (Madde 6§1)

25 yıllık avukatım ve dünkü duruşmada yaşananların gerçek olabileceğini asla düşünemezdim. Hükmünü ara karar olarak açıklayan bir hâkimi daha önce hiç görmemiştim. Hâkim, bu davaya hakimlik etme cesaretinden bile yoksundur.

(Selçuk KOZAĞAÇLI, 19 Mart 2019)

AİHS Madde 6 uyarınca tüm sanıklar, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemenin tarafsızlığı, nesnel ve öznel yaklaşım temelinde değerlendirilir[3].

Nesnel ve öznel yaklaşım açısından, Mahkeme Başkanı Akın Gürlek’in taraflı olduğu sonucuna götüren durumlardan bazıları şunlardır: Savunma avukatlarına hitap ederken kibar bir üslup yerine gayrı resmi bir üslup kullanması, konuşmaları sırasında sanıkların ve savunma avukatlarının sözünü kesmesi ve mikrofonlarını kapatması, incelemek ve diğer iki hâkime danışmak için zaman ayırmaksızın tüm talepleri reddetmesi, tüm siyasi yargılamaları sert ve aşırı ciddi biçimde yürütmesiyle ünlü olması; Mahkeme Başkanı Akın Gürlek’in, Savcı’nın itirafçı tanıklarından birini hapse mahkum etmesi, ilk duruşma ve ikinci duruşma arasında mahkeme heyetinin değişmesi.

4 Aralık 2018 Salı günü savunma,  aşağıdaki gerekçelerle, Türk Ceza Muhakemeleri Kanunu Madde 24 uyarınca, 37. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin değiştirilmesi için talepte bulunmuştur:

  • Savunma avukatlarına sürekli saygısızlık edilmesi; silahların eşitliği ilkesine bakılmaksızın, avukatları korkutmak için çok sayıda uyarıda bulunan Mahkeme Başkanı tarafından savunma avukatlarının sözlerinin sürekli kesilmesi;
  • Mahkeme Başkanı Akın Gürlek’in, savunma avukatlarının bazı itirazlarını duruşma tutanaklarına geçirmeyi reddetmesi;
  • İzleyicilerin mahkeme salonundan çıkarılarak kamuya açık yargılanma ilkesinin ihlal edilmesi.

Bu talebin ardından Mahkeme Başkanı Akın Gürlek, avukatları uyarmış ve itiraz talebinin Mahkemeye saygısızlık olacağına dikkat çekmiştir. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, itirazın incelenmesi için duruşmanın askıya alınması talebini reddetmiştir.

Genel olarak, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde II. ÇHD yargılaması süresince AİHS Madde 6’da belirtilen diğer çok sayıda ilkenin ihlal edilmesi, sanık avukatların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanmadığını düşündürmektedir.

Son olarak, 2018 Eylül ayında yapılan ve sanık avukatların tahliyesine hükmedilen duruşma ile 2018 Aralık ayında Akın Gürlek’in başkanlık ettiği duruşma arasında 37. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin değişmesi, Mahkeme’nin bağımsızlığı ile ilgili ciddi endişe yaratmaktadır. Türkiye’de yargı sisteminin bağımsızlığı için, bkz. Bölüm III.

2. Yargılamaya Etkin Katılma Hakkı (Madde 6§1)

AİHS’nin 6. Maddesine ilişkin Kılavuz uyarınca[4], “Bir bütün olarak Madde 6, sanığın ceza davasına etkin bir şekilde katılma hakkını güvence altına almaktadır[5]. Genel olarak bu, inter alia, kişinin sadece mahkeme önünde bulunma hakkını değil, yargılamayı dinleme ve izlemeyi de içerir. (…) Buna göre, mahkeme salonunun akustiğinin kötü olması ve işitme güçlüklerine yol açması, Madde 6 uyarınca sorun yaratabilir6. Savunmanın haklarına verilen önem dikkate alındığında, davalının yargılama sürecine katılımını veya avukatlarla ilişkilerini kısıtlayan her türlü önlem, sadece gerekli ölçüde uygulanmalı ve ilgili dava için geçerli olan risklerle[6] orantılı olmalıdır[7].”

  1. ÇHD davasında Avrupalı avukatlar, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde şunları gözlemlemiştir:
  • Mahkeme salonlarında yeterli sayıda mikrofon ve ekran bulunmamaktadır ve bu durum, savunmanın ve izleyicilerin ifadeleri, iddiaları ve beyanları uygun şekilde dinlemesini engellemektedir;
  • Mahkeme salonlarında savunmanın ve sıraların yakınında çok fazla sayıda kolluk kuvvetleri ve jandarma personelinin bulunması, sanık avukatların savunma avukatları ile iletişim kurmasını önlemektedir;
  • Mahkeme Başkanı çok sayıda olayın çıkmasına neden olmuş, yasal bir gerekçe olmaksızın sayısız askıya alma emri vermiş ve ailelerin, sanık avukatların ve savunma avukatlarının mahkeme salonuna girmesini yasaklamıştır;
  • Avukatların birçok talebi (reddi hâkim, ek delillerin sunulması, savunma tanıklarının dinlenmesi), derhal ve sistematik olarak reddedilmiştir,
  • Yukarıda belirtilen tüm hususlar, belirgin ve hissedilir bir gerginliğe neden olmuştur;

3. Silahların Eşitliği ve Savunmanın Haklarının Sınırlandırılması (Madde 6§1)

Silahların eşitliği ilkesi, “taraflardan her birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin savunmalarını makul mahkeme önünde dile getirmek için makul fırsatlara sahip olması gerektiğini” varsayar[8]. Bu nedenle savunmanın haklarının sınırlandırılması, silahların eşitliği ilkesi açısından bir sorun olabilir[9].

Bu bağlamda, savunmanın haklarına bazı sınırlamalar uygulandığı gözlemlenmiştir:

  • 2018 Aralık ayında sanık avukatların ve izleyicilerin mahkeme salonundan çıkarılması hakkında

Duruşmalarda tanıkların çapraz sorgulanması sırasında, savunma avukatlarından biri, ismini kendi uydurduğu bir avukatın örgüt üyesi olduğunu doğrulatarak, bir tanığın yalan söylediğini göstermiştir. Bunun karşılığında mahkeme başkanı savunma avukatının mikrofonunu kapatmış ve söz konusu avukatın çapraz sorguya devam etmesini engellemiştir. İlgili avukat tarafından savunmalarının yapılması engellenmiş olan sanık avukatların protestosunun ardından mahkeme başkanı, sanık avukatların mahkeme salonundan çıkarılmasına karar vermiştir. İzleyicilerin bu kararı (alkışlayarak) protesto etmesi üzerine mahkeme başkanı, izleyicilerin mahkeme salonundan çıkarılmasına karar vermiştir. Savunma avukatı, müvekkilinin yokluğunda müvekkilini savunamamış ve mahkeme salonundan ayrılmıştır.

•        2019 Aralık ayında her sanığın savunma avukatı sayısının aniden sınırlanması hakkında

ÇHD avukatları aleyhine yürütülen kitlesel yargılamanın savunma ekibi, yaklaşık 200 savunma avukatından oluşmaktadır. Aralık ayında yapılan duruşma sırasında mahkeme başkanı aniden, her bir sanık avukat için savunma avukatı sayısının üçle sınırlanmasına karar vermiştir. Sanık avukatların tercih ettikleri savunma avukatları tarafından temsil edilmelerine izin verilmemiştir.

•        2019 Mart ayında sanık avukatların, izleyicilerin ve savunma avukatlarının mahkeme salonundan çıkarılması hakkında

19 Mart 2020 tarihinde sanık avukatlar, Mahkeme’nin tarafsız olmadığı gerekçesiyle, Mahkeme’nin hükmüne tek tek sözlü olarak itiraz etmiştir. Konuşmasının ardından, Selçuk Kozağaçlı izleyiciler tarafından alkışlanmış, bunun üzerine Akın Gürlek, sanık avukatların mahkeme salonundan çıkarılmasına karar vermiştir. Sonuç olarak, kararı alkışlarla protesto eden izleyiciler mahkeme salonundan çıkarılmıştır. Duruşmaya hiçbir müvekkil ve izleyicinin katılmasına izin verilmediğinden, savunma avukatları mahkeme salonundan ayrılmaya karar vermiştir.

Aranın ardından mahkeme başkanı, savunma avukatlarının mahkeme salonuna girmesine izin vermemiştir. Mahkeme salonunun kapısı açıldığında, sıralara ulaşmaya çalışan savunma avukatları polis tarafından engellenmiştir. Savunma avukatlarından Bahattin Özdemir sıraya ulaşmış, bunun üzerine polis tarafından mahkeme salonundan çıkarılmış ve müvekkilini temsil etmesi yasaklanmıştır.

Ertesi gün son beyanlarını vermek üzere mahkeme salonuna girebileceklerine dair sanık avukatlara ve savunma avukatlarına hiçbir bilgi verilmemiştir. Bu nedenle sanık avukatlar, son sözlerini söylemek üzere son gün mahkeme huzuruna çıkmamış, savunma avukatları ise bu kadar kısa sürede savunmalarını hazırlayamamıştır. Son duruşmanın ertelenmesi yönündeki talepleri reddedilmiştir.

•        Müvekkilini temsil etmesi engellenen Bahattin Özdemir’e uygulanan yaptırım hakkında

19 Mart 2020 tarihinde gerçekleşen olaylar sırasında, savunma avukatı Bahattin Özdemir savunma sırasına ulaşmaya çalıştığı için kovuşturma ile tehdit edilmiştir. Zehra Özdemir de dahil olmak üzere, müvekkillerini savunması yasaklanmıştır.

•        Son beyan hakkında

Türk Ceza Muhakemeleri Kanunu Madde 216, hazır bulunan tanığa hükümden önce son sözün verilmesini öngörmektedir. Ancak, sanık avukatlara bu hak tanınmamıştır.

20 Mart 2020 tarihinde, açlık grevi ve önceki gün duruşmada yaşanan gerginlik nedeniyle zayıf düşen sanık avukatlar mahkeme salonuna ulaşamamıştır. Ayrıca, 20 Mart 2020 tarihinde mahkeme salonuna girebileceklerine ve duruşmada, son sözlerini söyleyebilecekleri son gün olduğuna dair kendilerine bilgi verilmemiştir.

Bu koşullar altında savunma avukatları, 20 Mart tarihinde yapılacak duruşmaya bu kadar kısa bir süre kala savunma hazırlayamamıştır. Ayrıca, 20 Mart tarihinde mahkeme salonuna girmelerine izin verileceğine veya 20 Mart tarihinin duruşmanın son günü olduğuna dair kendilerine bilgi verilmemiştir.  Sadece Ahmet Mandacı ve Zehra Özdemir son beyanlarını vermek üzere hazır bulunmuş ve söz konusu koşullarda savunmalarını yapamadıklarını ifade etmişlerdir.

Söz konusu sıra dışı koşullarda, son söz hakkı açısından silahların eşitliği ilkesi de ihlal edilmiştir.

4. Aynı Suç Nedeniyle İki Kez Yargılanmama veya Cezalandırılmama Hakkı (7 No’lu Protokol Madde 4)

Ne bis in idem ilkesi, AİHS 7 No’lu Protokol Madde 4’te ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 38’de belirtilmiştir. I. ve II. (mükerrer) ÇHD yargılamalarında sekiz avukat sanıktır: Selçuk Kozağaçlı, Barkın Timtik, Ebru Timtik, Naciye Demir, Şükriye Erden, Günay Dağ, Oya Aslan ve Özgür Yılmaz.

Her iki yargılamada da deliller büyük ölçüde aynıdır (aynı tanıklar, Belçika ve Hollanda’dan alınan aynı dijital belgeler). Her iki yargılama da Türk Ceza Kanunu Madde 314/1 ve 314/2’ye dayanmaktadır. Her iki yargılamada da avukatlar, mütemadi olarak DHKP-C üyesi olmakla suçlanmaktadır.

Söz konusu sekiz avukat, aynı suçtan dolayı aynı anda iki kez yargılanmıştır. I. ÇHD davasından sorumlu olan İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi, bu konudaki hükmünü, Yargıtay’ın II. ÇHD davası kararı açıklanana kadar ertelemiştir.

5. Kişinin Savunmasını Hazırlamak İçin Gerekli Zaman ve Kolaylıklara Sahip Olma Hakkı (Madde 6 § 3 (b))

AİHS Madde 6§3 (b), kişinin savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkını öngörmektedir. Avrupalı avukatlar, belirtilen hakkın defalarca ihlal edildiği şu olayları gözlemlemiştir:

•        Dosyaya erişim hakkında

Selçuk Kozağaçlı, savunmasını hazırlamak için ihtiyaç duyduğu dosyaya erişim hakkının reddedildiğini savunmuştur.

•        Duruşma tarihinin öne alınması

2018 Eylül ayında yapılan duruşmanın sonunda, duruşmanın devamının 19-20 Şubat 2019 tarihinde yapılacağı açıklanmıştır. Kasım ayı sonunda, asıl duruşma tarihinden on beş gün önce taraflara, duruşma tarihinin 2019 Şubat ayından 2018 Aralık ayına çekildiği bildirilmiştir.

•        Savunmanın hazırlanması için gerekli sürenin verilmemesi

Mart ayında yapılan duruşmada, savunma avukatları ek soruşturma, Mahkeme’nin tarafsızlığına itiraz, ek delil gibi taleplerinin tümünün bu kadar hızlı ve iyi niyetle dikkate alınmaksızın reddedileceğini beklememiştir.  Talep ettikleri gibi ek duruşmalar yapılacağını beklemişler, ancak talepleri yine reddedilmiştir. Zehra Özdemir, 20 Mart 2020 tarihinde kendini savunmaya hazır olmadığını açıkça ifade etmiştir. Ayrıca, 20 Mart tarihinde mahkeme salonuna girmelerine izin verileceğine (önceki gün mahkeme salonundan çıkarıldıkları için) ve bu tarihin, sanıkların ifadelerinin ve son sözlerinin dinleneceği son duruşma olduğuna dair kendilerine bilgi bile verilmemiştir.

•        Tanığın dinlenmesi için gereken sürenin verilmemesi

4 Aralık 2018 tarihinde, Mahkeme Başkanı tarafından beklenmedik bir tanık çağrılmıştır. Avukatlara, belirtilen tanık ile ilgili çapraz sorgu hazırlamaları için gerekli süre verilmemiştir.

6. Kamuya Açık Yargılanma İlkesi (Madde 6§1)

Kamuya açık yargılanma ilkesi, AİHS Madde 6§1’de belirtilmiştir. İzleyiciler ve sanıklar, ancak ahlaki çıkarlar, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması, özel hayatın gizliliği söz konusu olduğunda veya aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği istisnai durumlarda ve sınırlamanın kesinlikle gerekli olduğu hallerde mahkeme salonundan çıkarılabilir.

Türk Ceza Kanunu Madde 182 ve 184’te, kamuya açık yargılama ilkesi ile ilgili olarak benzer haklar öngörülmektedir.

Ancak Avrupalı avukatlar, birçok defa yalnızca izleyiciler ile ilgili değil, savunma avukatları ve sanık avukatlar ile ilgili olarak yargılamanın aleniyetinin sınırlandığını gözlemlemiştir.

3 Aralık 2018 tarihinde, mahkeme başkanı ilk olarak bir tanığı başarıyla çapraz sorguya aldıkları için iki savunma avukatını mahkeme salonundan çıkarmış, daha sonra avukatlarından mahrum kalmalarına neden olan bu kararı protesto eden sanık avukatları salondan çıkarmış, son olarak tüm avukatların çıkarılmasını protesto eden izleyicileri çıkarmıştır. Bunun üzerine İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, tanıklardan birini, yalnızca iki Avrupalı gözlemcinin ve polisin bulunduğu boş mahkeme salonunda sorguya çekmiştir.

19 Mart 2020 tarihinde, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, tüm savunma avukatlarının mahkeme salonuna girmesini yasaklamış, başta sıraya ulaşan Bahattin Özdemir olmak üzere, mahkeme salonuna girmek isteyen avukatları kovuşturma ile tarafından tehdit etmiştir.

Her defasında, davanın aleniyetine ilişkin kısıtlamaların adaletin çıkarını değil, savunmaya karşı misillemeyi amaçladığı görülmektedir. Alkışlayarak yaptıkları protesto nedeniyle izleyicilerin ve sanık avukatların mahkeme salonundan çıkarılması da orantısızdır.

7. Tanık Sorgulamalarına Katılma ve Tanık Beyanlarını İnceleme Hakkı (Madde 6 § 3 (d))

AİHS Madde 6§3 (d), bir suç ile itham edilen herkesin “iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme” hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.

Yargılama süresince, tanıkları sorgulama ve davet edilmelerini sağlama hakkına ilişkin birtakım ilkeler ihlal edilmiştir.

•        İddia ve savunma tanıklarına eşit muamele

İddia tanıkları ve savunma tanıklarına eşit muamele edilmelidir[10]. Ancak mahkeme başkanı, üç İddia tanığını (bkz. Polis baskısı altında ifade verdiğini kabul eden tanıkların dinlenmemesi) ve savunma tanıklarının tamamını dinlemeyi reddetmiş, tanığa (kibar hitap şekli) avukatlardan (gayrı resmi hitap şekli) daha fazla saygı göstermiştir. 4 Aralık 2018 tarihinde izleyiciler ve avukatlar mahkeme salonuna girdiğinde, tanıklardan birinin hali hazırda ekranda olduğunu görmüşlerdir. İfade vermeden önce kendisine ne söylendiğini bilmek imkansızdır.

•        Polis baskısı altında ifade verdiğini kabul eden tanıkların dinlenmemesi

Savunma lehine hiçbir tanık dinlenmez veya hiçbir delil incelenmezken iddia tanıklarının ve iddialarının sorgulanması, silahların eşitliği ilkesi açısından bir sorun yaratabilir[11][12]. Sadece makul sebepler, Mahkemenin duruşmada hazır bulunmalarını sağlamak için tüm gayreti göstermesi koşuluyla bir tanığın hazır bulunmamasını haklı gösterebilir[13].

5 Aralık 2018 tarihinde, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, avukatlara sormaksızın son üç iddia tanığını dinlemeyi reddetmiştir. Savunmanın, belirtilen üç tanığın katılması ve ifade vermesi yönünde sözlü taleplerini reddetmiştir. Duruşmaya kısa bir ara verildikten sonra avukatlar, son üç tanığın katılması ve sorgulanması ile ilgili olarak henüz kendilerine sunulmayan mahkeme tutanaklarına dayanarak yazılı talepte bulunmak için ek süre istemiştir. Talep reddedilmiş ve yargılama süresince son üç tanığın katılımına ve sorgulanmalarına ihtiyaç duyulmamıştır. Savunma avukatları, başka bir yargılamada söz konusu tanıkların baskı altında ifade verdiklerini ve ifadelerinin polis tarafından çarpıtıldığını kabul ettiğini ileri sürmüştür.

Tanıklarla ilgili genel güven eksikliğini göstermek için tanıkların ifadesi son derece önemli olmasına rağmen, mahkeme huzurunda hazır bulunmamalarına ilişkin makul bir sebep sunulmamış ve hazır bulunmaları için hiçbir gayret gösterilmemiştir. 18 Mart 2019 tarihli hükmün gerekçesinden, hâkimlerin tanıkların güvenilirliğini, tanıklardan ikisi savunma avukatları tarafından çapraz sorguya çekilmediği halde, yalnızca yedi tanığın beyanını dikkate alarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle AİHS Madde 6§3 ihlal edilmiştir.

Ayrıca hâkim, tanıkların çapraz sorgusu sırasında avukatların sözünü sürekli olarak kesmiş, bu sayede, savunma avukatlarının ilgili sorularına uygun şekilde cevap vermemeleri konusunda tanıkları cesaretlendirmiştir. Böylece hâkim, tanıkların tam olarak dinlenilmesini de engellemiştir.

•        Savunma tanıklarından hiçbirinin dinlenilmemesi

  1. Ağır Ceza Mahkemesi, ikisi mahkeme salonunda ifade vermek üzere hazır bulunduğu halde, savunma tanıklarının dinlenmesine ilişkin yazılı talebi reddetmiştir.

Böylece savunma, silahların eşitliği ilkesinin de önemli bir unsuru olan delil ve tanık sunma hakkından yoksun bırakılmıştır. Savunmanın iddiaları çürütme ve gizli ve itirafçı tanıkların ifadelerine ve İddia makamının diğer iddialarına itiraz etme hakkı elinden alınmıştır.

•        Gizli ve itirafçı tanıklar

Tanıklardan beşi gizli tanıklık yapmış ve adalet ilkesi ihlal edilmiştir. İlk olarak hâkim, çapraz sorgu sırasında savunma avukatlarının sözlerini sürekli olarak kesmiş, tanıkların tam olarak dinlenilmesini engellemiş, bu da tanıkların savunma avukatlarının sorularına cevap vermeyi reddetmesine neden olmuştur (bkz. Polis baskısı altında ifade verdiğini kabul eden tanıkların dinlenmemesi)[14].

İkinci olarak, iki olayla kanıtlandığı gibi, tanıkların gizlenme nedeni tartışmalıdır[15]: Gizli tanıklarından birinin gerçek adı, mahkeme başkanı tarafından açıklanmış, talebi üzerine kimliği bilinen tanıklardan biri (Berk Ercan), mahkeme başkanının kararıyla yüzü sansürlenerek ekrana yansıtılmıştır.

Üçüncü olarak, gizli ve itirafçı olmaları, tanıkların güvenilirliği ile ilgili endişeleri artırmaktadır. AİHM’e göre, “Mahkeme, dokunulmazlık veya başka bir avantaj elde etmek için tanıklar tarafından verilen ifadelerin kullanılması, sanıklar aleyhine yürütülen yargılama sürecinin adaleti konusunda şüphe yaratabileceğini ve söz konusu ifadelerin doğası gereği çarpıtılmaya açık olduğunu, kişisel intikam veya sunulan avantajları elde etmek amacıyla verilebileceğini vurgulamaktadır. Bu nedenle bir kişinin ilgisi olmayan doğrulanmamış iddialar nedeniyle suçlanabileceği ve yargılanabileceği riski göz ardı edilmemelidir”[16]. İfade verdiği sırada tutuklu olan tanıklar, savunma avukatlarının tanıklıklarından elde ettikleri avantajlarla ilgili sorularına cevap vermeyi reddetmiştir.

Tanıkların birçoğunun, çok sayıda davada ifade verdiğini kabul etmesi ve hangi davada ifade verdiklerini veya davadaki sanık avukatların isimlerini hatırlayamaması da söz konusu ifadelere güvenilirliğini sarsmıştır.

•        Tanıkların beyanı ile ifadelerinin adil olmayan bir şekilde alınması arasındaki çelişki

AİHS Madde 6§3 (d)’nin yargılama öncesi süreçte ve yargılama sürecinde verilen ifadeler arasında tutarsızlık olduğunda veya tanığın olayları hatırlamadığını belirtmesi durumunda hangi beyanın geçerli olacağını öngörmediği hallerde, AİHM içtihatları, delillerin toplandığı koşulların değerlendirilmesini gerektirir[17].

Türk Ceza Kanunu’nda, tanık ifadelerinin değerlendirilmesi hususunda çeşitli güvenceler öngörülmüştür. Örneğin, Türk Ceza Kanunu Madde 209 ve 210, özellikle ifade verdikleri konuda gerçekleri hatırlamadığını iddia eden tanıkların tam beyanlarının okunmasını gerektirmektedir.

Ancak, yargılama öncesi aşamada tanıkların verdiği beyanlar, Mahkeme tarafından tam olarak okunmamıştır. Tanıkların cevapları, sürekli olarak mahkeme başkanı tarafından yönlendirilmiştir. Bazı tanıklar, sanık hakkındaki tüm beyanlarını hatırlamadıklarını itiraf etmiştir.

Avrupalı avukatlar, inceleme misyonu sırasında ve 2019 Aralık ayında yapılan duruşmada, tüm tanıkların itirafçı olduğunu ve genellikle tanıklık karşılığında elde ettikleri avantajları belirtmeyi reddettiklerini gözlemlemiştir.

Tanıklardan biri olan Berk Ercan’a, yargılama öncesinde verdiği yazılı ifadesinden önce, soruşturma aşamasında ele geçirildiği iddia edilen dijital belgelere erişim izni verilmiştir. Psikolojik problemlerinin olması da ilgili tanığın güvenilirliğini sorgulatmakta olup, ikinci yazılı ifadesinden önce yetkililere, tutukluluğun psikolojik problemleri ile ilgili sorunlar yarattığını yazmıştır. Son olarak, kendi davasında söz konusu tanık hakkında İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Akın Gürlek tarafından hapis cezası verildiği dikkate alınmalıdır.

(DHKP-C ve FETÖ üyesi olduğu iddia edilen) tanık İsmet Özdemir de 2013 yılında yürütülen bir yargılamada yalancı şahitlik yaptığı için hakkında hapis cezasına hükmedilmiştir. Savunma avukatları, söz konusu tutuklama ile ilgili delil niteliğindeki belgelerin kopyasını talep etmişler, ancak talep reddedilmiştir.

Başka bir tanık ise, uyuşturucu sorunları olduğunu doğrulamıştır.

8. Kişinin Kendi Seçeceği Bir Müdafinin Yardımından Yararlanma Hakkı (Madde 6§3(c))

3 Aralık 2019 tarihinde, 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, her bir sanık için savunma avukatı sayısını üçle sınırlamaya karar vermiştir. Ancak yargılamanın başında, 20 sanık avukatın tamamının savunmasını yaklaşık 200 avukat üstlenmiştir. 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı aniden, örgütlü suçlar için yargılanan her bir davalının en fazla üç avukat tarafından temsil edilebileceğini belirten 2016 ve 2018 yıllarında yapılan değişikliklerden sonra, Ceza Muhakemeleri Kanunu Madde 149’u uygulamaya koymaya karar vermiştir.

Ayrıca mahkeme başkanı, yukarıda belirtildiği gibi (bkz. Kamuya Açık Yargılanma İlkesi) avukatların müvekkillerini savunmasını birkaç kez engellemiştir.

9. Kişinin Kendisine Karşı Yöneltilen Suçlamanın Niteliği ve Sebebi Hakkında En Kısa Sürede Bilgilendirilme Hakkı (Madde 6§3)

 AİHS Madde 6§3, “Tutuklanan herkes, kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi hakkında, anladığı bir dilde ve en kısa sürede bilgilendirilmesi gerektiğini” öngörmektedir.

14 Eylül 2018 tarihinde, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, avukatların duruşma öncesi tutukluluk hallerinin sona erdirilmesine karar vermiştir. Birkaç saat sonra, 17 Eylül 2018 tarihinde, aynı avukatlar yasal bir dayanak olmaksızın ikinci kez tutuklanmıştır.

Tahliye edildikten sonra tekrar tutuklanan sanık avukatlara, kendilerine karşı yöneltilen suçlamalar hakkında en kısa sürede bilgi verilmemiş ve savunma dilekçelerini hazırlamaları engellenmiştir.

10. Bir Delilin Geçerliliğini Çapraz Sorgulama ve Delilleri Sunma Hakkı (Madde 6 § 1 ve 6 § 3)

AİHS’nin 6. Maddesine ilişkin Kılavuz uyarınca, “Dava dosyasına sınırsız erişim ve gerekirse ilgili belgelerin kopyalarının alınma imkanı dahil, her türlü notun sınırsız kullanımı, adil yargılamanın önemli ilkelerindendir. Söz konusu erişimin sağlanamaması, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini göstermektedir[18]. Çekişmeli duruşma hakkı, tarafların, mahkeme kararını etkilemek amacıyla diğer tarafın sunduğu tüm deliller veya gözlemlerden haberdar olma ve itiraz etme imkanına sahip olması anlamına gelmektedir[19]“.

ÇHD davasının başlangıcından bu yana, savunma avukatlarının çok sayıda talebine rağmen, asıl belgelere erişim sağlanmamıştır.

AİHM’e göre, “Savunma hakkına saygı, duruşma öncesinde sanığın veya avukatının dava dosyasına erişimine ilişkin sınırlamaların, sanığın delillere ulaşmasını ve avukatı aracılığıyla veya sözlü olarak bunlara ilişkin itirazda bulunmasını engellemeyecek şekilde olmasını gerektirir[20]“.

AİHS’nin 6. Maddesine ilişkin Kılavuz uyarınca, “Başvuru sahibine delillerin doğruluğuna itiraz etme ve kullanımına karşı çıkma imkanı verilip verilmediği soruşturulmalıdır. Delillerin niteliği, elde edildiği koşullar, söz konusu koşulların delillerin doğruluğu ve güvenilirliği hakkında şüphe uyandırıp uyandırmadığı, delillerin ceza yargılaması sonucu için belirleyici olup olmadığı, [21]aynı suçtan yargılanan sanığa baskı uygulayarak elde edilen delillerin kullanılması[22], diğer suçlayıcı tanıkların ve maddi delillerin sanık[23] aleyhine adil olmayan şekilde kullanılması ve yargılamalarda bilirkişi beyanının kullanılması[24] dikkate alınmalıdır.”

Belirtilen yargılama sürecinde, savunma sağlam delillere erişememiş, dolayısıyla ilgili delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusunda itirazda bulunamamıştır.

Özellikle, bir müzik merkezine yapılan aramada ele geçirildiği iddia edilen dijital belgeler, savunmaya hiç sunulmamıştır. İlgili belgelerin basılı kopyaları dava dosyasında yer almamıştır. Savunma avukatları, ancak duruşma öncesi aşamada bu belgelere erişimi olan Berk Ercan’ın ifadesine dayanarak söz konusu belgelerin iddia edilen içeriğine dair fikir sahibi olmuştur. İddia edilen belgelerin kopyalandığı USB belleğin bulunduğu koşullar hakkında hiçbir bilgi verilmemiştir. Dijital belgeleri işleyen ve güvenilirlikleri hakkında soru soran, yalnızca tek bir uzmanın olmuştur. İlgili uzmanın güvenilirliğinin sorgulanabilir. Dijital deliller hiçbir zaman savunmaya iletilmemiş, bu nedenle savunma, dijital delilleri analiz edememiş ve başka bir uzman tarafından incelenmesini sağlayamamıştır.

Örneğin, Selçuk KOZAĞAÇLI’nın ODTÜLÜ kod adını kullandığı iddiası, yalnızca Berk Ercan’ın dolaylı ifadelerine dayanmaktadır. Benzer şekilde, KOZAĞAÇLI’nın örgüt içi gizli iletişim kurma yetkisinin olduğuna dair sağlam bir delil yoktur, mahkeme Berk Ercan’ın dolaylı ifadesinden yola çıkarak bu sonuca ulaşmıştır.

Ayrıca, dijital belgelerin aslı savunma avukatlarına hiç iletilmediğinden, savunma avukatları Belçika ve Hollanda yetkililerinden alınan belgelerin basılı kopyalarının doğruluğunu sınayamamıştır.

Savunma avukatları, söz konusu davada sanık avukatlar aleyhine kullanılan veri kaynağına itiraz etmiş, kullanılan verilere erişim sağlamak için talepte bulunmuştur. Ayrıca, verilerin nasıl saklandığını değerlendiren uzmanın rolüne de itiraz etmişlerdir. Bu talepler, bir dakikalık sözlü tartışmanın ardından Mahkeme tarafından reddedilmiştir.

Savcı tarafından kanıt olarak sunulan belgelere erişilmesine izin vermeyen, söz konusu belgelerin çapraz sorgulanmasına ilişkin tüm talepleri ve savunma tanıklarını dinlemeyi reddeden İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHS Madde 6§1 ve 6§3’ü ihlal etmiştir.

BÖLÜM IV – Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler Işığında Analiz (Havana, 1990)

27 Ağustos – 7 Eylül 1990 tarihlerinde Havana, Küba’da gerçekleştirilen Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı Üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler, “Avukatların rollerini destekleme ve gereği gibi yerine getirmelerini sağlama görevlerinde Üye Devletlere destek olma”, ve “Hükümetler tarafından saygı duyulmalı ve dikkate alınmalı (…) ve hâkimlerin, savcıların, (…) dikkatine sunulmalıdır (…)” gibi ilkeler öngörmektedir.

Kovuşturma ve yargılama sırasında gözlemlenen çok sayıda kusur ışığında Avrupalı avukatlar/gözlemciler, sanık avukatlar ve savunma avukatları ile ilgili olarak Temel Prensiplerin ihlal edildiğini tespit etmiştir.

Prensip 1: Kişinin Kendi Seçtiği Bir Avukatın Yardımına Başvurma Hakkı

“Herkes  haklarının varlığını tespit ettirmek, korumak ve ceza  muhakemesinin her aşamasında haklarını savunmak için kendi seçtiği bir avukatın yardımına başvurma hakkına sahiptir.”

Sanık avukatlar özellikle savunma avukatları mahkeme salonundan çıkarıldığında, birkaç kez bu haktan mahrum bırakılmışlardır. Sanık avukatların tutuklanma ve kovuşturmalarının, müvekkillerinin (Nuriye Gülmen ve Semih Özakça) siyasi saikli yargılamalarından birkaç gün önce başladığı belirtilmelidir.

Prensip 4: Yoksul ve Mahrumiyet İçindeki Kişilere Hukuki Destek Sağlanması

“Hükümetler ve avukatların meslek örgütleri, kişilerin hukuka göre sahip oldukları haklar ve ödevler ile temel özgürlüklerin korunmasında avukatların rolü konusunda halkı bilgilendirmek için programlar  yaparlar. Yoksul ve mahrumiyet içindeki diğer kimselere yardım ederken, onların haklarını arayabilecekleri ve gerektiği takdirde avukatın yardımını isteyebilecekleri bir konuma ulaşmaları için özel bir dikkat gösterir.”

Sanık avukatların üyesi olduğu dernek (ÇHD), Soma maden faciası mağdurları, Cizre bombalı saldırısının mağdurları, kamulaştırma mağdurları, yeni havalimanı inşaatında çalışan işçiler, işkence mağdurları gibi yoksul, baskı gören ve mahrumiyet içindeki insanları savunmasıyla tanınmaktadır. ÇHD’yi hedef alan Türk makamları, yoksul ve mahrumiyet içindeki kişilerin savunulması konusundaki bu çalışmalara zarar vermektedir.

Prensip 8: Gözaltında yahut Tutukluluk halinde Avukat ile Görüşme için Yeterli İmkan ve Zamanın Sağlanması

Gözaltına alınan veya hapsedilen herkesin,  bir avukat tarafından vakit  geçirilmeden ziyaret edilmesi, kesintisiz biçimde iletişim kurabilmesi ve sansüre uğramadan tam bir gizlilik içinde görüşebilmesi için yeterli imkanlar, zaman ve kolaylık sağlanır. Kanun adamları, görüşmeleri gözle izleyebilir fakat dinleyemez.

Sanık avukatların farklı şehirlerde ve farklı cezaevlerinde tutuklu kalması, avukatların hazırlanmak ve müvekkillerine danışmanlık sağlamak için yeterli zaman ve imkanlara sahip olmasının önündeki birçok engelden biridir. Ayrıca, sanık avukatlardan bir kısmının yüksek güvenlikli bir cezaevinde (Silivri F tipi) tutuklu kalması, tutuklulara erişim güçlü nedeniyle (çok sayıda güvenlik kontrolü, uzun bekleme süreleri vb.), sanık avukatlar ve savunma avukatlarının görüşmelerini daha da zorlaştırmıştır.

Prensip 9: Gereği Gibi Eğitim ve Öğretimin Sağlanması

Hükümetler, avukatlık meslek örgütleri ve öğretim kurumları, avukatların gereği gibi eğitim ve öğrenim almalarını ve avukatlık meslek idealleri ve ahlaki görevleri ile ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınmış olan insan haklarına ve temel özgürlüklere vakıf olmalarını sağlar.”

Sanık avukatların kovuşturulmasının gerekçesi, ulusal ve uluslararası yasal konferanslara katılmış olmalıdır. ÇHD aynı zamanda, avukatlara insan hakları konusunda eğitim vermesiyle tanınmaktadır. Muhtemelen insan hakları konferansına ve eğitimlerine katılmalarına dayanarak bu avukatların hedef alınması, 9. Prensip’in ihlal edildiğini göstermektedir.

Prensip 10: Avukatlık Mesleğinin İfasının Sürekliliğinde Siyasi Ayrımcılık Yapılmaması

Hükümetler, avukatların meslek  örgütleri ve öğretim kurumları, hukuk mesleğine girişte ve mesleğin icrası dışında bir kimseye karşı ırk, renk, cinsiyet etnik köken din, siyasal veya başka bir fikir, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum, ekonomik veya başka bir statü gibi nedenlerle ayrımcılık  yapılmamasını sağlar. Bir avukatın ilgili  ülkenin vatandaşı olması şartı, ayrımcılık yapılması şeklinde anlaşılmaz.”

ÇHD avukatları, çağdaş avukatlık pratiğine dayanan görüşleri ve siyasi inançları nedeniyle yargılanmıştır.

Prensip 13: Avukatın Görevleri

Avukatların müvekkillerine karşı görevleri şunları içerir: 

  • Müvekkillerine sahip oldukları haklar ve yükümlülükler ile müvekkillerinin haklarını ve yükümlülüklerini ilgilendirdiği ölçüde hukuk sisteminin işleyişi konusunda kendilerine bilgi vermek;
  • Müvekkillerine uygun yoldan her türlü yardımda bulunmak ve onların haklarını korumak için hukuki muamelede bulunmak;
  • Müvekkillerine mahkemeler,  yargı  yerleri  ve  eğer  uygunsa  idari  makamlar  önünde  yardım etmek.

ÇHD avukatları, yasal hakları konusunda müvekkillerini bilgilendirmek (örneğin, susma hakkını kullanmak), dava dosyalarında kovuşturulmalarına ilişkin sağlam deliller olmadığı konusunda bilgi vermek, basın toplantıları gibi yollarla müvekkillerine uygun şekilde yardımcı olmak ve onları Mahkeme huzunda savunmak gibi, müvekkillerine karşı görevlerine saygı duydukları gerekçesiyle, terör örgütü üyesi olmakla suçlanmaktadırlar.

Prensip 14: Müvekkilin Menfaatleri Doğrultusunda ve İnsan Haklarını Yücelterek Serbestçe Hareket Etme

Avukatlar müvekkillerinin haklarını korurken ve adaletin gerçekleşmesine çalışırken, ulusal ve uluslararası hukukun tanıdığı insan haklarının ve temel özgürlükleri yüceltmeye çalışırlar ve hukuka ve hukukçuluk mesleğinin kabul görmüş standartlarına ve ahlaki kurallarına uygun biçimde serbestçe ve özenle hareket ederler.”

ÇHD avukatları, müvekkillerinin insan haklarını özgürce savunmalarını engellemek için yargılanmıştır.

Prensip 16 (a): Baskı, Engelleme, Taciz veya Yolsuz Müdahale Yasakları

“Hükümetler avukatların (a) hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz bir müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyeti yerine getirmelerini sağlar;”

ÇHD avukatlarının aynı anda I. ve II. ÇHD davaları kapsamında, aynı şekilde insan haklarını savundukları için gerçekleştirilen kitlesel kovuşturması, açıkça onları sindirme, engelleme, işlerine müdahale etme ve taciz girişimidir.

Ayrıca II. ÇHD davasında, savunma avukatlarının korkutulduğu (örneğin, ilk gün terörle mücadele polisinin işkenceyle tehdit etmesi), meslektaşlarını savunurken birçok engel ve müdahale ile karşı karşıya kaldıkları gözlemlenmiştir.

Prensip 16 (c): Avukatların Mesleki Eylemleri Nedeniyle Yaptırıma Uğraması Yasağı

“Hükümetler avukatların (c) kabul  görmüş meslek ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka bir yaptırımla sıkıntı çekmemelerini veya tehditle karşılaşmamalarını sağlar.”

ÇHD avukatları, (mesleki görevleri, standartları ve ahlak kuralları bakımından) terör örgütü üyeliğiyle suçlanan kişileri savundukları için yargılanmaktadır. Ayrıca savunma avukatları, II. ÇHD yargılamasında beyanda bulunurken bile defalarca yaptırım tehditleriyle karşılaşmıştır.

Prensip 18 : Müvekkille Özdeşleştirilmeme

“Avukatlar görevlerini icra etmeleri nedeniyle müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilemezler.”

  1. ve II. ÇHD davaları, DHKP-C üyesi olmakla suçlanan kişileri savundukları için, avukatların da DHKP-C üyesi olduğu varsayımına dayanmaktadır.

Prensip 19: Müvekkili Adına Mahkeme Huzuruna Çıkma Hakkı

Bir avukat ulusal hukuka ve uygulamaya göre ve bu prensiplerle bağdaşır bir biçimde müvekkil tarafından azledilmedikçe, huzurunda avukatlık yapma hakkına sahip olduğu mahkeme veya idari makam tarafından bu makamların önüne çıkma hakkından yoksun bırakılamaz.

ÇHD yargılaması, sanık avukatların müvekkillerini (Semih Özakça ve Nuriye Gülmen) temsil ettiği siyasi saikli davanın açılışından birkaç gün önce başlamıştır. II. ÇHD davasında, savunma avukatlarının müvekkillerini temsil etmek üzere mahkeme salonuna girmesi birçok kez engellenmiştir.

Prensip 21: Müvekkilin Savunmasının Hazırlanması için Yeterli Süre ve Olanakların Sağlanması

“Yetkili makamların ellerinde veya denetimleri altında bulunan gerekli bilgileri, dosyaları ve belgeleri, avukatların müvekkillerine etkili bir hukuki yardım verebilmelerini sağlayacak yeterli bir sürede ulaşmalarını temin etmek, kamu makamlarının görevidir. Avukatların bu belgelere en kısa sürede ulaşmaları sağlanır.”

Savunma avukatlarının savunma hazırlamak için talep ettiği süre birçok kez reddedilmiştir (duruşma tarihinin aniden öne çekilmesi, beklenmedik bir tanığın çapraz sorgusuna hazırlanmak veya beyanları hazırlamak için sunulan ek süre taleplerinin reddedilmesi vb.).

Prensip 23: İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü

“Avukatlar, diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma özgürlüğüne sahiptir. Avukatlar özellikle, hukukla, adalet sistemiyle ve insan haklarının geliştirilmesi ve korunması ile ilgili konularda kamusal tartışmalara katılma ve yasal faaliyetleri veya yasal bir örgüte mensup olmaları nedeniyle mesleki kısıtlamalara maruz  kalmaksızın, yerel,  ulusal veya uluslararası örgütler kurma veya bunlara mensup olma ve bunların toplantılarına katılma hakkına sahiptir. Avukatlar bu hakları kullanırken, her zaman hukuka ve hukuk mesleğinin kabul görmüş standartlarına ve meslek ahlak kurallarına uygun davranırlar.”

ÇHD, 22 Kasım 2016 tarihinde bir kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatılmıştır. II. ÇHD davası sırasında kovuşturma, büyük ölçüde avukatların işkence ve insan haklarının vb. yasaklanması konusunda kamusal tartışmalara katılmasına dayanmaktadır.

BÖLÜM V – Yargının Bağımsızlığı ve Hukukun Üstünlüğü Prensipleri Açısından Analiz

 

1. Genel Durum Değerlendirmesi

Türkiye’de adaletin bağımsızlığı birçok etkenle karşı karşıyadır.

2010 yılından bu yana yapılan çeşitli reformlar, yargının bağımsızlığına zarar vererek hükümetin yargı üzerindeki kontrolünü artırmıştır24:

  • Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun Adalet Bakanlığı’na bağlı olması ve Kurul’un 4/22 üyesinin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması (2010);
  • Hâkim ve savcıların işe alımı, terfisi, ataması ve tayininden sorumlu Hâkimler ve Savcılar Kurulu daire üyelerinin Adalet Bakanı tarafından kontrol edilmesi (2014 – daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve Venedik Komisyonu tarafından kınanmıştır);

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen başarısız darbe girişiminin ardından, 21 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de Olağanüstü Hal ilan edilmiş ve sonraki iki yıl boyunca, 4.000’den fazla hâkim ve savcı Fethullah Gülen örgütüne üye oldukları gerekçesiyle görevden alınmıştır25.

Teşkilatlardan çıkarma veya ilişkin kesilmesi gibi, kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen işlemleri kontrol etmek üzere, 23 Ocak 2017 tarihinde Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur26. Ancak bu Komisyon, üyelerinin büyük kısmı yürütme organı tarafından atandığı için bağımsız  olmadığı ve AİHM’e yardım için başvurmadan önce ulusal düzeyde her türlü  yolun denendiğini doğrulama konusunda AİHM’nin konumuna rağmen28 soruşturma işlemlerinde adil yargılanma veya etkili hukuk yollarının27 temin edilmemesi nedeniyle ciddi şekilde eleştirilmiştir.

2017 Nisan ayında yapılan referandum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yargı üzerindeki gücünü artırarak, yargının bağımsızlığının azalmasına neden oldu (Anayasa Mahkemesi Hakimlerinin sayısının azaltılması ve 12/15 üyenin Cumhurbaşkanı tarafından atanması, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun üye sayısının azaltılması ve 6/13 üyenin Cumhurbaşkanı tarafından atanması)29.

Olağanüstü Hal 2018 yılında sona ererken, Fethullah Gülen örgütünün üyesi olduğundan şüphelenilen hâkimlerin görevlerinin askıya alınmaya devam etmesi için terörle mücadele yasa tasarısı kabul edildi30.

2. BM Yargı Bağımsızlığı Prensipleri ve BM Savcıların Rolüne Dair İlkeler

Hukukun Üstünlüğü açısından, Adaletin bağımsızlığının güvence altına alınması zorunludur. Yargının Bağımsızlığına İlişkin Temel İlkeler31 dikkate alındığında, aşağıdaki hususlar başta olmak üzere, Türkiye’de yargıyla ilgili birtakım güvenceler endişe konusudur:

  • Prensip 1: Yargı bağımsızlığı devlet tarafından güvence altına alınır ve anayasada veya iç hukukta yargı bağımsızlığına yer verilir. Yargı bağımsızlığına saygı göstermek ve gözetmek bütün hükümet kurumlarının ve diğer kurumların görevidir.
  • Prensip 2: Yargı organı, önündeki sorunlar hakkında herhangi bir tarafın herhangi bir nedenle doğrudan veya dolaylı kısıtlama, etki, teşvik, baskı, tehdit ve müdahalesine maruz kalmaksızın, maddi olaylara ve hukuka dayanarak tarafsız bir biçimde karar verir.
  • Prensip 4: Yargılama sürecine usulsüz ve yetkisiz müdahale yapılamaz ve yargısal kararlar değişikliğe tabi tutulamaz. Yargısal organların verdikleri cezaların hukuka uygun olarak yargısal denetime tabi tutulması  veya  yargı  organlarının  verdikleri  cezaların  yetkili  makamlar  tarafından azaltılması veya başka bir ceza ile değiştirilmesi bu prensibi ihlal etmez.
  • Prensip 8: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne uygun olarak, diğer vatandaşlara olduğu gibi yargı organı mensuplarına da ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma hakkı tanınır; ancak hâkimler bu haklarını kullanırlarken, her zaman görevlerinin itibarını ve yargının tarafsızlığını  ve bağımsızlığını koruyacak tarzda hareket ederler.
  • Prensip 18: Hâkimler sadece görevlerini yapamayacak duruma gelmeleri veya görevleriyle bağdaşmayacak davranışlarda bulunmaları sebebiyle görevlerinden alınabilir veya görevlerine son verilebilir.
  • Prensip 20: Disiplin, uzaklaştırma ve göreve son verme kararları bağımsız bir denetime tabidir. Bu ilke en yüksek mahkemenin veya yasama organının itham ve benzeri yargılama süreçlerinde aldığı kararlar için geçerli değildir.

Benzer şekilde, Savcıların Rolüne Dair İlkeler32 ile ilgili olarak, aşağıdaki hususlar endişe konusudur:

  • Prensip 2 (a) : Devletler aşağıdaki şartları sağlar: (a) Savcıların göreve seçilmelerindeki ölçüler, tarafgirliğe ve önyargıya dayanan atamalara ve bir kimseye ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir  fikir,  ulusal,  toplumsal  veya  etnik  köken,  mülkiyet,  doğum,ekonomik  veya  başka  bir  statü  gibi  nedenlerle  ayrımcılık  yapılmasına karşı güvenceler içerir. Savcılık görevi için adaylardan o ülkenin vatandaşı olmasının istenmesi ayrımcılık yapma olarak kabul edilemez;
  • Prensip 4: Devletler, savcıların baskıya, engellemeye, tacize, yolsuz bir müdahaleye veya haksız olarak hukuki, cezai veya başka bir sorumluluk iddiasına maruz kalmadan görevlerini yerine getirmelerini sağlar.
  • Prensip 8: Savcılar, diğer vatandaşlar gibi, ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma özgürlüğüne sahiptir. Savcılar özellikle hukukla, adalet sistemiyle ve insan haklarının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili kamusal tartışmalara katılma ve hukuka uygun faaliyetleri ve yasal örgütlere üyelikleri nedeniyle mesleki açıdan hiçbir dezavantajlı duruma girmeksizin yerel, ulusal veya uluslararası örgütlere üye olma ve toplantılarına katılma hakkına sahiptir. Savcılar bu hakları kullanırken, her zaman hukuka ve hukuk mesleğinin kabul görmüş standartlarına ve ahlak kurallarına uygun davranırlar.
  • Prensip 21: Savcıların disiplin suçları yasayla veya yasaya dayanan yönetmeliklerle düzenlenir. Savcıların açıkça mesleki standartlara aykırı bir tarzda hareket ettiklerini iddia eden şikayetler, süratle ve öngörülen usule uygun olarak adil bir biçimde yürütülür. Savcılar adil yargılanma hakkına sahiptir. Savcılar hakkında verilen kararlar bağımsız bir yargısal denetime tabidir.
  • Prensip 22: Savcılar hakkında yapılan kovuşturma, objektif  bir araştırma yapılmasını ve karar verilmesini güvence altına alır. Bu araştırma ve karar hukuka, mesleki  davranış kurallarına ve diğer yerleşik standartlara ve ahlaki kurallara uygun olarak, ve bu Yönergenin ışığında tespit edilir.

Avrupalı Avukatların Özel Gözlemleri

Avrupalı avukatlar, I. ve II. ÇHD yargılamalarını gözlemlemiş ve 2019 Ekim ayında inceleme misyonuna katılmıştır.

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, inceleme misyonu sırasında Avrupalı Avukatların yargının bağımsızlığının güvence altına alınması için birtakım değişikliklerin gerekli olduğuna ilişkin izlenimini doğrulamıştır: “Sorun şu ki, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun altısı Cumhurbaşkanı tarafından atanan, yedisi ise çoğunluğu yine AKP’nin oluşturduğu Meclis tarafından atanan 13 üyesi var. Ve AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanıdır. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun başkanı, Adalet Bakanıdır. Kurul başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Dolayısıyla, bu durum değiştirilmeden yargının bağımsız olması imkansızdır. Adalet, ulusal meclis komisyonu tarafından değerlendirilmelidir.  Ancak sorun bununla sınırlı değildir. Cumhurbaşkanı, güçler ayrılığının kendisini engellediğini belirtmiştir. Yargı üzerinde baskı kurmanın, kendisinin hakkı olduğunu düşünmektedir.

Avrupalı avukatlar, Türkiye’de yargı bağımsızlığının olmamasının, yukarıda belirtilen avukatlara aleyhine yürütülen yargılamaları önemli ölçüde etkilediğine inanmaktadır.

İlk olarak, 2018 Eylül ayında yapılan ilk duruşma ile 2018 Aralık ayında yapılan ikinci duruşma arasında 37. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti’nin değişmesi, tesadüf olarak yorumlanabilir. Ancak bu değişiklik, (Savcı’nın yasallığı tartışmalı itirazından sonra tekrar tutuklanan) ilk mahkeme başkanının, sanık avukatların tutukluluğunun sonlandırılmasına hükmetmesinin ardından gerçekleşmiştir. İkinci mahkeme başkanı Akın Gürlek ise, Selahattin Demirtaş (HDP Eski Eş Başkanı), Canan Kaftancıoğlu (CHP İstanbul İl Başkanı), Ahmet Altan (gazeteci ve yazar), Şebnem Korur Fincancı (Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve Barış Akademisyenlerinden), İhsan Eliaçık (ilahiyatçı ve yazar) gibi politik yargılamaları yürütmesiyle bilinmektedir.

İkinci olarak, bu siyasi yargılamalar sırasında savunma avukatlarıyla yaptığımız görüşmelerde, davanın belirli bir modele göre yürütüldüğü tespit edilmiştir (savunma avukatlarının taciz edilmesi, gerçek dışı delil ve tanıklar, savunmanın tüm taleplerinin reddedilmesi, savunmanın hazırlanması için sunulan ek süre talebinin reddedilmesi vb.).

Benzer şekilde, Bölge İstinaf Mahkemesi’ne yapılan itiraz, sözlü duruşma olmaksızın bir maddenin esasına dayanarak reddedilmiş olup, bu durum Mahkeme’nin bağımsızlığı hakkında şüphe yaratmaktadır.

SONUÇ VE TALEPLER

Söz konusu soruşturma süresince temsil edilen derneklerin Türk makamlarından talepleri şu şekildedir:

  • I. CHD ve II. ÇHD davalarında suçlanan avukatların derhal serbest bırakılması,
  • ÇHD davasında ne bis in idem ilkesinin uygulanması,
  • AİHS Madde 6 ve AİHS 7 No’lu Protokol Madde 4’e aykırı olması nedeniyle, Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından onanan İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Mart 2019 tarihli hükmünün iptal edilmesi,
  • İnsan hakları avukatlarına yapılan tacizin derhal durdurulması, avukatları müvekkilleriyle özdeşleştirmeye derhal son verilmesi ve avukatların müvekkillerini özgürce savunmasını engelleme girişimlerinin derhal durdurulması başta olmak üzere, Avukatların Rolüne Dair Temel Prensiplere tam olarak uyulması,
  • Mahkemelerin yapısına müdahale ederek politik yargılamaların yürütülmesinden kaçınmak başta olmak üzere, Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri’ne tam olarak uyulması,
  • Savcıların Rolüne Dair İlkeler’e tam olarak uyulması,

İNCELEME MİSYONU SIRASINDA TEMSİL EDİLEN DERNEKLERİN LİSTESİ

İzleme ekibi avukatları, aşağıdaki dernekleri temsil etmiştir:

  • ELDH – Dünya’da İnsan Hakları ve Demokrasi için Avrupa Avukatlar Birliği
  • AED-EDL – Avrupalı Demokratik Avukatlar
  • Tehlike Altındaki Avukatlar Günü Vakfı
  • IADL -Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği
  • Progress Lawyers Network
  • Giuristi Democratici
  • CCBE Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi
  • CNB – Fransa Ulusal Barolar Konseyi (Conseil national des barreaux)
  • OIAD – Observatoire International des Avocats en Danger (Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Gözlemevi)
  • UCPI – Unione delle Camere Penali Italiane
  • Consiglio Nazionale Forense (İtalyan Ulusal Barolar Birliği)
  • DSF AS – Défense Sans frontière – Avocats Solidaires
  • UIA Uluslararası Avukatlar Birliği
  • OBFG/Avocats.be (Belçika Fransızca Konuşulan Barolar Birliği)
  • Paris Barosu
  • Atina Barosu
  • Barselona Barosu
  • Berlin Barosu
  • Brüksel (Fransızca Konuşan Avukatlar) Barosu
  • Brüksel (Flamanca Konuşan Avukatlar) Barosu
  • Liege Barosu
  • Viyana Barosu

EK LİSTESİ

  1. Défense Sans Frontières – Avocats Solidaires (DSF-AS), Rapport de Mission : Turquie – Audience Istanbul du 23 mai 2018, dossier CHD, 18ème chambre, FR, 23/05/18
  2. Défense Sans Frontières – Avocats Solidaires (DSF-AS), Misyon Raporu: İstanbul – ÇHD Davası – Bakırköy, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Huzurunda Yapılan Duruşma, 10 Eylül 2018, EN, 05/10/18
  3. Défense Sans Frontières – Avocats Solidaires (DSF-AS), Rapport de Mission : Istanbul 24 octobre 2018 – Procès CHD – audience devant la 18ème chambre criminelle, D-FR, 30/10/18
  4. Défense Sans Frontières – Avocats Solidaires (DSF-AS), Misyon Raporu: İstanbul – ÇHD Davası – Silivri, 37. Ağır Ceza Mahkemesi Huzurunda Yapılan Duruşma, 3 – 5 Aralık 2018, EN, 14/02/2018
  5. Défense Sans Frontières – Avocats Solidaires (DSF-AS), Rapport de Mission : Procès dit “CHD 1”, Audience du 6 mars 2019 devant la 18ème chambre de la Cour de CAGLAYAN, Istanbul, FR, 12/03/19
  6. ÇHD Avukatları Aleyhine Süregelen Yargılamaya İlişkin Uluslararası Gözlemciler Ortak Raporu, Silivri, 20/03/19
  7. Défense Sans Frontières – Avocats Solidaires (DSF-AS), Misyon Raporu: İstanbul, 2. ÇHD Davası, Bakırköy, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Huzurunda Yapılan Duruşma, 18-20 Mart 2019, EN, 08/04/2019
  8. Hâkim ve avukatların bağımsızlığı hakkında BM Özel Raportörü Ortak Yazısı, insan hakları savunucularının durumu hakkında BM Özel Raportörü ortak yazısı, Düşünce ve ifade özgürlüğünün geliştirilmesi ve korunması hakkında BM Özel Raportör ortak yazısı ve terörle mücadele insan haklarının geliştirilmesi ve korunması hakkında BM Özel Raportör ortak yazısı, 20/05/19
  9. Çeşitli Baro ve dernekleri temsil eden Belçikalı Gözlemciler, Rapport synthétique du procès des avocats “CHD 2”, 04/07/19

10.Basın bülteni, 18 Türkiye Avukatın tutuklanmasına neden olan koşulları açıklığa kavuşturma amaçlı Avrupa İnceleme Misyonu,15/10/19

DİPNOTLAR

[1] – Aşağıdaki bağlantıdan Türk Ceza Kanunu’na ulaşabilirsiniz:

https://www.legislationline.org/download/id/6453/file/Turkey_CC_2004_am2016_en.pdf

[2] – Aşağıdaki bağlantıdan Türkiye Terörle Mücadele Kanunu’na ulaşabilirsiniz:

https://www.legislationline.org/download/id/3727/file/Turkey_anti_terr_1991_am2010_en.pdf

[3] – Kyprianou V. Cyprus, 15 Aralık 2005, § 118

[4] – Aşağıdaki bağlantıdan Kılavuz’a ulaşabilirsiniz: https://www.echr.coe.int/Documents/Guide_Art_6_criminal_ENG.pdf

[5] – ECtHR, Murtazaliyeva/ Rusya [GC], no. 36658/05, § 91, 18 Aralık 2018 1

[6] – ECtHR, Yaroslav Belousov/ Rusya, no. 2653/13 ve 60980/14, §§ 151, 153 ve 154, 4 Ekim 2016,

[7] – age Stanford, § 26

[8] – ECtHR, Öcalan/ Türkiye [GC], no. 46221/99, § 140, ECHR 2005-IV

[9] – ECtHR, Eftimov/ Eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti, no. 59974/08, §§ 38-40, 2 Temmuz 2015

[10] – ECtHR, Bönisch/ Avusturya, 6 Mayıs 1985, §§ 31 ve 32, Seri A no. 92

[11] – ECtHR, Borisova/ Bulgaristan, no. 56891/00, , §§ 47-48, 21 Aralık 2006; Topić, Hırvatistan,  no. 51355/10,  §§  48 ve 49, 10 Ekim 2013; Abdullayev/ Azerbaycan, no. 6005/08, §§ 59-60 7 Mart 2019

[12] – ECtHR, Schatschaschwili/ Almanya, [GC], no. 9154/10, §§ 119-122., ECHR 2015,;

[13] – ECtHR, Craxi/ İtalya (no. 1), no. 34896/97, §88, 5 Aralık 2002

[14] – ECtHR, Doorson/ Hollanda, 26 Mart 1996, §§ 69 – 70, Hüküm ve Karar Raporları 1996-II

[15] – ECtHR, Habran ve Dalem/ Belçika, , no. 43000/11 ve 49380/11, § 100, 17 Ocak 2017

[16] – ECtHR, Vidgen/ Hollanda, no. 68328/17, §§38-41, 8 Ocak 2019

[17] – Beraru/ Romanya,  no. 40107/04, §§ 70 ve 71; 18 Mart 2014,

[18] – Brandstetter/ Avusturya, 28 Ağustos 1991, § 67, Seri A no. 211

[19] – Öcalan v. Turkey [GC], no. 46221/99, § 140, ECHR 2005-IV

[20] – Gäfgen/ Almanya [GC], no. 22978/05, § 164, ECHR 2010

[21] – Erkapić/ Hırvatistan, no. 51198/08, 25 April 2013; Dominka/ Slovakya, no. 14630/12, 3 Nisan 2018

[22] – Ilgar Mammadov, Azerbaycan (no. 2), no. 919/15, 16 Kasım 2017

[23] – Erduran ve Em Export Dış Tic A.Ş./ Türkiye, no. 25707/05 ve 28614/06, §§ 107-112, 20 Kasım 2018; ayrıca bkz. Avagyan/ Ermenistan, no. 1837/10, § 41, 22 Kasım 2018.

[24] -İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü ve İngiltere ve Galler Hukuk  Cemiyeti, “Türkiye’de Hukuk Mesleğinin Bağımsızlığına Dair Uluslararası Hukuk İhlalleri ile İlgili Olarak Hâkim ve Avukatların Bağımsızlığı Hakkında Özel Raportör Ortak Başvurusu”, 18 Eylül 2018, s. 6, aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://communities.lawsociety.org.uk/lawyers-atrisk/un-submission-on-turkey-international-law-breaches-regarding-the-independence-of-the-legalprofession/5065977.article [consulted the 10/06/20

[25] – 17 Nisan 2018 tarihinde yayınlanan İnsan Hakları Ortak Platformu, Güncel Durum Raporu, Türkiye’de Olağanüstü Hal (21 Temmuz 2016 – 20 Mart 2018) (bundan böyle “İHOP Raporu” olarak anılacaktır), aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://ihop.org.tr/wpcontent/uploads/2018/04/SoE_17042018.pdf [10/07/2020 tarihli versiyon]; Uluslararası Hukukçular Komisyonu, “Adalet askıya aslındı: Türkiye’de adalete erişim ve olağanüstü hal”, aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://www.icj.org/wpcontent/uploads/2018/12/Turkey-Access-to-justice-Publications-Reports-2018-ENG.pdf  [10/06/20 tarihli versiyon]

[26] – Bkz. İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü ve İngiltere ve Galler Hukuk  Cemiyeti, “Türkiye’de Hukuk Mesleğinin Bağımsızlığına Dair Uluslararası Hukuk İhlalleri ile İlgili Olarak Hâkim ve Avukatların  Bağımsızlığı Hakkında Özel Raportör Ortak Başvurusu”, 18 Eylül 2018, s.  6, aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://communities.lawsociety.org.uk/lawyers-at-risk/un-submission-on-turkey-international-law-breaches-regarding-the-independence-of-the-legalprofession/5065977.article

[27] – İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü ve İngiltere ve Galler Hukuk  Cemiyeti, “Türkiye’de Hukuk Mesleğinin Bağımsızlığına Dair Uluslararası Hukuk İhlalleri ile İlgili Olarak Hâkim ve Avukatların  Bağımsızlığı Hakkında Özel Raportör Ortak Başvurusu”, 18 Eylül 2018, s.  6, aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://communities.lawsociety.org.uk/lawyers-atrisk/un-submission-on-turkey-international-law-breaches-regarding-the-independence-of-the-legalprofession/5065977.article

[28] – AİHM (karar) – ÇATAL c. TURQUIE, No 2873/17, 7 Mart 2017, sadece Fransızca http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-172247).

[29] – İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü ve İngiltere ve Galler Hukuk  Cemiyeti, “Türkiye’de Hukuk Mesleğinin Bağımsızlığına Dair Uluslararası Hukuk İhlalleri ile İlgili Olarak Hâkim ve Avukatların  Bağımsızlığı Hakkında Özel Raportör Ortak Başvurusu”, 18 Eylül 2018, s.  6, aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://communities.lawsociety.org.uk/lawyers-atrisk/un-submission-on-turkey-international-law-breaches-regarding-the-independence-of-the-legalprofession/5065977.article

[30] – İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü ve İngiltere ve Galler Hukuk  Cemiyeti, “Türkiye’de Hukuk Mesleğinin Bağımsızlığına Dair Uluslararası Hukuk İhlalleri ile İlgili Olarak Hâkim ve Avukatların  Bağımsızlığı Hakkında Özel Raportör Ortak Başvurusu”, 18 Eylül 2018, s.  6, aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://communities.lawsociety.org.uk/lawyers-atrisk/un-submission-on-turkey-international-law-breaches-regarding-the-independence-of-the-legalprofession/5065977.article

[31] – 26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da gerçekleştirilen Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı Üzerine Yedinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen kabul edilen ve 29 Kasım 1985 tarih ve 40/32 sayılı ve 13 Aralık 1985 tarih ve 40/146 sayılı kararlarla BM Genel Kurulu tarafından tasdik edilen Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri

[32] – 27 Ağustos – 7 Eylül 1990 tarihlerinde Havana, Küba’da gerçekleştirilen Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı Üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler

Share Post