ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ OLAĞAN GENEL KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ OLAĞAN GENEL KURULU

SONUÇ BİLDİRGESİ

 

Kamuoyu tarafından da bilindiği üzere 2016 yılında bir KHK ile kapımıza mühür vurulmak istendi. Derneğimiz yek vücut olarak bu mührün bir hükmü olmadığını ilan etti ve bu yönde pratik bir tutum geliştirdi. 2016 yılında “ÇHD dört duvardan ibaret değildir” demiştik ve geçen süre zarfında bu beyanımızın arkasında durmanın gereklerini eksiğiyle gediğiyle hayata geçirmeye çalıştık. Geçen süreçte çok kayıp verdik, zaman zaman da girdiğimiz kavgalardan istediğimiz sonuçlarla çıkamadık. Çoklu baro düzenlenmesi tüm direncimize rağmen kabul edildi. Bizlerin de parçası olduğu toplumsal muhalefetin sokakta ortaya koyduğu inada ve kararlılığa rağmen İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı alındı. Doğal alanların talanı ve sermayeye peşkeş çekilmesi politikaları azgın bir biçimde süregeldi. Dernek üyelerimizin, genel başkanımızın tutsaklığı şartlar ağırlaşarak devam etti, onlarca kavga arkadaşımız hüküm giydi. En acısı kıymetli bir üyemizi, Ebru Timtik’i adil yargılanma hakkı uğruna girdiği mücadelenin sonunda tüm çabalarımıza rağmen kaybettik. Ebru’nun acısı hepimiz için onulmazdır, hala yüreğimizde bütün ağırlığı ile bir yüktür. Hafızamızdan silinmeyecek bu acı karşısında Dernek olarak bildiğimiz tek başa çıkma yöntemi ise mücadelemizi büyütmek, durmaksızın bu coğrafyadaki hak ihlalleri karşısında ÇHD’yi toplumsal muhalefetin yanı başında savunmanlığın kalesi olarak günbegün yeniden inşa edebilmektir.

Bu nedenlerle sonuç bildirgemize İstanbul Şubemizce Genel Kurul’da bizlere anımsatılan ve omuz başımızda duran Ebru Timtik’in sözleri ile başlamayı uygun gördük:

“Biz avukatız, hep öyle olduk.

Avukatız ve en büyük idealimiz adalet. Bunun bir yansıması kanla, canla kazanılan o büyük “adil yargılanma hakkı.” Tüm pratiğimiz, hiçbir hakkı kazanmayı, devrime ertelemediğimizi gösterir. Ne emek ne çevre ne kadın ne de ceza adaleti konusunda hak mücadelesini ertelediğimiz ya da ertelemeyi önerdiğimiz olmamıştır.

Biz bu mütevazı alanda talepler öne sürdük.

Haklı olduğumuz için, taleplerimiz sizin de talepleriniz olduğu için içimiz rahat.

Başaramazsak mı? Yola çıktık, yolun yarısı kat edilmiş bile…”

 

15-16 Ocak 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ÇHD Genel Kurulu işte bu inat ve kararlılığın belirleyiciliğinde örgütlenmiştir. Yüze yakın üyemizin pandemi koşullarına rağmen fiziken katılım gösterdiği, bir o kadarının ise ön hazırlık çalışmalarına katkı sunduğu Genel Kurulumuzun Türkiye’de tüm baskı ve zor koşullarına rağmen süregelen toplumsal muhalefete anlamlı bir katkı sunabilmesi dileğimizi en başından belirtmek isteriz.

Bu yıl Genel Kurulumuz, „kurumsallaşan olağanüstü hal, pandemi ve ekonomik kriz kıskacında gerçekleşen hak ihlalleri ve bu hak ihlalleri karşısında geliştirilmesi gereken hukuk politikası“ gibi iddialı ve geniş bir başlık altında toplandı. Doğal olarak yürüttüğümüz tartışmalar bu başlıkla sınırlı kalmadı, ancak henüz sonuç bildirgemizin başında belirtmek isteriz ki, bu başlık Derneğimizce göstermelik belirlenmiş bir şiardan ibaret değildir. Aksine, politik bir durumun okumasını yapmak gerektiğini gördük, bir ihtiyacı tespit ettik ve tüm çalışma birimlerimizle, şubelerimizden komisyonlarımıza kadar bu derneği var eden her bir organımız eliyle içinden geçtiğimiz bu politik süreci okumak, anlamak ve bu sürece karşı bir konum belirlemek için ön hazırlığı da olan etkili bir tartışma yürütebilmenin çabasını harcadık.

Genel Kurulumuza dünyanın dört bir yanından gelen dayanışma mesajlarının ortak vurgusu, ÇHD’nin mücadeleye olan bağlılığı ve inatçılığına yapılan övgülerdir. Duyduğumuz gurur nasıl katlanıyorsa sorumluluğumuz da aynı oranda büyüyor, bunun farkında olduğumuzun bilinmesini isteriz. Bugün Asya’dan Afrika‘ya, toplumcu bir tavırla avukatlık yapan her bir kişi Türkiye’de Çağdaş Hukukçular Derneği olduğunu biliyor ve bizlere ısrarla ve her fırsatta „hemen omuz başınızdayız“ diyor. Tartışmasız bir şekilde kendi coğrafyamızda ezilenlerin devlet denen ceberrut güçle karşı karşıya kaldığı her anda dayanışmasını aradığı örgüt olmanın gurur ve sorumluluğu da bizlerin omuzlarında.

Öyleyse bugün bir kez daha açığa çıktığı üzere sarılmak, kucaklamak, büyütmek zorunda olduğumuz tam da bu sorumluluk olmak zorundadır. Dostlarımızın güvenini boşa çıkarmamak ve düşmanımızı rahatsız etmeye devam ederek yoluna engeller çıkarmanın tek ama tek yolu daha çok çalışmak, özgür, adil ve mutlu yarınlara kavuşana kadar tökezlesek dahi durmadan, düşmeden, yılmadan mücadeleye devam etmektir.

Çağdaş Hukukçular Derneği; tarihin sınıflar mücadelesi tarihi olduğu bilinciyle yüzlerce yıllık bu mücadelenin yarattığı ilerici, demokratik değerleri miras kabul eden ve bunları sahiplenerek geliştiren-ilerleten, geleceğin özgür toplumunun/bireyinin yaratılması kavgasına hukuk alanındaki mücadelesiyle omuz veren demokratik bir kitle örgütüdür.

Bu irade ile Genel Kurulumuzda gerek belirlenen ana gündem kapsamında gerekse üyelerimiz ve çalışma birimlerimizce genel kurula taşınan diğer gündemler kapsamında alınan kararları özetlediğimiz bu sonuç bildirgesini tüm kamuoyu ile paylaşmak isteriz:

  • Kurumsallaşan Olağanüstü Hal, Pandemi ve Ekonomik Kriz Kıskacında Hak İhlalleri ve Bu İhlaller Karşısında Geliştirilecek Hukuk Pratiği

Kurumsallaşan OHAL, Pandemi ve Ekomik Kriz Kıskacında Hak İhlalleri ve Bu İhlaller Karşısında Geliştirilecek Hukuk Pratiği ana başlığı ile gerçekleşen Genel Kurulumuz; içinden geçmekte olduğumuz tarihsel dönemin toplumsal dinamiklerine vurgu yapılan, ÇHD’nin de ayrılmaz bir parçası olduğu toplumsal muhalefetin gündemleri ve bu gündemlerin gereklerinin konuşulduğu bir alan yaratabilmiştir. Derneğimizin şube ve komisyonları ve yine birçok üyesi sundukları tebliğ ve temennilerle bu tartışmalara belirgin şekilde yol gösterici bir katkıda bulunmuşlardır.

Sunulan tebliğler ve yürütülen tartışmalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde özetle şu sonuçlara varılmıştır:

  • Türkiye’de 2016 Temmuz’unda ilan edilen ve resmi olarak 2 tam yıl kesintisiz olarak devam eden Olağanüstü Hal, aslen ortadan kalkmamış, aksine kurumsallaşmış bir şekilde süregitmektedir. Yasama-yürütme ve yargının bugün olağanlaşan ve içiçe geçmiş keyfi pratikleri ve baskıcı mekanizmalarının gösterdiği, açık şekilde sözde istisna olanın olağanlaşmasından ibarettir. Kısacası bugün yaşadığımız istisnai bir yönetim biçiminin açıkça norma dönüşmesinden ibarettir. Bununla birlikte değişmeyenin tespiti, mücadele hattının doğru kurulması açısından elzemdir: Karşımızda olan dün de bugün de devlettir. Her ne kadar devlet denen bu mekanizmanın elindeki baskı ve zor aygıtları çeşitlense de halka uygulanan bu zulüm tanıdık ve süreklidir. Bu tanıdık tablo karşısında direnişin yanında konum almak ve direnişin savunmanlığında ısrar etmek Derneğimizin dün ve bugün olduğu kadar yarın da hayatta kalmasını anlamlı kılacak yegane motivasyonunu işaret etmektedir.

 

  • Dünya genelinde yaşanan ve son iki yılda gündelik hayatımızı hemen her gün doğrudan etkileyen, canımıza kasteden, pandemi ise Türkiye de dahil olmak üzere tüm kapitalist iktidarlar için gericiliğin, baskı ve zorun kurumsallaşmasının temel bir aracına dönüştürülmüştür. Pandeminin de pandemi ile birlikte derinleşen ekonomik krizin de faturasını tüm coğrafyalarda öncelikle işçiler ve emekçiler, ezilen halklar, kadınlar ve LGBTİ+ bireylerle birlikte bu koşullar karşısında direnmeye devam eden devrimci, demokrat ve yurtseverler ve bu inatçı direncin sonucu olarak tutsak edilenler ödemektedir.

 

  • Çağdaş Hukukçular Derneği olarak öncelikli olarak bu durumu görüyor ve tespit ediyoruz. Gerek Türkiye’de gerekse dünyada pandemi, devlet denen ceberrut gücün fırsatçı yüzünün hiç olmadığı ölçüde açığa çıkmasına neden olmuştur. Dünya genelinde ve Türkiye’de pandemi, devletler eliyle hak ve özgürlüklerin, toplantı ve gösteri özgürlüğünden tutsak haklarına varacak bir genişlikte keyfi şekilde sınırlandırılmasının, işçi ve emekçilerin sömürülmesinin katmerlenmesinin, kadınların bir kez daha kamusal alandan atılarak özel alana hapsedilmesinin bu kez sağlık gerekçesi ileri sürülerek tüm toplumun gözetlenmesi ve denetlenmesine yönelik politikaların derinleştirilmesinin bir fırsatı olarak değerlendirilmiştir. Geliştirilen hemen hemen tüm politikalar salgının önlenmesinden öte aslen devletin bir baskı aygıtı olarak güçlendirilmesi ve sermayenin palazlanmasına hizmet edecek bir hatta şekillendirilmiştir. Bu hali ile devletler ve emperyalist kurumların önceliğinin hiçbir şekilde halk sağlığı olmadığı açıktır. ÇHD ve diğer toplumsal muhalefet odaklarının sorumluluğu ise açık ki bu iki yüzlülüğün teşhiri, bu keyfilikle açık ve cepheden bir mücadele ve aynı zamanda halk sağlığının da samimi olarak savunulmasıdır.

Bu tespitler ışığında Genel Kurulumuzda aşağıdaki kararlar alınmıştır:

  • Pandemi sürecinde yaşanan keyfiliklerin ve hak ihlallerinin bütünlüklü bir şekilde tespiti ve raporlanması gerek kayıt tutmak bağlamıyla gerekse belirlenecek mücadele hattının doğru bir biçimde şekillenebilmesi için olmazsa olmaz bir önem taşımaktadır. Derneğimizin önümüzdeki dönemde öncelikli bir hedefi bu kaydın tutulması ve bu alanda derinleşen keyfiliğe karşı etkili bir mücadele yürütülmesi olacaktır.

 

  • Derneğimiz bu ölçüde kapsamlı bir saldırının tek başına göğüslenemeyeceğinin bilincinde olup pandemi ve bağlı gündemlerle derinleşen bu keyfilik ile baskı ve zor ortamına ilişkin tespitlerini barolar da dahil olmak üzere tüm diğer hukuk örgütleri, demokratik kitle örgütleri, işçi sendikaları ve hekim örgütleri de dahil olmak üzere tüm meslek örgütleri ve toplumsal muhalefetin ilgili unsurları ile paylaşmak, tartışmak ve birleşik bir mücadele hattının geliştirilmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundadır.

 

  • Bu başlık altında yürütülecek çalışmalarda, özellikle etkilenen kesimlerin tespiti ve bu bağlamda alana özgü hak mücadelesinin yürütülmesi elzemdir. Genel kurulumuz kapsamında bu mücadelenin odaklanması gereken alanlar – burada yazılanlarla sınırlı olmamakla birlikte- önceliklere göre tartışılmış olup bu öncelikler şu şekildedir:

 

    • Pandemi süresince iki yüzlülükle ‚evde kalın‘ çağrısı yapılırken fabrikalarda, kitlesel üretim alanlarında tek bir güvenlik önlemi alınmaksızın gerçek anlamda ölüme terk edilen; yine pandemi gerekçesi ile kazanılmış hakları tek tek iğdiş edilen işçi ve emekçileri savunmak ÇHD’nin temel görevlerindendir.
    • Başta politik tutsaklar olmak üzere hapishanelerde pandemi gerekçesiyle keyfi şekilde görüş hakları kısıtlanarak, zorunlu karantinalara maruz bırakılarak temel hak ve özgürlükleri gasp edilen tutsakları savunmak ÇHD’nin temel görevlerindendir.
    • Pandemide yaşanan eve kapanmalar Türkiye’de her gün daha da artan gerici söylemle birleşerek kadın ve LGBTİ+ bireylerin karşı karşıya olduğu gündelik şiddeti artırmıştır. Aynı şekilde pandeminin derinleştirdiği ekonomik kriz ve güvencesizlik de öncelikle kadın ve LGBTİ+ bireyleri etkilemektedir. Bu bağlamda kadın ve LGBTİ+ mücadelesini savunmak ÇHD’nin temel görevlerindendir.
    • Pandeminin bir diğer özgün etkilenen kesimi göçmen ve mültecilerdir. Palazlandırılan ırkçılığın açık hedefi olup her an can güvenliğinden yoksun şekilde hayatta kalmaya çalışan göçmen ve mülteciler başta sağlık ve barınma hakkına erişim olmak üzere temel hak ve özgürlüklerden yoksundur. Bu bağlamda göçmen ve mültecileri savunmak ÇHD’nin temel görevlerindendir.
    • Pandemi gerekçe gösterilerek halkın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, seyahat hakkı, çalışma özgürlüğü gibi bir dizi temel hak ve özgürlüğü keyfi ve ölçüsüz şekilde sınırlandırılmaktadır. Bu keyfilik karşısında mücadele etmek ve temel hak ve özgürlüklere siper olmak ÇHD’nin temel görevlerindendir.
    • Pandemi sürecinde tüm dünyada ve yine Türkiye’de öne çıkan bir diğer gündem ise aşırı sağın ve gericiliğin çeşitli argümanlarla, bizlere ait olan demokratik hak ve özgürlükleri dillerine pelensenk edip araçsallaştırarak yeniden örgütlenmenin bir zeminini yaratmalarıdır. Bugün sağcıların dillerinden düşürmedikleri bu hak ve özgürlükler, tarih boyunca dünya işçi sınıfı ve emekçilerinin, ezilenlerin kanı ve canı ile kazanılmıştır. Önceliği hiçbir şekilde halk sağlığı olmayan ve bu hak ve özgürlüklerin toplumsal karakterini hiçe sayarak onları bireysel bir eksene hapseden bu gerici odaklara karşı mücadele ÇHD’nin temel görevlerindendir.

 

Diğer gündemlerimiz:

Genel Kurulumuz belirlenen ana başlığa dair yukarıda özetlenen vurguların yanı sıra birçok başka mücadele gündemine odaklanmış ve bu alanlarda da önemli ve önümüzdeki dönemi belirleyecek kararlar almıştır. Bu çok doğaldır zira ÇHD, bir avukatlık pratiğinin adıdır. Önümüzdeki süreçte, ÇHD’nin on yıllar içerisinde emek emek geliştirdiği bu avukatlık geleneğinin yeni döneme taşınması tüm üyelerin asli görevi olmalıdır. ÇHD, teknik hukukçuların değil, hukuku araç eden mücadele işçisi avukatların örgütüdür. Bu bilinçle önümüzdeki dönemde aşağıdaki başlıkların ÇHD’nin temel gündemleri arasında yer alması gerektiğine karar verilmiştir:

  • Mesleğe özgü sorunlarla mücadelemiz esas çalışma alanlarımızdan biridir!

Avukatlık mesleği, siyasi iktidarın son yıllarda artan açıktan saldırılarıyla karşı karşıyadır. Meslektaşlarımız, meslekte dönüşümün sonucu ve pandeminin de etkileriyle ciddi ekonomik zorluklar yaşamaktadır. Bu ekonomik ve siyasi gelişmelerin sınıfsal niteliğini görüyor, devrimci-demokrat-yurtsever avukatlık pratiğinin hedef alınarak ezilenlerin hak arama mücadelesinin engellenmeye çalışıldığını da biliyoruz.

Serbestlik niteliği gün geçtikçe kaybolan meslekte, hukuk büroları şirketleşirken, avukatlar işçileşmiştir. Bugün ucuz işgücü olarak görülen işçi avukatlar asgari ücret ve hatta asgari ücretin de altında maaşlarla çalışmaya mahkum edilirken; güvencesizlik, mobbing, fazla mesai, taciz, personel takip sistemleri, adliye ve karakollarda saldırılar gibi birçok sorunla yüz yüzedir. İş reddetme hakkı bulunmayan işçi avukatların kişisel dava almalarına dahi izin verilmemektedir. Hatta işveren avukatlar, işçi avukatların CMK ve adli yardım görevlendirmeleriyle hak kazandıkları ücrete dahi el koyabilmektedir.

Mesleğimizde yaşanan dönüşümle birlikte işçi avukatlık, temel bir mücadele alanı olarak ele alınacak ve bu konuda bir faaliyet perspektifi belirlenecektir. İşçi, stajyer, mesleğe yeni başlayan ve serbest çalışan avukatların sorunlarının gündeme gelmesi, görünür kılınması ve çözüm arayışlarında bulunulması Çağdaş Hukukçular Derneğinin yükümlülüğüdür. İş bu görünür çerçevede, mesleki eğitimlerin ücretsiz sunulması, CMK ve adli yardım ücretlerinin artırılması ve tahsilinin kolaylaştırılması, vergisel muafiyetlere tabi tutulması, CMK görev ücretlerinin AAÜT‘ne yükseltilmesi hususlarında işlevsel ve ciddi adımlar atılması, taleplerde bulunulması ve taleplerin takipçisi olunması zorunludur. Var olan haliyle ihtiyaçları karşılamayan avukatlık yasasının işçi avukatların haklarını geliştirecek- ilerletecek şekilde değiştirilmesi için mücadele edilecek; Barolar ve TBB nezdinde sorunların çözümü için gerekli mekanizmaların oluşturulması için faaliyet yürütülecektir.

Derneğimiz bu konularda çalışmaları somutlamak adına örgütlü olduğu şehirlerde komisyonlar kurulmasına ve bunların koordinasyonunu sağlayarak faaliyetleri eş güdümlü yürütmeye karar vermiştir. Beraberinde her alanda eşitsizliğe ve hiyerarşiye karşı mücadelenin bir yansıması olarak derneğimiz bünyesinde işçi avukatların tüm çalışma birimlerimizde temsiliyetinin sağlanması da bir ilke olarak benimsenmiştir.

Geride bıraktığımız süreçte birçok avukatın ruhsatı toplumsal mücadele içerisinde konum aldıkları için Adalet Bakanlığı eliyle gasp edilmiştir. Bu sorun doğrudan üniversite öğrencisi olduğu dönemde hak mücadelesinin içerisinde yer alan kişileri etkilemektedir. Hukuk Fakültesi öğrencilerinde bu vesileyle yaratılan “ruhsat alamama” endişesi apolitik avukatlar yaratma çabasının bir göstergesidir. Bu nedenle “ruhsatsızlar” ÇHD’nin temel bir gündemidir ve bundan sonra da böyle olacaktır. Mücadele arkadaşlarımız olan hukuk örgütleri ve yetkileri Bakanlık eliyle gasp edilen meslek örgütleri olan barolar da bu sorundan doğrudan etkilenmektedir. ÇHD bugüne kadar birçok konuda ve alanda olduğu gibi “ruhsatsızlar” hukuksuzluğunun da mağdurlarını birleştiren, birlikte mücadele eden bir hat izleyecektir.

  • Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine karşı mücadeleyi büyütmek bir görevdir!

Bizler mesleğimiz itibariyle hapishanelerdeki hak ihlallerinin en yakın tanığıyız. Bu durum bize ihlallere karşı mücadele etme görevi yüklüyor. Bu amaçla faaliyet yürüten merkezi bir hapishane komisyonumuz bulunuyor. Varlığı ve faaliyetleri kıymetli olan bu komisyonumuzu daha etkin bir hale getirmek için şubeleşme sonrasında mümkün olan illerde yerel hapishane komisyonlarının kurulmasını önümüze hedef olarak koyuyoruz.

Hapishanelerdeki ihlallerin vardığı boyutlar yaşam hakkı, sağlık hakkı, umut etme hakkı ve temel haklar açısından endişe verici niteliktedir. Bu nedenle yaşanan ihlallere karşı mücadelemizi büyütmek gerekmektedir.  Bunun için de yürüttüğümüz hukuksal mücadelenin yanında “Hasta Tutsaklar, İdare ve Gözlem Kurullarının gerçekleştirdiği İhlaller ve İnfaz Yakmalar, Ağırlaştırılmış Müebbetlerin İnfaz Koşulları, Pandemi ile Getirilen Kısıtlamalar, Kitap-Yayın Sınırlandırmaları, Hapishanelerde Ölümler/İntiharlar, Hapishanede İşbirlikçiliğe Zorlamalar” gibi yakıcı konularda merkezi kampanyalar örgütlemeyi ve çeşitli eylemlilikler gerçekleştirmeyi; diğer demokratik kitle örgütleri ile ortak kampanyalar yapmayı önümüze hedef olarak koyuyoruz. Ziyaret ettiğimiz hapishanelerdeki sorunlara ilişkin raporlar hazırlamak, basında yer almalarını sağlamak ve bu ihlallere karşı olan kurum ve kuruluşları harekete geçmeye davet etmek derneğimizin temel sorumluluğudur.

  • „Tutsak avukatlara özgürlük“ şiarından bir adım geri atmayacağız!

 ÇHD, Genel Kurulunu bir kez daha, tutsak edildikleri için sevgili Başkanımız Selçuk Kozağaçlı’dan ve çok değerli üyelerimiz Behiç Aşçı, Aytaç Ünsal, Aycan Çiçek, Barkın Timtik, Oya Aslan, Özgür Yılmaz, Süleyman Gökten, Didem Baydar Ünsal ve Engin Gökoğlu’dan fiziksel anlamda yoksun olarak gerçekleştirmiştir. Ebru Timtik’in eksikliğiyse kelimelerle anlatılabilecek gibi değildir. ÇHD’nin dün, bugün ve yarın en temel gündemlerinin başında tutsak edilmiş, rehin alınmış meslektaşlarının özgürlüğü gelmek zorundadır, gelecektir. Tutsak arkadaşlarımızın serbest bırakılması için yapacağımız mücadeleyi yürütürken toplumsal muhalefeti güçlendirecek yöntem ve taktikleri bulmanın da arayışı içerisinde olmalıyız. Son tutsak yoldaşımız, üyemiz özgürlüğüne kavuşana kadar “Tutsak Avukatlara Özgürlük” şiarından bir adım dahi geri atılmayacaktır.

  • Adil yargılanma hakkı için mücadeleyi büyüteceğiz!

Türkiye, adil yargılanma hakkı için can verilen bir coğrafyadır. Ebru Timtik şahsında adil yargılanma hakkının tesisi için mücadele eden ve bu mücadelede yaşamını yitiren tüm dostlarımızı saygıyla selamlıyoruz.

Adil yargılanma hakkının ihlallerinin Türkiye’de ulaştığı boyut, bugün KHK ihraçları ile sivil ölüme terk edip artık geçimini sağlayamadığı için intihar eden emekçilerden, on yıllardır tutuklu yargılanarak tutsak edilen yoksullardan, üretilmiş deliller ve itirafçı beyanlarıyla tutsak edilen devrimcilerden rahatlıkla anlaşılabilir. Ebru Timtik’in kaybı akabinde ilan edilen ve her yıl 14 Haziran’da örgütlenecek olan Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı gününün ilk yıl Türkiye’ye ithaf edilmesi bir rastlantı yahut duygusal bir reaksiyon değil, aksine bu realitenin bütün dünyanın gözleri önünde yaşanmasındandır. Çağdaş Hukukçular Derneği önümüzdeki dönemde adil yargılanma hakkı için mücadeleyi büyütmeyi temel görevleri arasında kabul etmektedir. Bu bağlamda raporlama çalışmalar yapılması, barolar başta olmak üzere hukuk örgütleri ile ortak mücadelenin geliştirilmesi, duyarlılığın artırılması için görüşmeler yürütülmesi ve bu amaçlarla eğitim çalışmaları düzenlenmesi önümüzdeki dönemin belirlenmiş hedefleri arasındadır.

  • Toplumsal Dava Savunmanlığı Pratiğini Geliştireceğiz!

Genel kurulumuzda defalarca vurgulandığı üzere ÇHD’yi ÇHD yapan ne tabelası ne de ajitatif sözleridir. Aksine ÇHD’yi ÇHD yapan tam da yaşamın içinde konumlandığı yerdir. Soma, Ermenek, Hendek gibi işçi katliamı davalarında sınıfının yanında saf tutmak; yakın zamanda deneyimlediğimiz Boğaziçi Direnişi ve ‘Barınamıyoruz’ hareketlerinde olduğu gibi gözaltı ve tutuklama saldırıları karşısında öğrencilerin müdafiliğini üstlenmek; yaşam alanlarında Hes’leri, termik santralleri, maden ve taş ocaklarını istemeyen köylülerin mücadelelerine destek vermek; Ankara, Suruç, Diyarbakır, Çorlu gibi katliamların cezasızlıkla sonuçlanmasını engellemek için mücadele etmek; sonuç itibariyle işçilerin, ezilenlerin, kadınların, öğrencilerin avukatlığını yapmak ÇHD’nin ve ÇHD üyelerinin temel sorumluluğu olarak görülmek zorundadır.

Bu alanlarda ÇHD’nin yadsınamayacak bir birikimi olduğu açıktır. Üyelerimiz yıllardır büyük bir fedakarlık ve emekle toplumsal muhalefetin ve toplum için öneme sahip yargılamaların gönüllü avukatlığını üstlenmektedir. Bununla birlikte bu birikimin şekillenmesi, kuşaktan kuşağa aktarılacak şekilde geliştirilmesi bir zorunluluktur. Genel Kurulumuzda toplumsal dava pratiğinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için etkili ve çok yönlü bir çalışma yapılmasına karar verilmiştir.

  • Kürt halkına ve ezilen diğer halk ve topluluklara yönelen imha ve inkar saldırıları karşısında mücadeleyi büyüteceğiz!

 ÇHD, tüzüğünde de tanımladığı üzere; ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını savunur. Bu ilke doğrultusunda Kürt halkı ve diğer ezilen halklarla her alanda ve her düzeyde dayanışmayı önümüzdeki dönemde temel görevleri arasında görür. ÇHD, Kürt halkına dönük tüm inkar ve imha politikalarını reddetmekte; Kürt halkının siyasi temsilcilerinin tutsak alınmasını ve seçilmiş yerel yönetimlere kayyum atanmasını siyasi kıyım olarak nitelemektedir. Derneğimiz, Kürdistan‘da girişilen işgal ve imhaya dönük savaşa karşı duruşunu sürdürmeye devam edecektir. ÇHD, Türkiye’nin, bütün gerici-faşist bölge ülkelerinin ve emperyalist güçlerin, Kürt halkının iradesine yönelik her türlü saldırganlığın karşısında durur. Önümüzdeki dönemde Kürt Halkının iradesine yönelik saldırılar, HDP kapatma davası da dahil olmak üzere Kürt halkına yönelik gerek hukuki gerekse fiziki saldırılar karşısında daha güçlü bir şekilde konum alınması ÇHD Genel Kurulu’nun temel kararlarından birini ifade etmektedir.

  • Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesine yönelik mücadelemizi içeride ve dışarıda büyüteceğiz!

ÇHD, kadın ve LGBTI+ mücadelesini desteklemek ve bu mücadelenin temel talep ve ilkelerini örgüt içerisinde içselleştirmek ve uygulamak noktasında uzun yıllardır sistematik ve tutarlı bir çaba içerisindedir. Bu bağlamda Genel Kurul’da üzerinde ortaklaştığımız en temel husus Derneğimizin üzerine eğildiği hemen her politik gündemin kadın ve LGBTI+ bireyler üzerindeki özgün yansımalarını gören, gözeten, anlamaya çalışan bir politik refleksin Derneğimiz içerisinde içselleştirilmesidir. Geride bıraktığımız 2 yıllık süreç içerisinde ÇHD, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi noktasında gerek temsiliyet bağlamında gerekse disiplin süreçlerinin işletilmesinde esas alınacak ilkeler bağlamında eksikleri olmakla birlikte önemli bir yol katetmiştir. Genel Kurul iradesi ile öncelikle bu alanda fiili ve meşru şekilde elde edilen kazanımların kurumsallaşmasına karar verilmiştir.

Bu bağlamda ÇHD, tüm çalışma birimlerinde olanaklar olduğu ölçüde kadın temsiliyetinin geliştirilmesi için özel bir çaba harcayacaktır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği kaynaklı disiplin başvuruları söz konusu olduğunda hakkında şikayette bulunulan üyenin üyeliğinin askıya alınması – başka hiçbir anlam taşımaksızın- ama ÇHD’nin koruma yükümlülüğünün bir gereği olarak Genel Kurulumuzca bir ilke kararı olarak benimsenmiştir. Aynı şekilde geride bıraktığımız dönemde önemsediğimiz bir başka kazanım ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle ilişkili disiplin başvurularında disiplin kurulunun cinsiyet dağılımı nedeniyle karar verme mekanizmasına fiilen kadınların dahil edilmiş olmasıdır. Önümüzdeki dönemlerde disiplin kurulları belirlenirken temsiliyet hususunun göz önünde bulundurulması kararı alınmış, bununla birlikte, kadın üyelerin çoğunlukta olamadığı durumlarda geride bırakılan dönem pratiği benimsenerek Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonumuz üyelerinin sürece dahlinin sağlanması gerektiği ilke kararı olarak benimsenmiştir.

Bununla birlikte tüzüğümüzün birçok eksiklik taşıdığı, bu alandaki soruşturma süreçlerinin ise özgün prosedürler gerektirdiği de Genel Kurul tarafından tespit edilmiştir. Bir sonraki Genel Kurulumuza kadar bu alanda özel bir çalışma yürütülmesi ve bu çalışmayı yürütecek gönüllü bir alt birimin oluşturulması karara bağlanmıştır.

Bütün bunların yanı sıra, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve bağlı sorulardan hiçbir kurumun bağışık olmadığı da bilinmektedir. Aynı şekilde pratik, demokratik kitle örgütlerince üyeleri bağlayan bir tutum belgesinin yokluğu durumunda verili sorunların derinleştiğini de ortaya koymaktadır. ÇHD, tutum belgesinin tarihsel bir sorunu çözecek bir sihirli değnek olmadığını bilmekle beraber, sonuç bildirgemiz ile birlikte kamuoyu ile paylaştığımız tutum belgesi genel kurulca kabul edilmiş olup, ÇHD bütün üyeleri açısından bu belgenin bağlayıcı olacağını taahhüt eder. Çağdaş Hukukçular Derneği bünyesinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin farkındalık yaratan bir anlayışı ortaya koymak amacını güden bu tutum belgesi, Türkiye’nin 1985’te imzalayarak taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 2011 yılında imzaladığı Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) hükümlerini ve bu alanda yıllardır süregelen mücadelenin deneyimlerini temel almakta olup, ÇHD’nin bütün organlarının ve şubelerinin erkek şiddetini ve hetero-patriyarkal normlardan kaynaklanan her türlü şiddeti önlemeye yönelik bir tutumla hareket edeceğinin bir kez daha ve yazılı olarak ilanı anlamına gelmektedir.

  • Mülteci ve göçmenlerin avukatlığı ÇHD’nin temel gündemlerinden olacaktır!

 ÇHD mültecilik tanımını liberal hukuk sistemlerinin tanıdığı 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin de tanımı olan şekilde kısıtlamaz. Liberal hukukta devletlerin çizmiş olduğu sınırlar ve ön gördüğü statüler en varsılların en yoksullara karşı yürüttüğü savaşın araçlarıdır. Oysa göç olgusu insanlık tarihiyle yaşıt bir vakıadır. Çağlar boyunca temelde ezenler ve ezilenler olarak iki kampa ayrışan insan toplumları, göç realitesi ile yoğrulmuştur ve yoğrulmaya devam etmektedir. Yeri geldiğinde egemenlerin çıkarları peşinde yeryüzünde savrulan, yeri geldiğindeyse zalimlerin pençesinden kurtulmak üzere göçe zorlanan insan topluluklarının uğradığı hak ihlalleri krizler düzenini beslemeye devam etmektedir. Göç olgusunun tüm bu tarihsel mahiyeti karşısında esas ve mutlak belirleyici olan sınıflar mücadelesi, göç olgusunu bir insanlık dramı yahut kirli pazarlıkların birer çirkin argümanı olmaktan çıkartacak ve kelimenin tam anlamıyla insanca bir yaşamı kuracak şeyin sınıflı toplumların aşılması olduğu bilinciyle yürütülecek mücadeledir. Siyasal iktidarlar eliyle tırmandırılan yabancı düşmanlığı ve ırkçılık kampanyalarını boşa çıkartan kardeşliğe ve dayanışmaya çağıran bir toplumsal muhalefete ses olmak özgürlük için atılması gereken hayati öneme sahip bir adımdır. Bu nedenle ÇHD, göç ve iltica olgusuna sınıfsal bir perspektiften yaklaşır. Ülkesinde yoksulluk, kıtlık ya da iklim koşulları sebebiyle sorunlar yaşayan kişileri de bu kapsamda görür ve haklarını savunur. Genel Kurul kapsamında bugüne kadar bu önemli gündeme ilişkin gerekenlerin yerine getirilmesi noktasında çok eksik kalındığı tespit edilmiş olup alana özgü çalışmaların raporlama ve iç eğitim boyutlarını da kapsayan ama temelde savunmanlığa odaklanan bir şekilde geliştirilmesine karar verilmiştir.

  • Ezilenlerin avukatlığının enternasyonal dayanışmasını büyüteceğiz!

Derneğimiz Genel Kurulu’na uluslararası hukuk kurumlarından gelen dayanışma mesajları gururumuzu okşamanın yanı sıra, bir başka gerçeği açığa çıkarmıştır. Filipinler’den Avrupa’nın kent merkezlerine kadar dünyanın dört bir yanında „avukatlar vardır“. Sömürünün, baskının olduğu yerde direnenler olduğu ölçüde, mesleğini direnenlere hasretmiş avukatların olması şaşırtıcı da değildir. ÇHD, bu ilkelerle savunmanlık görevini sürdüren, bu nedenle baskıya ve zulme uğrayan tüm dünya avukatları ile dayanışmayı bir görev olarak kabul etmiştir. Bu görevin gereklerini bundan sonra da yerine getirecektir. Bu kapsamda bugüne kadar yürütülen faaliyetlerin geliştirilerek sürdürülmesi ile birlikte 24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü ve 14 Haziran Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü’nün dünya genelinde ve özelde Türkiye’de etkili bir şekilde gündem olması ve örgütlenmesi Genel Kurulumuz tarafından ÇHD’nin temel görevleri arasında kabul edilmiştir. İlk pratik adım olarak bu yıl 24 Ocak’ta hemen her gün katledilme riski altında ezilenlerin ve direnenlerin avukatlığını sürdürmekte inat eden Kolombiyalı meslektaşlarımızla dayanışmak için bulunduğumuz tüm illerde eylemli bir desteğin örgütlenmesine karar verilmiştir.

Sonuç olarak;

Yukarıda yer alan özeti ve ekte bulunan Tutum Belgesiyle birlikte Sonuç Bildirgemizi devrimci-demokrat kamuyou ile tartışmaya açmaktan onur duyuyoruz. Önümüzdeki dönemde Genel Kurulumuzda ortaya çıkan bu iradenin taşıyıcısı olmak için var gücümüzle çalışacağız. Zira Genel Kurul’da da anıldıkları üzere haciz mahalinde katledilen meslektaşımız Ersin Arslan‘a, erkek şiddeti ile canı alınan meslektaşımız Dilara Yıldız’a, hukuk, demokrasi ve barış mücadelesindeki ısrarı sonucunda katledilen yoldaşımız Tahir Elçi’ye ve elbette adil yargılanma mücadelesine canını veren canımız Ebru Timtik’e borcumuz olduğunu biliyoruz.

Sonuç bildirgemizi, yurtdışından meslektaşımızın Genel Kurulumuza ilettiği mesajda yer verdiği bir şiire atıfla bitirmek isteriz. Tunuslu şair Abou Al Kacem Al Chebbi’nin kaleminden:

„İnsanlar bir gün hayatı seçerse,

Kader cevap verir,

Karanlık dağılır,

Ve zincirler kırılır!  „

Herkesi bu inanca ortak olmaya çağırıyoruz!

1974’den beri ÇHD Burada!

Vardık, varız, Varolacağız!

 

 

 

Share Post