ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

DEVRİMLE GELEN ADALET-YARGI SİSTEMİ

Av.Kazım Bayraktar

 

 

Devlet sınıflı toplumların baskı ve düzenleme aygıtıdır. Bunun için ihtiyaç duyduğu temel kurumlardan biri de -tıpkı ordu, polis vs. gibi- yargıdır. Yargı devletin egemenliği altında olan topraklarda yaşayan sınıf ve toplum kesimlerini, farklı etnik kökenden gelen halkları bir arada tutan asgari meşruiyete sahip hukuk kurallarını asgari düzeyde adalet duygusu yaratacak biçimde uygulamakla yükümlüdür.

IMG_8619Devrimle gelen her siyasal rejimin kendi yargı kurumlarını oluşturması sadece kendi siyasal varlık sorunu değil aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir zorunluluktur. Siyasal bir devrim gerçekleştiğinde yargı sisteminin, devrimin aldığı biçime göre değişmesi ve el değiştirmesi kaçınılmazdır.  Zor yoluyla yıkılan her siyasal sistemin yargı kurumları da tasifye edilerek yeni sisteme uygun yeni yargı kurumları oluşturulmak zorundadır. Aksi halde devrim eski rejimin adliye ve hapisanelerinde son bulur. Yargıdaki nitel değişiklik aynı zamanda siyasal devrimin somut kanıtlarından biridir. Yargı devrimin sınıfsal ve sosyal özelliklerini yansıtır. Demokratik halk devriminin yargı sistemi demokratik bir nitelik taşır, sosyalist değil.

 

Rojava’da yargı devrimle filizlenmekte olan halk demokrasisinin temel ayaklarından biridir. Halk demokrasisine özgü kuvvetler ayrılığı ilkesi üzerinde biçimlenirken bağımsızlığı ve tarafsızlığı esas alır (Rojava Toplumlar Sözleşmesi madde 13). Güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı, klasik burjuva demokrasilerinden farklı olarak bir bakıma, henüz halkların kardeşleştirilmesi aşamasında olan Rojava toplumu açısından hukuksal bir güvence anlamına da gelmektedir. Yargı eliyle sağlanacak hukuksal güvence, aynı zamanda, Ortadoğu coğrafyasında ikiyüz yıldır birbirine düşmanlaştırılmış halkların kardeşleşmesinin, birbirlerine güvenir hale gelmelerinin de ön şartıdır.

IMG_8680Esad rejiminin yargı erkine dair ne varsa -kadroları dahil- ya tasfiye edilmiş ya da işlevsiz hale getirilmiş durumdadır. Yerine eskisinden temelden farklı bir yargı sistemi kurulmaktadır Rojava’da. Yeni yargı sistemini mümkün kılan koşullar soyut bir “radikal demokrasi”  yakıştırmasıyla değil ancak siyasal bir devrimle açıklanabilir.

Rojava halk demokrasisinin yargı-adalet sistemini anlamak için hukuk metinlerini incelemenin yanısıra Adalet Bakanı, Bakan yardımcıları ve Adalet Meclisi üyeleri ile görüşmeler yaptık, Qamışlo’daki adliyeyi ziyaret ettik, duruşma izledik, halk mahkemesi hakimleriyle sohbet ettik. Akşamları Mezopotamya Hukuk Akademisi’ne yani “evimiz”e döndüğümüzde Akademi çalışanlarıyla yargı üzerine yaptığımız sohbetler de artısıydı.

Cizire Kantonu Adalet Bakanlığı, Qamışlı’da küçük bir sokakta konut olarak yapılmış 5 katlı bir apartmandan dönüştürülen, bir kısmı hala tadilat halinde olan bir binada faaliyet gösteriyor.  Karşısında benzer bir dönüşüm ve inşa halinde olan  Savunma Bakanlığı binası var. Bir traktör sokağa inşaat malzemeleri taşıyor, eski usullerle harçlar karılıyor, işçiler çalışıyor, bakanlıklarda işleri olan insanlar sokağın başında kuyrukta beklerken sistemin kurucuları hummalı bir faaliyet yürütüyor. Sokağa giriş çıkışlar asayişin kontrolü altında.

Adalet Bakan Yardımcısı aynı zamanda avukat olan Halit İbrahim, küçük bir apartman dairesinin salonu kadar büyüklükte makam odasında yaptığımız görüşmede önce yaşanan yaşanan süreci özetledi:

“Demokratik Özerklik sistemi, on yıllarca devam eden bir mücadelenin sonucunda oluştu. Bugün o mücadelenin sonuçlarını günbegün elde ediyoruz. Yaşamın her alanında kurumsallaştık. Bir yandan inşa sürecindeyiz, bir yandan savunma sürecindeyiz. Eğer bugün bu savaş olmasaydı daha ileri adımlar atabilirdik. Şu anda aslında bir savaş hükümetiyiz, olağanüstü koşullarda yaşıyoruz. Bu ayın (2015 ocak) 21’inde hükümetin kuruluş yıl dönümü olacak. Bir deneyim yaşadık. Bu tecrübe on yıllarca devam eden bir mücadelenin kazanımıdır. Arap olsun, Süryani olsun, Kürt olsun, bölgedeki tüm halklar açısından bir kazanım oldu. Hatta demokratik bir Suriye’ye doğru ilerliyoruz. Bu sistem tüm Suriye’de, bütün halkların bir arada özgür yaşayabileceği bir sistem vaat ediyor.”

6 Ocak 2014 tarihinde Rojava’nın Amûdê kentinde toplanan Rojava Demokratik Özerklik Yönetimi Yasama Meclisi tarafından kabul edilen Rojava Toplumsal Sözleşmesi’nin 13,14,16,20, 63-75, 77-79, 88. maddelerinde anlam ve ifadesini bulan yargı organlarının kuruluşlarında ortaya çıkan sorunlar, Sözleşmenin temel prensiplerine aykırı düşmeyecek şekilde pratiğin ihtiyaçlarına göre çözümleniyor. Siyasal inşa hukuksal boşluk ve engellere takılmadan, ancak savaş koşullarına rağmen haksızlığa, hukuksuzluğa da prim vermenden yol almaya çalışıyor. Halkların kardeşliğinin geliştirilmesi, ırk ve inanç düşmanlığının sönümlendirilmesi öyle yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiş ki demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilk ve tek çözüm yolu olarak doğallığında hissediliyor, daha anlaşılır oluyor. Cephedeki omuzdaşlık esas olarak buradan başlıyor. Halklar pratik içinde öğreniyorlar.

Rojava Toplum Sözleşmesinin amaç ve gerekçesinin özetlendiği giriş paragrafı, halk demokrasisinin önde gelen niteliklerinden birini yansıtırken, adalet/yargı anlayışının nasıl şekilleneceğine dair ipuçları da verir:

Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için, demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için, kadın haklarına saygı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için, savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için, bizler demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuri ve Arami), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz.

Suriye Devletini Tanıma İradesi İle Gerçeklik Arasındaki Çelişki

Kantonlar henüz başta Suriye olmak üzere hiçbir devlet tarafından tanınmadığı, savaş devam ettiği, Rojava kantonları da kendilerini bağımsız devlet olarak ilan etmedikleri için hem kendi statüleri hem de talep ettikleri Suriye siyasal rejimi Sözleşmenin 3. maddesinde şöyle tanımlanıyor:

“3. Madde:

  1. a) Suriye özgür, demokratik ve bağımsız bir devlettir. Suriye, parlamenter, federal, çoğulcu ve demokratik bir sisteme sahiptir.
  2. b) Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri (Cezîrê, Kobanê ve Afrin) Suriye topraklarının bir parçasıdır ve Qamişlo kenti de Demokratik özerk Cezîrê Kantonu’nun merkezidir.
  3. c) Cezîrê Kantonu ortak kantondur ve içerisinde Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Çeçenler ile İslam, Hıristiyan ve Êzidî inançları birlikte yaşarlar. Bu da kardeşlik ve ortak yaşam temelinde gerçekleşir.
  4. d) Bu sözleşme Demokratik Özerk kantonların Yönetimleri için temel teşkil eder ve Geçici Yasama Meclisi tüm kantonların temsilciliğini yapar.
  1. maddenin a bendi şimdilik bir hedef niteliği taşıyor. Tanınma gerçekleşmediği için özerk yönetimlerin yasa, karar ve uygulamaları Suriye Devletinin yasaları ve uygulamaları ile çelişiyor. Bu nedenle, devrimle elde edilen ikitidarı elinde tutan kantonlar kendi yasa ve kararlarını fiilen uygulamaya koymuş durumdalar. Devletin bazı resmi kurumları işlevsiz olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Devrimle sağlanan ve fiilen uygulanmakta olan kendi kaderini tayin hakkı, yaşanan süreçte ayrı ve bağımsız bir devlet kurmak yerine Sözleşme’de tanımlanan temel esaslara uygun demokratik bir Suriye Devletinin demokratik özerk bölgesi olmaktan yana kullanıldığı için, Devlete ait bazı kurumların resmi varlıkları sembolik olarak da olsa muhafaza ediliyor. Bu koşullara uygun Suriye Devleti henüz ufukta görünmediği için devrim fiilen kendi bildiği yolda halk demokrasisi inşasını siyasal, sosyal, askeri, ekonomik, kültürel vb. alanlarda devam ettiriyor. Qamışlı Adliyesinde Adalet Meclisi üyeleri ile yaptığımız görüşmede, Adalet Divanı ve Adalet Meclisi üyesi ve aynı zamanda avukat olan Rufend Xelef bu çelişkiye ilişkin sorumuza verdiği yanıtta yaşanan sorunu kısaca şöyle  ifade etti:

“Devlet mahkemeleri mevcut ama yeni yönetim olarak onlara iş bırakmamış sayılırız. Baktığımız davalara onlar bakamıyor. Zira onların elinde yaptırım gücü de yok, polis teşkilatı da yok. Ayrıca devlet mahkemelerinde davalar çok uzun sürmektedir. Biz ise sorunları çok kısa sürede çözüyoruz ve sulh esasına dayanıyor. Üstelik halk çözümü bizde görüyor, çözüm/sulh isteyenler genelde bize gelir. Sorunu çözmek istemeyen, sürüncemede bırakmak isteyenler devlet mahkemelerine gitmektedir. Zaten devletin çözüm gücü artık kalmamış. Devlette ise tanıma/onay işlemleri yapılmaktadır, çünkü bizde bazı eksiklikler var, tapu/kütükler henüz oluşturulmamış. Mesela sorunlu olan şeyler halk mahkemesinin önüne gelir, resmiyet sorunu olduğu için halk mahkemesinde sağlanan çözüm, özerk Rojava henüz tanınmadığı için devletin mahkemesinde bu çözüme ilişkin resmi bir karar da almak gerekiyor. Boşanma davasını biz çözüyoruz ve vardığımız çözüm de, devlet mahkemesinde tarafların başvurusu sonucu karara bağlanıyor. Devlet bizim kararlarımızı tanımıyor aslında, biz de onların kararlarını tanımıyoruz esasında. Ne zaman onlar tanırsa, biz de tanırız.”

Rojava kantonlarının adalet anlayışını ifade eden üç madde daha var Sözleşmede. Bunlardan biri 14. maddede tanımlanıyor:

“14. Madde: Özerk yönetim; günün adalet ölçülerine göre, rejimin daha önce bölge halkına karşı geliştirmiş olduğu tüm ırkçı projelerini kaldırarak, zarar gören yurttaşların zararlarını telafi eder.”

Suriye rejiminin tek devlet, tek ırk, tek dil olarak özetlenebilen ırkçı politika, yasa ve uygulamalarının yol açtığı tüm zararların Rojava özerk yönetimi tarafından karşılanması amaçlanmaktadır. Devasa boyutları olan bu zararın yaşanan bugünkü koşullarda  özerk yönetimin boyunu aşacağı düşünülebilir. Ancak halkların kardeşliğini amaçlayan bu Sözleşmede böyle bir maddenin yer alması halk demokrasisi açısından önemli ve anlamlıdır.

Suriye faşist rejiminin hem özerk yönetimleri dışlama politikasına hem de adil olmayan yasalarına karşı koyma kararlılığı 16. maddede yer alıyor:

“16. Madde: Yönetimleri gözetmeyen, dışarıda bırakan ve adalet ölçülerini aşan yasaların çıkarılması yasaktır.”

  1. madde ilerde Suriye rejimi ile Kantonlar arasında demokrasi, adalet ve tanınma konularında ortaya çıkacak çelişkiler düşünülerek düzenlemiş olmakla birlikte aynı zamanda Rojava kantonları açısından da bağlayıcıdır. 16. madde kuşkusuz, yasaların Sözleşmeye uygunluğunu denetleyen Yüksek Anayasa Meclisi (Mahkemesi) tarafından da esas alınacak önemli maddelerden biridir.

 

Toplumsal Sözleşmenin adalet anlayışının referanslarından biri de uluslararası sözleşmelerdir. Türkiye Anayasası’nın 90. maddesinde de yer alan (ancak siyasal iktidarlar tarafından sistemli ve sürekli olarak ihlal edilen) bu konu Sözleşmede şöyle ifade ediliyor:

 

“20. Madde: İnsan Haklarına dair uluslararası tüm anlaşma ve sözleşmeler Toplumsal Sözleşme’de bir iç hukuk normu olarak geçerlidir.”

 

Bu madde aynı zamanda kantonların tanınması açısından uluslararası desteğin sağlanmasına da katkıda bulunacaktır.  20. maddeden anlaşılacağı gibi hak ve özgürlükler konusunda uluslararası denetime açık olmaktan çekinilmemektedir.

Adalet Meclisi ve Adalet Divanı

Rojava yargı erkinin en üst kurumu Adalet Meclisidir. Adalet Divanı ve Adalet Meclisi üyesi Mahmud Xello Adalet Meclisinin oluşumunu: “Halkın yargılama süreçlerine katılımı diğer ülkelerde şekli bir nitelik arz etmektedir. Zaten Adalet Meclisi komünlerden aşağıdan yukarıya örgütlendiği için halkın Adalet Meclisine, yargı sistemine şeklen değil gerçekten katılımı mümkün olabiliyor.” diyerek yargının yürütmeden bağımsızlığı yanında halk tarafından seçilmesine dikkati çekti.

Güçler ayrılığı ilkesinin önde gelen ölçütlerinden biri yargı erkini oluşturan kurumların ve üst kurumların yasama ve yürütmeden bağımsızlığının sağlanması ve ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu amaçla Rojava Toplumsal Sözleşmesinde düzenlenen Adalet Meclisi bağımsız yargı erkinin en üst kurumudur. Türkiye Anayasasında karşılık düşen kurum HSYK’dır. Ancak Adalet Meclisi ile HSYK arasında kıyaslanamayacak ölçüde nitelik farkı vardır. Yargı sisteminin temel ilkeleri ve Adalet Meclisi ile ilgili hükümler Sözleşmenin 63-75. maddelerinde, herhangi bir kısıtlama ve muğlaklığa yer verilmeden kısa ve net cümlelerle ifade edilmiştir:

 

“63. Madde: Bağımsız yargı adaletin temelidir, o halkın vicdanının ve ahlakının temsiliyetini yapar.

Yargılama hızlı ve özel mahkemeler yoluyla yapılır.

 

  1. Madde: Suçlanan kişinin cezası onaylanmadığı sürece o kişi masumdur (masumiyet karinesi)

 

  1. Madde: Mahkemelerdeki temsiliyette de yüzde 40 (%40) cinsiyet kotası uygulanır.

 

  1. Madde: Soruşturma ve yargılamaların tüm aşamalarında savunma hakkı kutsaldır ve güvenceye altına alınmıştır.

 

  1. Madde: Adalet Divanı’nın kararı olmaksızın hiçbir yargıç görevden alıkonulamaz.

 

  1. Madde: Mahkeme kararları halk adına alınır.

 

  1. Madde: Mahkeme kararlarının uygulanmaması veya engellenmesi suçtur ve yasalarca belirlenen cezai müeyyide (yaptırım) gerektir.

 

  1. Madde: Sivil insanlar askeri mahkemelerde yargılanamaz, özel mahkeme ve olağanüstü hal mahkemeleri kurulamaz.

 

  1. Madde: Konut ve özel mekânların dokunulmazlığı vardır, bu çiğnenemez ve mahkeme kararı olmaksızın arama veya kontrol yapılamaz.

 

  1. Madde: Herkes açık ve adil bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir.

 

  1. Madde: Kişinin özgürlüğünden alıkonulması haklı gerekçeler dışında suçtur ve ilgili yasalarca cezalandırılır.

 

  1. Madde: Yönetici ve hukukçuların yanlışlık ve dikkatsizliğinden ötürü zarar gören herkes ilgili mahkemelerde zararının karşılanmasını isteyebilir.

 

  1. Madde: Adalet Meclisi ilgili yasa ile kurulur.”

 

Birbirini takip eden bu onüç maddede, evrensel insan haklarının belli başlı temel ilkeleri ifade edilmektedir.  Benzer maddeler Türkiye Anayasasında da yer alır ve “ancak” vb. sözcüklerle devam eden satırlarda -iki yüzlü bir biçimde- bu hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlanıp yok edileceği tanımlanır. Rojava Anayasası’nda ise hak ve özgürlüklerin tanımı kısa, basit ve yalındır. Bu ilkelerin sözde kalmayıp gerçek yaşam içinde uygulanabilmesi Adalet Meclisinin yapısı ve işleyişi ile doğrudan ilişkilidir.

Adalet Meclisinin yetki, bileşim ve çalışma şekline dair sorularımıza Meclis içinden seçilen üç kişilik Adalet Divanı üyelerinden Mahmud Xello şu yanıtları verdi:

“Dünyanın büyük çoğunluğunda siyasi iktidar Adalet Bakanını seçiyor,     Adalet Bakanı yargı mekanizmasını seçip ona müdahale ederken, biz ise özerk bir Adalet Meclisi kurduk ve sorunları onun üzerinden çözmeye çalışıyoruz. Bizde mesela savcılık makamları, Adalet Bakanlığına değil, Adalet Meclisine bağlıdır. Yine denetim merkezi, diğer ülkelerde Adalet Bakanlığına bağlı iken bizde ise Adalet Meclisine bağlıdır. Sulh Komiteleri dünyanın diğer ülkelerinde kurulmamış iken bizde mevcut ve Adalet Meclisine bağlı olarak çalışıyor.

 

Diğer ülkelerde esasen kapalı bir sistem var, halk adalet mekanizmasının nasıl işlediğini, ne kararlar aldığını bilmiyor. Bizde ise adalet mekanizmasının, yargılamanın nasıl sürdüğünün herkes farkında, kararları biliyor, sorunların nasıl çözüldüğünü biliyor…

 

Halkın yargılama süreçlerine katılımı diğer ülkelerde şekli bir nitelik arz etmektedir. Zaten Adalet Meclisi komünlerden, aşağıdan yukarıya örgütlendiği için halkın Adalet Meclisine, yargı sistemine şeklen değil gerçekten katılımı mümkün olabiliyor.

Meclis üyelerimiz, Mezopotamya Hukuk ve Adalet Akademisi’nden eğitim alarak varsa eksiklikler o şekilde giderilmeye çalışıyor.

Meclisimiz 7 bölümün bileşiminden oluşuyor: Anayasa Mahkemesi, Barolar Birliği, Adalet Bakanlığı, Sulh Komiteleri, Yüksek Temyiz Mahkemesi, Genel Savcılık ve Denetim Merkezi. Her bölümden iki kişi yürütme kurulu olarak seçiliyor. 14 kişilik bir meclis var ve bunlar arasından 2 kişi şimdilik divan görevini yerine getiriyor. Başkaca çalışmalardan kaynaklı üçüncü kişinin yeri boş. Bu yedi birim de kendi alanında adalet sisteminin işlemesine dair raporlar hazırlamaktadır. Yargıç ve savcıların atama ve nakillerine ilişkin işlemleri de meclis yapmaktadır. Hâkim ve savcıların işledikleri suçlara ilişkin davaları bu kurul incelemektedir. Suç işlenmesi durumunda öncelikle uyarı, ikinci kez suç işlendiğinde yazılı uyarı, daha sonra bir rapor/savunma istiyoruz. Cinayet gibi ağır veya görev dışı suçlarla ilgili Genel Savcılık soruşturma yürütüp iddianame hazırlayarak halk mahkemelerine sunuyor. Mesleğe ilişkin suçlara ise Meclis (Adalet Meclisi-nba) bakmaktadır. Mesela adil yargılama yapmıyorsa Meclis mahkeme olarak davaya bakmaktadır.

Adalet Meclisi üyeleri dört yıl süreyle seçilmektedir. Üyelerin işleriyle ilgili yarattığı sorunlar, ihmal ve sair aksaklıklar üzerine Denetim Merkezi rapor hazırlamakta ve Meclis buna ilişkin bir karar vermektedir.

 

Her bölümde eşbaşkanlık anlayışı oturmuş durumdadır. 14 kişilik genel kurulda 7 kadın, 7 erkek var. Adalet Divanında ise en az 1 kadın bulunması zorunluluğu var.

 

Genel Kurul, Divanla birlikte 17 kişiden oluşmaktadır. Biz divana seçildiğimizde yerimize, geldiğimiz birimlerde başkaları seçiliyor. Bölüm sayıları 3, 5 veya 7 kişiden oluşmaktadır.”

Yargının yürütmeye bağımlı olduğu devletlerde bu bağımlılık ilişkisi genellikle adalet bakanlıkları üzerinden yapılmaktadır. Bu nedenle yargının ne ölçüde bağımsız olduğunun anlamak için Adalet Bakanlığının yargı ile ilişkisinin hangi işler üzerinden kurulduğunu sorma ihtiyacı duyduk.  Sorumuz Mahmud Xello tarafından yanıtlandı:

Adalet Bakanlığı’nın Mecliste temsiliyeti var fakat Adalet Bakanlığı daha çok idari ve mali işlerle ilgilenmektedir. Adalet Bakanlığı Adalet Meclisinin idari ve mali işleriyle ilgilenmektedir.

 

Mahmud Xello’nun anlatımları Adalet Meclis üyelerinin büyük bir kısmının -ki bunlar halk mahkemeleri ve sulh komiteleri üyelerinden oluşuyor- komünler yoluyla halk tarafından seçildiklerini gösteriyor. Adalet Meclisi üyesi olan Anayasa Mahkemesi üyeleri ise Yasama Meclisi tarafından seçiliyor.

Adalet Divanı üyesi Rufend Xelef Divanın Sözleşmede yer almayan ancak uygulama haline gelmiş görevlerini şöyle sıraladı:

“Adalet Divanı, Adalet Meclisinin çalışmalarını yürütmektedir. Diğer meclisler ile ilişkiyi kurma, kararlar alma ve yayma işlerini yapmaktadır. Üç başlık altında görevlerimizi anlatabilirim: Yargıçlar ve savcıların aylık raporları gelmektedir. Bu raporları inceleyip, talep edilen işleri yerine getiriyoruz. Bizi aşan işleri ise Meclise taşımaktayız. Yine bu raporlarda kaç davaya, hangi davalara bakıldığına dair bilgiler de sunulmaktadır. Bunun sonucunda toplumda hangi suçlar, hangi sorunlar olduğunu görüp ona göre kanunlar hazırlanmasına yardımcı oluyoruz. Bu raporlar aynı zamanda kadınlara ilişkin bir bölüm içermektedir. Şimdi mahkemeler için bir konferans hazırlığı içerisindeyiz. 25-26-27 Aralık’ta bir toplantı yaptık ve üç şehir/üç komiteye ayırdık Cizire Kantonunu, görevlendirme olarak. Üç günlük bir toplantıydı ve derinlemesine değerlendirmeler yaptık. Yıllık raporları inceledik. Hem genel raporlar, hem kadına ilişkin raporlar. Ortaya çıkan değerlendirmelere göre her üç komite olarak bir araya geldik, toplandık. Şimdi konferansa gittiğimiz zaman da o önerilerin kararlaşmasını sağlamaya çalışacağız.”

 

Adalet Meclisinin, gerek Sözleşmede yer alan gerekse temsilcilerin verdikleri bilgilerden ortaya çıkan bileşim dengesi ve işlevi çerçevesinde düşünüldüğünde, yürütmenin ya da yasamanın yargı üzerinde bir baskı ve bağımlılık etkisi yaratması hukuksal açıdan olanaksızdır. Yasal çerçeve bunu imkansız kılıyor. Yürütmenin bir birimi olan Adalet Bakanlığına 17 kişilik Adalet Meclisi içinde sadece 1 temsilcilik verilmiş ve örneğin Türkiye’de olduğu gibi Adalet Meclisine başkanlık yapma yetkisi verilmemiş. Üyeleri yürütme ya da Cumhurbaşkanı gibi bir çeşit yürütme olan bir erk tarafından atanmıyor, halk tarafından seçilmiş yargı organlarından seçilerek geliyorlar.

Yüksek Anayasa Mahkemesi

Rojava sisteminde yasama meclisinin yargısal denetimi Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından sağlanmaktadır. Mahkeme Rojava’nın Anayasası olan Toplumsal Sözleşmeye aykırı yasaları iptal etme yetkisine sahip.

Yüksek Anayasa Mahkemesi üye sayısı 7 olarak tespit edilmiş olmasına rağmen uygulamada 5 üye görev yapmaktadır. Adalet Meclisi ile yaptığımız görüşme sırasında bu eksiklik hakkındaki soruya üye Mahmud Xidir şu cevabı verdi:: “Sözleşmeye göre anayasa mahkemesi 7 kişiden oluşuyor. Şu anda beş kişiyiz. 2 kişilik bölüm henüz temsiliyet sağlamayan diğer uluslara bırakılmış.”

Bu yanıt, Rojava Demokratik Özerklik Yönetiminin önde gelen hassasiyetlerinden birinin farklı etnik kökene sahip toplum kesimleri arasında halkların kardeşliğinin gerçek anlamda sağlanması olduğunu gösteriyor.

Üyeleri Yasama Meclisi Başkanının önerisi ile (77/a md.), Yasama Meclisi tarafından seçilmektedir (53. md). Yüksek Anayasa Mahkemesinin kuruluş, görev ve yetkileri Toplumsal Sözleşmenin 77, 78, 79 ve 88. maddelerinde yer alıyor:

77. Madde:

a- 7 üyeden oluşur ve bunlardan biri başkandır. Üyeler Yasama Meclisi Başkanı tarafından önerilir.

Üyeler yargıç, avukat ve dürüst ve uzman akademisyenlerden seçilir. Uzmanlık süreleri 15 yıldan aşağı olmamalıdır.

b- Yüksek Anayasa Mahkemesi üyesi, aynı zamanda başka bir görevde bulunamaz, Yasama Meclisi’nin üyesi olamaz. Bunlar ilgili yasayla düzenlenir.

c- Yüksek Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi dört yıldır, yalnızca bir defaya mahsus olmak kaydıyla uzatılabilir.

 

Yüksek Anayasa Mahkemesi’nin görevleri:

1- Anayasayı yorumlar.

2- Yasama Meclisinden çıkan yasaların Anayasaya uygunluğunu inceler, karara bağlar.

3- Yürütme Meclisleri, Yasama Meclisleri ve kurumlar arasındaki Anayasal sorunlara bakar.

4- Kanton yöneticisi, Yasama Meclisi üye ve yöneticilerinin Toplumsal Sözleşmeye aykırı fiillerinin olması durumunda yargılama yapar.

5- Kararlarını oy çokluğuyla alır.

 

  1. Madde: Yolsuzluk ve ilgili suçlar dışında Yüksek Anayasa Mahkemesi üyeleri görevlerinden uzaklaştırılamaz. İşleri kendi iç tüzüğüne göre yürütülür.

 

  1. Madde: Yüksek Anayasa Mahkemesi, Anayasaya aykırı yasal düzenlemeleri şu şekilde belirler:

1) Anayasaya aykırı yasalar hakkında kararların alınması:

a- Bir yasa çıkarılmadan önce eğer Yasama Meclisinin üyelerinin yüzde 20’si o yasaya karşı çıkarsa, Yüksek Anayasa Mahkemesi 15 gün içerisinde söz konusu yasa hakkında kararını vermelidir. Eğer yasa aciliyet arz ediyorsa bu süre 7 gündür.

b- Kararname (yasa teklifi) Yasama Meclisine sunulup okunduktan sonraki 15 gün içerisinde eğer meclis üyelerinin yüzde 20’si karşı ise, mahkeme 15 gün içerisinde bunu da karara bağlamak zorundadır.

c- Yüksek Anayasa Mahkemesi, yasanın tamamının ya da bazı bendlerinin (fıkralarının) anayasaya aykırı olduğuna karar verdiyse; anayasaya aykırı olan tüm maddeleri reddedilir/geri çevrilir.

2) Anayasaya aykırı olan yasalarda aykırılık tespit edildikten sonra şu şekilde karar verilir:

a- Bir davada taraflardan biri savunmasında herhangi bir yasanın anayasaya aykırı olduğunu belirtirse Yüksek Anayasa Mahkemesi bunu hemen görmeli ve bunun hakkında kararını vermelidir. O mahkeme de davayı durdurup dosyayı Yüksek Anayasa Mahkemesine havale etmelidir.

b- Yüksek Anayasa Mahkemesi bu savunma hakkında 30 gün içerisinde karar vermelidir.”

 

  1. Madde: Özerk Yönetim ile Merkezi Yönetim yasaları arasında uyuşmazlık çıktığı durumlarda konu Yüksek Anayasa Mahkemesine havale edilir.”

 

Yaptığımız görüşme sırasında yasaların Yüksek Anayasa Mahkemesi önüne gelme şekline bir üye şu açıklığı getirdi: “Anayasa Mahkemesine başvuru iki şekilde gerçekleşebilir. Meclis üyelerinin yüzde 20’sinin itirazı üzerine ya da görülmekte olan bir davada taraflardan biri eğer Anayasaya aykırılık iddiasında bulunursa, hâkim o dosyada iddiayı bekletici mesele yapıp dosyayı Anayasa Mahkemesine gönderir. Yerel mahkeme hâkimi iddia sahibine dosyasını Anayasa Mahkemesine götürmesi için bir süre tanır. Hâkimin kendisi resen dosyayı gönderemez.”

Bir çok ülkedeki uygulamadan farklı olarak şahısların belli koşulların gerçekleşmesi halinde Anayasa Mahkemesine yasa iptali için başvurma hakları var .

Yüksek Seçim Komiserliği

Rojava’nın diğer yüksek yargı organı seçimle ilgili sorunları çözen Yüksek Seçim Komiserliğidir ve Toplumsal Sözleşmenin 76. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

 

“76. Madde: Bağımsız bir kurumdur ve genel seçim işlerini yürütür. Her kantondan belirlenen üyelerle 18 üyeden oluşur. Üyeler Yasama Meclisi tarafından belirlenir.

 

1- Komiserliğin kararları 11 üyenin oyuyla alınır.

2- Komiserliğin üyeleri Yasama Meclisinin üyesi olamaz.

3- Yüksek Seçim Komiserliği, seçim tarihlerini belirler, tarihleri karara bağlar ve adaylık dilekçelerini kabul eder.

4- Toplumsal Sözleşme’nin 51’inci maddesinde belirlendiği şekliyle Yüksek Seçim Komiserliği adayların dilekçelerini inceler. Aynı zamanda seçimler hakkındaki suç duyurusu ve davalara bakar.

5- Yüksek Seçim Komiserliğinin çalışmaları; mahkemeler, sivil toplum örgütleri ve Birleşmiş Milletlerin gözetimine açıktır.

6- Yüksek Seçim Komiserliği, Adalet Divanının yardımıyla belirlediği bir tarihte bir toplantı düzenleyerek, adaylıkları Yasama Meclisi tarafından onanan bütün bölge ve ilçe adaylarını açıklar.”

Yüksek Temyiz Mahkemesi

 

Yüksek Temyiz Mahkemesi Rojava Toplumsal Sözleşmesinde düzenlenmemiş. Ancak Adalet Meclisi ile yaptığımız görüşmede 5 üyeden oluşan bir Yüksek Temyiz Mahkemesinin görev yaptığı ifade edildi ve görüşme sırasında üç üye hazırdı. Yerel mahkemelerin itiraz edilen kararlarını incelemek ve karara bağlamakla görevli olduklarını ifade ettiler. Bu durum inşa sürecine özgü zorluk, zorunluluk ve ihtiyaçların bazen de fiilen giderilmeye çalışıldığını, yasal düzenlemelerin arkadan gelebileceğini gösteriyor. Devrimle gelen yeni hukuk sistemi de devrimin amaçlarına göre inşa aşamasında.

 

Sulh Komiteleri

 

Yerel yargılama mahkemelerinin başında sulh komiteleri geliyor. 2011 yılında kendiliğinden oluşmaya başlayan sulh komitelerinin resmileşme tarihi 21 Ocak 2014. Gerek Toplumsal Sözleşme hükümlerinden gerekse yapılan görüşmelerden ortaya çıkan en önemli gerçeklik Rojava demokrasisinde toplumsal, bireyesel, kurumsal anlaşmazlıklarda önceliğin barışa verilmiş olması. Bu nedenle sulh komiteleri halk mahkemelerine göre daha fazla sayıda ve çözdükleri sorun sayısı da görece daha fazla.

Sulh komitelerinin üyeleri komünlerde ve halk meclislerinde seçiliyorlar. Mezopotamya Adalet ve Hukuk Akademisinde yaptığımız görüşme sırasında bir yetkili sulh komitelerinin işlevi ve önemi konusunda şu açıklamayı yaptı:

“Toplumsal adaleti bir hakime, mahkemeye bırakılamayacak kadar önemli bir konu olarak görüyor ve toplumun sorunu haline getirmeye çalışıyoruz. Toplumun kendi sorunlarını çözebileceği bir sistem oluşturmaya, bu sistemi yönetecek insan eğitmeye çalışıyoruz. Adaleti mahkemeye ve ordaki 3 kişiye bırakmak istemiyoruz. Şu anda Rojava’da sorunların % 80’i sulh komitelerinde çözülüyor. Sorunlar halk mahkemelerine bırakılmıyor. Mahkemeleri gereksizleştirmeye çalışıyoruz.

Halk mahkemeleri var. 2 – 3 senelik tecrübelerimizden şu sonuç çıktı; böyle devam ederse mahkemeler devlet mahkemelerine benzeyecek. Toplumdan da bu yönde eleştiriler var. Komünlerde, meclislerde bunlar dile geldi. Son süreçte giderek mahkemelerin rolünü azaltma, sulh komitelerinin rolünü yükseltme, yani toplumun çözüm yöntemlerini esas alma, toplumsal değerleri öne çıkarma yönelimindeyiz. Bu daha gerçekçi. Devletin 20-30 senedir çözemediği sorunları halk mahkemelerine devrettik, onlar da çözemedi. Sulh komiteleri çözdü. Insanlar oturup konuştu, birbirlerini dinledi, anladı. Barıştı, sonuca gitti. Toplumsal bir rahatlama da oluyor. Mahkemelerde mutlaka bir taraf sonuçtan tatmin olmuyor. Sulh komiteleri ile yürümeye çalışıyoruz. Bu sebeple sulh komitelerinin eğitmeye önem veriyoruz. Çünkü toplumda bazı değerlerin oluşturulması da gerekiyor.

İki ayda bir halk meclislerinin sonuçlarına, raporlarına bakıyoruz. Mahkemelerin çözdüğü sorunlar %15, devam eden davalar %10 desek sorunların %75’ini sulh komiteleri çözmüş.”

 

Yargıda temel zihniyet sorunları sulh yoluyla çözmek olunca sulh komitelerinin üyelerinin mutlak olarak hukukçu olması gerekmediği gibi bazı konularda farklı deneyim ve mesleklere sahip olan ancak tolumda belli bir kanaat önderi vasfı kazanmış kişiler de görev alabiliyor. MALAJİN (kadın evi anlamına geliyor) yöneticileri ile yaptığımız görüşmede kendilerinin aynı zamanda sulh komitesi üyeleri olduklarını ifade ettiler. Kadın hakları ve mücadelesini konu edinen bu örgütün yöneticilerinden biri sulh komitesi olarak işlev ve görevlerini şu cümlelerle açıkladı:

“2014 yılında 73 dava çözdük. 70 tane davayı da mahkemeye götürdük fakat çözülmeyip geri geldi. Genellikle burda çözüyoruz. Davalar daha çok aile içi sorunlar. Erkek, kadın, gelin, kaynana sorunları buraya geliyor. Bir kadına şiddet uygulanmışsa onları kadın asayişine gönderiyoruz çünkü bunlar ceza alanına giriyor ve halk mahkemesine havale ediliyor. Mahkeme sürecine müdahale ediyoruz. Savunma için katılıyoruz. Dövülmüş bir kadın geldiğine ondan ne olduğunu dinliyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Sonra mahkemede olaya şahitliğimizi anlatıyoruz. Kadınla ilgili her davada mahkemelere katılıyoruz. Mahkemeye götürmeden önce, kadını dinliyoruz. Onunla konuşuyoruz. Erkek de kadınla birlikte gelirse onu da dinliyoruz, birlikte çözmeye çalışıyoruz. Genelde erkek gelmez kaçar. O yüzden asayişe veriyoruz, yakalanması için. Makemeler davalarda MALA JİN’den birini istiyor, hazır bulunması için.

 

Kadına yönelik her türlü şiddete karşıyız ve burada kadınları şiddete maruz kalmamaları için eğitiyoruz. Fakat şiddete maruz kalan kadının da sorununu burda çözmeye çalışıyoruz.

 

2011’den bu yana MALAJİN var. 2014’den daha fazlaydı 2011 yılındaki davalar. Tüm yıllara göre daha fazlaydı. Çünkü kadın artık şimdi kendi haklarını istiyor ve erkeğin uyguladığı şiddeti kabul etmiyor.”

MALAJİN’in diğer yöneticisi aile hukukunun en önde gelen konusu olan boşanma konusuna yaklaşım tarzlarını anlattı:

“Boşanmak için gelen bir kadını ilk başta ikna etmeye çalışıyoruz. 15 günlük bir zaman veriyoruz yeniden düşünmesi için. Bu zaman içerisinde kadını takip ediyoruz. Aileyle sürekli ilişkimiz oluyor. Bu süreden sonra yeniden gelirse mahkemeye veriyoruz. Bu davaya da katılıyoruz. Eğer mahkemeye gitmeden sorunu çözersek sorun çözüldükten sonra da kadını takip ediyoruz. Onu bırakmıyoruz. Kadın yalnızlık hissetmiyor. Kadını koruyoruz.”

Sulh komitelerinin bir başka amacı da farklı etnik köken ya da dinsel inançlardan gelen, geri ve feodal geleneklere sahip olan toplum kesimlerini, zora başvurmadan, gelişmiş halk demokrasisi kurallarına göre dönüştürmek. Bu amaçla demokratik, özgürlükçü kuralların yanında geleneksel kurallara da dikkat edilyor, barış içinde değişim ve ilerleme hedefleniyor.

 

Halk Mahkemeleri

 

2012 yılı başında kurulan halk mahkemelerinin üyeleri de komünlerden ve halk meclislerinden şeçilerek geliyorlar.

Qamışlo’da ziyaret ettiğimiz adliye binasına gittiğimizde ilk dikkatimi çeken şey girişteki büyük tabela oldu. Tabelada adliyenin adı, YPG şehidi Hogir’in adının ve resminin yanında yer alıyordu. Tüm tabelalar Arapça, Kürtçe ve Süryanice yazılmıştı.

Bir halk mahkemesinde duruşma izledik. Duruşma salonuna girdiğimizde bu kez, Kobane’de IŞİD’e karşı savaşın en zor günlerinde feda eylemi yaparak şehit düşen YPJ’li Arin Mirkan’ın hakim kürsüsünün arkasındaki duvarda asılı çerçeveli resmi ile karşılaştık. Arin Mirkan bir  halk kahramanı olarak sokaklardan adliyelere kadar her yerdeydi.

Hakimlerin kürsüleri ile taraf ve dinleyicilerin oturdukları yerler aynı hizdaydı. Hakimler cüppe ya da özel resmi giysi giymiyorlardı. Biri kadın üç hakimden oluşan halk mahkemesi heyetinin masasında üç kutsal kitap (Kur’an, İncil ve Avesta) buluyordu. Davanın konusu dolandırıcılık ve hırsızlıktı. Tanık dinlenmesine geçildi. Tanığın, Kur’anın üzerine elini koyarak yemin etmesi dikkatimizi çekti. Bir başka mahkemede de türbanlı kadın hakim dikkatimizi çekmişti. Hakimlerle yaptığımız sohbette türbanlı kadın hakimin kafasının oldukça aydınlık olduğunu anladık. Türbanlıydı ama dinsel inançlarına göre yargılama yapmıyordu. Tanıklar yeminlerini inandıkları dinin kutsal kitabına el basarak ya da tercih ettikleri değer yargıları üzerinden yapma özgürlüğüne sahiptiler. Arap, Kürt ve Süryani kökenli yargı görevlileri ile tanıştık. Yargılama usulleri hakkında kısa ve özet bilgiler aldık. Samimi ve rahat konuşuyorlardı. Mesafeli ve üstten bakışları yoktu. Kalem memurları ve asayiş görevlileriyle de sohbet ettik.

Adalet Meclisi üyeleri ile görüşmemizi, öğle arasında biraz büyüçe bir salonda yaptık. 17 üyenin 14’ü heyetimizle görüşmek için gelmişti. Varlıklarıyla, mütevazilikleriyle onurlandırdılar bizi.

Sulh komitelerinde çözülemeyen sorunlar komitelerin düzenledikleri bir raporla halk mahkemelerine gönderiliyor. Sulh komitelerinin görev alanına girmeyen konularda ise doğrudan halk mahkemelerine başvuruluyor.

Halk mahkemeleri genellikle üç üyeden oluşuyor. Adalet Bakan Yardımcısı Halit İbrahim halk mahkemelerinin baktıkları davalar hakkında hakkında şu bilgileri verdi:

Çoğunlukla medeni hukuka ilişkin davalar görüldü. Çünkü birçok sorun olduğu gibi kalmıştı, sorunun sahipleri bunları mahkemelerin önüne götürememişlerdi. Mahkemeleri kurduğumuzda bu davaların çoğu mahkemelerin önüne geldi. Cezai davalar da vardı. Cinayet, hırsızlık gibi davalar bütün bu kargaşaya rağmen oldukça azdır. Bunun temel sebebi Demoratik özerklik sisteminin her alanda kurumsallaşmayı çabucak sağlamasıydı. Asayiş gibi kurumlar köylerde mahallelerde çabucak oluşturuldu. Halk evleri, sulh komitelerinin kapısı daima açıktı ve bir rahatlama sağladı. Dolayısıyla gördük ki iyi durumdayız.

 

Bizim Kürt bölgesi olarak, aşiretsel ve toplulukçu bir kültürümüz var. Bundan dolayıdır ki, toplumsallık güçlü olduğu için kimse bir köyde mesela kolay kolay suç işleyemiyor.

 

Açıklamak istiyorum, 12000 dava 3 milyon insan içinde ortaya çıkmış. Bu davaların iki tarafı olduğuna göre 24000 kişiyi ilgilendiren davalar sadece 3 milyon içinde gayet anlamlıdır.

Ticarete, alım-satıma, sivil yaşama ilişkin davalar çoğunluktadır.”

Adalet Divanı üyesi Rufend Xelef davaların genel durumunu açıkladı:

“Cizire Kantonu’nda görülen dava sayısı 2014’te 6061’dir. 2013’te Rojava’nın toplamında görülen dava sayısı 12400’dür. 4800 civarında dava bu mahkemelerde çözüldü. Bazı konular da var ki, çözülmesi kolay değil siyasi özellikleri var, bazı topraklara el konulmuş… bu konularda halk meclislerinin siyasi karar alması lazım. Bazı davalar da savaş gerçekliğinden kaynaklı taraf teşkili sağlanamadığı için çözümsüz bekliyor…1000 civarında dava sonraki seneye kaldı.

Bu davalardan 646’sı kadın sorununa ilişkindi, 54’ü cinayet davası, 366’sı ise hırsızlık dosyasıydı. Diğer davalar da esasen parasal davalardı, alacak-verecek meselesine ilişkin, bir kısmı da mülkiyete ilişkin davalardı. 2000’i aşkın dosya borçlar hukukuna ilişkindi. 72 narkotik dosyası vardı.”

Halk mahkemelerinin bir üst kurumu istinaf mahkemeleridir. Yerel mahkeme kararlarına karşı itirazlar istinaf mahkemelerinde karara bağlanıyor. Şu anda Cizire Kantonunda bir istinaf mahkemesi bulunuyor.

Rojava’da Avukatlık

Barolar Birliği temsilcisi Abdülrahim Muhammed’in verdiği bilgilere göre, Suriye Devletinin egemenliği sırasında hukuk fakültesinden mezun olup avukatlık yapanlar devrimden sonra da mesleki faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. Rojava bölgesinde mesleki örgütlülük sağlamak amacıyla ilk kez 21 Haziran 2014’te Cizire Kantonu avukatları tarafından yapılan genel konferansta komisyonlarla birlikte Barolar Birliği kurulmuş, yönetim seçilerek bir yönetmelik çıkarılmış ve Haseke, Derik, Qamışlo ve Serekaniye’de temsilcilikler oluşturulmuş. Birliğin yaklaşık 80 üyesi var. Hukuk fakültesi mezunları deneyimli avukatların yanında 1 yıl staj yaptıktan sonra avukat olabiliyorlar.

Adli yardım amacıyla, her mahkemede Birlik tarafından atanmış vekil bulunuyor. Vekillik ve müdafilik için avukat olma şartı yok. Noter vekaleti ile herhangi bir kişi vekillik yapabiliyor. Avukat olmadan vekillik yapanların Birliğe üye olma şartı yok. Kadınlarla ilgili davalarda kadın evleri müdahil olabiliyorlar.

Hapisaneler

Hapsetme devlet tekelinde olan bir yetkidir. Devrim bu yetkiyi Suriye devletinin elinden almış  ve kendi siyasal, sosyal hedefleri doğrultusunda yaptırım aracı olarak uygulamaya başlamış. Her mahkeme alanında bir hapishane, Qamişlo, Derik ve Tirbespiye’de üç merkezi hapishane var. Adalet Bakan Yardımcısı Halit İbrahim hapsetme politikası konusundaki sorularımıza şu yanıtları verdi:

 

“Aslında tam olarak hapishane de sayılmaz. Bütün ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Cezaevi de demiyoruz, eğitim merkezi diyoruz… Sorunlar çoğunlukla sulh yoluyla çözülüyor. Devrim sonuçta. İsterseniz gidip gezebilirsiniz. Uluslararası kuruluşlar rapor tuttular, olumlu da buldular.”

Hapisaneleri gezme zamanımız olmadı.

 

Rojava’da yeni biçimlenmekte olan suç, ceza ve ceza yargılamasının özünü Akademi’de bir akşam sohbetimiz sırasında Genel Savcılardan Qazi Aware’a sorduk. İran’da 4 yıl savcılık yapmış olan Aware sorularımızı şu cümlelerle yanıtladı:

“Henüz tam anlamıyla bir yazılı hukuk oturdu diyemeyiz.

 

Rojava hukuk sisteminde; insan onuruna/toplumsallaşmasına zarar veren her söz ve davranış suçtur. Biz suç saymıyoruz. Devlet gibi bunu bir kalıba sokmuyoruz. Suçun tarifi ve cezayı topluma bırakıyoruz. Bizde filan suçun filan cezası var diye yazılı birşey yok. Bunu toplumun inisiyatifine, vicdanına bırakıyoruz. Bizde diyelim ki hırsızlık suçuna her durumda aynı ceza verilmez.

 

Sulh komiteleri ve halk mahkemeleri ceza veriyor, ama yazılı kurallara bağlı olarak değil, vicdani değerledirme ile. Adalet sisteminin üç kırmızı çizgisi var; 1. Kadın özgürlük felsefesine aykırı olmayacak 2. Demokrasiye aykırı olmayacak 3. Ekolojiye aykırı olmayacak. Bu üç ana halkaya zarar veren şeyler suçtur. Belirlenmiş ceza miktarı yok.

 

İdam cezası yok. En ağır ceza müebbet. Bunun dışında belirlenmiş hiç bir ceza miktarı yok. Sadece ceza vermek çözüm değil. Çözüm olsaydı bu dünyada adalet çoktan olurdu.

 

Ceza olmayacak demiyoruz, ceza olacak fakat bunu halk takdir edecek. Halkın ne kadar zarar gördüğü belirleyici verilecek cezada…

 

Yazılı cezai yaptırımlar yok, suçu tespit eden temel ilkeler var. Toplum Sözleşmesinin yanı sıra Toplumsal Adalet Bildirgesi var. Adalet mekanizmasında esas aldığımız belge budur. Orada suça ve cezaya bakış açımız var.

 

Bizim projemizin esası suçu önlemektir. Suçu ortadan kaldıracak bir sisteme yoğunlaşıyor, suçun nedenleri üzerinde duruyoruz. Hakimleri mahkemeleri bir hastane gibi görüyorum. Toplumsal bir hastalığı önlemektir görevi.

 

Burda halk mahkemesinin bir dairesi olarak Halk Savunma Mahkemesi/DAİŞ Mahkemesi var. Bu da bu mahkemelerin türüdür.  Kurulma tarihi 2014. Bu mahkemelerde esas alınmak üzere ‘ilhab’ yasası var. Terör yasası olarak çevrilebilir (arapça bir kavram-nba). Bu yasa DAİŞ’e karşı bir yasadır. Ben bir DAİŞ yargılamasına katıldım. Suçu; hamile bir kadının karnını kesip, çocuğunu çıkarmış ve gözleri önünde çocuğu doğramış. İdam cezası yok, onun öldürülmesi yönünde bir karar vermedik.”

Rojava’nın içinde bulunduğu bu aşamaya hangi koşullardan geçerek geldiğine dair Adalet Bakan Yardımcısı Halit İbrahim’in şu kısa anlatımı yargının gelişimi ve içinde bulunduğu durum konusunda temel bir fikir edinilmesine yardımcı olacaktır:

“Biz demokratikleşmek adına birçok adım atmak istedik ama hem içte hem de uluslararası alanda birçok engelle karşılaştık. Söylemiştim zaten, bir yandan savaşıyoruz, bir yandan inşa ediyoruz. Daha fazla bir şey söylemeye gerek yok. Eksiklikler de vardı ama iyi adımlar da attık. bu kazanımlardan bir tanesi de irademizi yönetim haline getirdik ve yürütüyoruz şu anda. Adalete ilişkin ise üç yılı doldurduk bu işle uğraşıyoruz. 2011 yılının 11. Ayında Batı Kürdistan Halk Meclisi oluştu. Bu meclis içinde birçok kurum vardı. Bunlardan biri olan Adalet Komisyonu da oluşturuldu. Ben de o zaman Adalet Komisyonu sözcüsü olarak işe başladım, Rojava’nın tamamında. O zaman DAİŞ yoktu, savaş yoktu, kantonlar birbirinden kopuk değildi. Başladığımızda sulh komiteleri kurduk. Her köyde, her mahallede, her şehirde sulh komiteleri kurduk. Uzmanlardan ve bu işten anlayan insanlardan oluşan sulh komiteleri kurduk. Devlet açısından bir boşluk yaşandı. Polis teşkilatı açısından, mahkemeler açısından bir boşluk oluşmuştu. Biz de mahkemeleri kurmaya başladık. Şimdi Cizire Kantonu’nda dokuz mahkememiz var. Bunlar birinci derece halk mahkemeleridir. Dört istinaf, bir tane de temyiz mahkemesi var. Kobane’de de aynı şekilde bir kurumsallaşma vardı. Afrin’de ise dört halk mahkemesi kurduk, şehirlerine göre… bir istinaf ve bir de temyiz mahkemesi kurduk. Bu esas üzerine işler yoluna girdi. Bundan sonra Sözleşme yazıldı. Adalet konusunda çalışan üyeler olarak toplumsal sözleşmeyi yazdık. Şu anki yönetime sunduk. Onlar da kısmi değişiklikler yaptı. Şu anda da o sözlşemeye dayanarak, demokratik sistem kendini örgütlüyor.”

Rojava’nın yargı sistemi ve adalet anlayışı Ortadoğu koşullarını da yansıtan halk demokrasisine dayanıyor. Ancak doğru bir değerlendirme yapılabilmesi için öncelikle şu koşulların dikkate alınması gerekiyor:

– Rojava’da hem savaş hem yeni bir sistemin inşası aynı zamanda yürüyor.

– Rojava’nın farklı etnik kökenden gelen ve farklı dinsel inançların hala çok güçlü olduğu toplum kesimlerinin bir arada yaşadığı bir sosyal yapıya sahip olması nedeniyle yargı ve adalet sistemi, halkların ve laik temelde inançların kardeşliğinin geliştirilmesini esas alıyor, halklar arasında çatışmaya neden olacak politika ve uygulamalardan özenle kaçınıyor.

– Sosyal yapının var olan özellikleri dikkate alındığında halk demokrasisini yerleştirmeye dönük yazılı-yazısız yeni kuralların yanında yazılı olmayan eski kuralların da uzunca bir süre varlıklarını sürdürmesi söz konusu.

– Uygulamada çok karmaşık sorunlarla kaşılaşılıyor ve Sözleşme hükümlerinin uygulanmasında bazı zorluklar da yaşanıyor. Feodal gelenek, inanç ve alışkanlıklar Sözleşmeye direnmeye devam ediyor. Ancak yargı ve adalet konusunda asıl belirleyen, devrimin siyasal-ekonomik- sosyal gelişimi olacaktır.

– Devrime öncülük eden tüm kurumlar ve kadrolar gelişkin bir halk demokrasisine uygun yargı sistemi inşa etme konusunda devrimci kararlılığa, çalışma azmine sahipler ve başaracaklarına inanıyorlar.

Gelecek yazının konusu: Kadınla Gelen Devrim, Devrimle Özgürleşen Kadın

Share Post