ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

EL HIBLU ÜÇLÜSÜNE ÖZGÜRLÜK : Suçlamalar Derhal Düşürülsün

EL HIBLU 3 YARGILAMASINA SON VERİLSİN!

Avrupalı Demokratik Avukatlar (AED) olarak ikisi çocuk ve bir 19 yaşındaki 3 genç aleyhine Malta otoriteleri tarafından neredeyse 1 yıldır süregelen ceza soruşturması karşısında derin bir kaygı duyuyoruz.

Soruşturmanın içeriği ve arka planı:

25 Mart 2019’u 26 Mart 2019’a bağlayan gece, içlerinde 20 kadın ve 15 çocuğun da olduğu 114 kişi ile birlikte bir şişme bot Libya’dan denize açıldı. Açık denizde bu tehlikeli yolculuk sürerken, bot, El Hiblu 1 isimli bir petrol tankeri tarafından kurtarıldı. Kurtarma eyleminden birkaç saat sonra, yolcular Libya’ya geri götürüldüklerini fark ettiler.

Tanık ifadelerine göre bu durum çaresiz sahnelere ve paniğe yol açtı. Kurtarılmış yolcular, Libya’ya geri döneceklerine denizde ölmeyi tercih edeceklerini söyleyerek çığlıklar atıyorlardı. Af Örgütü’nün elde ettiği bilgiye göre, yolculuk sırasında kurtarılmış yolcular gerek kaptana, gerekse mürettebattan başka birine yönelik hiçbir şiddet eylemi içerisine girmediler. El Hiblu 1 gemisi içerisindeki bu ağır şartlar süre giderken, bir noktada El Hiblu 1 mürettebatı rotasını Malta açıklarına yönlendirmeye karar verdi. Yolcuların karaya ayak bastığı noktada gemiye Malta ordusu tarafından kuşatıldı ve nihayetinde kurtarılabilmiş 108 yolcunun 3’ü – 2 çocuk (olay esnasında 15 ve 16 yaşlarında) ve 19 yaşında bir genç derhal gözaltına alındı ve ardından 8 ay kadar tutuklu kaldı. Çocuklar Kasım 2019 yılında kefaletle serbest bırakıldılar ve bugün kamuoyunda El Hiblu 3 olarak bilinmekteler.

Malta yetkilileri tarafından söz konusu 3 gence yönelik terör eylemi, gemi kaçırmak ve gemiyi Malta’ya gitmeye zorlamak da dahil olmak üzere bir dizi ağır suç isnat edilmektedir. İsnat edilen suçlamaların bir kısmının cezası ömür boyu hapistir. Gelinen aşamada delillerin toplanmasına odaklanmış bir soruşturma süreci devam etmekte olup, delillerin mahkemeye ibrazı ile birlikte gençler aleyhine iddianame hazırlanacaktır.

AED olarak, Malta yetkililerinin, mültecilerin temel hak ve özgürlükleri, göçmenlerin denizlerde karşılaştıkları tehlikeler ile çocuklar da dahil olmak üzere dezavantajlı kişilerin temel insan hakları da dahil olmak üzere gerek Avrupa gerekse uluslararası hukukun gereklerini yeterince dikkate almadıkları hususunda derin endişe duymaktadır.

Avukatlar olarak, bu noktada temel bazı düzenlemelerin altını çizme gereği duyuyoruz:

Güvenli bir limana erişim sağlamak için denizde tehlike altındakilerin kurtarılması temel bir hakkın gereğidir.

  1. Deniz Hukuku ve uluslararası teamül hukuku, denizde kurtarma yükümlülüğü ile bunun nasıl gerçekleştirileceği hususlarını ayrıntılı şekilde düzenlemektedir.

  2. Hamburg Konvansiyonu ve bu konvansiyonu takip eden düzenlemelere göre, güvenli yer1 kurtarma operasyonlarının, kurtarılanların artık tehlike altında olmaması ve temel insani ihtiyaçlarının (yemek, barınma, tıbbı gereksinimler gibi) karşılandığı kabul edilerek sona erdiği yer olarak kabul edilmektedir. Güvenli yer kavramı sadece fiziksel tehlikeye karşı korumanın ötesinde bir anlam taşımakta olup, güvenli yer hiçbir şekilde kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin tehlikeye atılamayacağı bir yer olarak kabul edilmelidir. Bu anlamda, ağır bir zulüm korkusu içerisinde olduğunu iddias edenlerin yaşam ve özgürlüklerinin tehdit edileceği bölgelerde karaya çıkmaktan kaçınma ihtiyacı Avrupa ve uluslararası hukukun temel bir prensibi olarak kabul edilmek zorundadır.

  3. Avrupa Birliği’nin de taraf olduğu birçok uluslararası anlaşma içeriğinde; denizde kurtarılan göçmen ve mültecilerin karaya ayak basması için Libya açıkça güvenli olmayan bir yer olarak tanımlanmıştır. Birleşmiş Milletler ve çok sayıda başkaca insan hakları raporu, Libya’da göçmenlere karşı sistematik şekilde meydana gelen, yargısız infaz, keyfi tutuklama, işkence, insanlık dışı kapatılma koşulları, endişe verici düzeyde yetersiz beslenme koşulları, cinsel ve toplumsal cinsiyet merkezli – toplu tecavüz de dahil olmak üzere – şiddet, kölelik, zorunlu çalışma ve gasp gibi insan hakları ihlallerini raporlamaktadır2.

  4. Bunun yanı sıra, AB üyesi ülkeler, uluslararası mülteci hukuku (1951 Mülteci Konvansiyonu geri göndermeme prensibi) kapsamında tanımlanmış yükümlülüklere ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında düzenlenmiş bireyin işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele karşısında korunmasına ilişkin temel hak ve özgürlüklere saygı duymak zorundadır. AİHS’in yerleşik içtihatları uyarınca güvenli yer ilke olarak kişilerin fiziksel güvenliğini tarif eder ancak bununla birlikte sığınma talep edebilmelerinin etkin olanaklarını da içermek zorundadır. Bu yükümlülükler, açık denizler de dahil, devletlerin kendi bölgeleri dışında kalan yerler de dahil olmak üzere etkili ve münhasır kontrol anlamında yargı yetkisini kullandığı her yerde mevcuttur.3 AİHS’den kaynaklanan bu açık sorumluluklar gözetildiğinde, Mülteci Konvansiyonu ile düzenlenmiş geri göndermeme ilkesi de aynı kapsam ve yöntemle yorumlanmalıdır.

  5. Yukarıda tanımlanan tüm bu düzenlemelerin doğal bir sonucu olarak, herhangi bir devletin Libya’dan kurtarılmış kişilerin Libya’ya iadesi yahut terk edilmesi yönündeki herhangi bir eylem ve talimatı, açıkça yasadışı olup, aynı zamanda birçok uluslararası düzenleme ile Avrupa mevzuatının ihlali anlamına gelecektir.

  6. Bir yandan devlet dışı araçlar ve gemi kaptanlarının hukuki olan emir ve talimatlara uyma yükümlülükleri ve görevleri söz konusudur. Diğer yandan ise gerek ulusal Anayasalara ve gerekse iç hukuk düzenlemeleri gereği, uluslararası insan hakları düzenlemelerin ihlali anlamına gelecek hukuki olmayan emir ve talimatlara uymamak, bu anlamda suç ortağı olmamak hakları ve yükümlülükleri de söz konusudur. 2. Dünya Savaşı’nı takip eden Nurember yargılamalarından bu yana, bireylerin devlet yetkililerince verilen ve uluslararası insan hakları düzenlemelerinin ihlali anlamına gelen talimatlara uymamalarının bir zorunluluk olduğu açıktır: “Eğer bir emir, sıradan bir anlayış ve sezgiye sahip bir kişinin, o emrin yasadışı olduğunu bileceği bir nitelikteyse, bu emirlere göre gerçekleştirilen fiillerin herhangi bir yasal gerekçesi mevcut değildir”.4

  7. Yukarıda belirtilen yasal durum göz önüne alındığında, El Hiblu 1 gemisi ile yolculuk eden mülteciler, uluslararası hukuk eliyle de yasaklanmış olan; işkence, tecavüz, kölelik ve diğer insanlık dışı muamelelere maruz kalmamak adına yaşama haklarını ve temel insan haklarını savunmak için hareket etmiştir. Benzer bir yargılamada Trapani Mahkemesi sanıkların eylemlerinin (karşı karşıya kaldıkları tehlike ile kıyaslandığında) orantılılığını kabul etmiştir, zira yaşam hakkı ve insanlık dışı veya onur kırıcı muamelelere maruz kalmama hakkı gemi mürettebatının hakları bağlamında sınırlandırılamaz. İlgili davada hakim, mültecilerin belirtilen savunma eylemlerini gerçekleştirmedikleri durumda, mutlaka Libya’ya geri götürüleceklerini ve sanıkların gemiden ve gemiye belirlenmiş rotadan kaçabilme imkânları olmadığı için bu eylemlerin doğal gereklilik anlamına geldiğini değerlendirmiştir5. El Hiblu Davası özelinde büyük önem taşıyan ve akıldan çıkarmamak gereken husus ise; gerek kendi yaşamlarını, gerekse gemideki tüm diğer göçmenlerin hayatlarını korumaya çalışan bu küçüklerin ‘Libya cehennemine’ geri gönderildikleri koşulda başlarına gelebileceklerdir. Bu küçüklerin gemideki eylemlerinin meşru müdafaa kapsamında kaldığını ortaya koyan çok güçlü göstergeler söz konusudur.

AED olarak Malta otoritelerini;

  • Uluslararası ve Avrupa, insan hakları hukuku ile mülteci hukukundan doğan tüm yükümlülüklerin yanı sıra, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’den doğan tüm yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmeye;

  • kişilerin uluslararası insan hakları eliyle de yasaklanmış olan işkence, tecavüz, kölelik ve diğer ağır insanlık dışı muamelelere maruz kalma risk karşısında meşru müdafaa hakkına saygı duymaya,

  • adil yargılanma hakkını tüm gerekleri ile güvence altına almaya,

  • sanıkların her nev’i temel haklarına hiçbir sınırlama olmaksızın erişebilmelerini garanti altına almaya,

  • sanıkların, özel ihtiyaçları olan korumaya muhtaç çocuklar olduğunu kabul etmeye ve bu anlamda BM’nin çocuk hakları ile ilişkili konvansiyonunun tüm gereklerini yerine getirmeye,

  • bu anlamda göç hususunda Libya ile her türlü işbirliğine son vererek, ülkedeki göçmen ve mültecilerin temel haklarına saygı duymaya çağırıyoruz!

  • Bizler yukarıda açıklanan nedenlerle “El Hblu 3” aleyhinde yürütülen bu ceza yargılaması karşısında bağımsız bir dava gözlemciliği yapılmasını şiddetle tavsiye ediyoruz. Demokratik kamuoyunu bu 3 gence karşı yürütülen yargılamayı izlemeye ve onların geleceğine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

27/03/2020

Madrid, Barcelona, Paris, Rome, Amsterdam, Istanbul, Berlin, Brussels, Athens

www.aeud.org

https://www.facebook.com/aed.edl1987/

1 1979 Hamburg Convention, which provides that the State that conducts a rescue operation – even if not in the SAR zone of its competence – is responsible for the landfall and the disembarkation of the individuals in a safe harbour (the so called place of safety, POS); two supplementary protocols to the SOLAS Convention (Ris. MSC. 153 (78), 20 May 2004) and the SAR Convention (Ris. MSC. 155 (78), 20 May 2004), which entered into force on 1 July 2006 and the Guidelines in the Treatment of Persons Rescued at Sea, IMO Resolution MSC.167(78), 10. Mai 2004, IMO Doc. MSC 78/26/Add.2, Annex 34; (IMO, Facilitation Committee, Principles Relating to Administrative Procedures for Disembarking Persons Rescued at Sea, IMO Doc. FAL.3/Circ.194, 22. January 2009; Council of Europe, Res. 1821(2011) on the Interception and rescue at sea of asylum seekers,refugees and irregular migrants, 21th of June 2011)

3 ECtHR (GC), Hirsi Jamaa et al. v. Italy, Ap.No.27765/09, 23.02.2012, para 73, 76 et seqq

4 United States v. Keenan, Court of Military Appeals, 39 C.M.R. 108, 110 (1969)


El Hiblu 3`lüsüne özgürlük! – Yargılamaya derhal son verilsin!

Libya`ya illegal iade edilmeye karşı direnmek suç değildir!

Bu çağrı; Malta`da üç genç göçmenin kriminalizasyonuna engel olma çağrısıdır.

Mart 2019`un son günlerinde 108 kişiyi taşıyan lastik bir bot Libya sahilinden kaçarak Avrupa`ya ulaşmaya çalışıyordu. Eunavfor Med uçağı tarafından koordine edilen bu endişe içerisindeki insanlar, El Hiblu 1 isimli ticaret gemisi tarafından bulundu ve kurtarıldı. Kurtarma sırasında El Hiblu 1’in kaptanı, yolculara Avrupa’da güvenli bir limana ulaşacakları konusunda güvence verdi. Akabinde ise gemi mürettebatı Avrupa otoritelerince kendilerine verilen emre uyarak, daha yakın zamanda Libya`daki insanlık dışı koşullardan kaçmak zorunda kalan bu insanları Libya`ya geri iade etme çabasına girişti.

Yakın zamanda kurtarılmış yolcular Libya`ya geri götürüldüklerini fark ettiklerinde bu durumu protesto ettiler ve kolektif olarak geri iade edilmeyi durdurabildiler. Akabinde gemi mürettebatı El Hiblu 1`in yönünü tekrar belirledi ve gemi kuzeyden Malta`ya doğru yöneldi.

Geri iade edilmeye karşı ortaya konulan protesto sırasında yaralanan olmadığı gibi, gemide hiçbir zarar da oluşmadı. Malta ordusu, Malta karasularında gemiyi kuşattığında, “korsan” yahut “terörist” bekliyordu, ancak karşısında yalnızca yardım arayan ve güvenli bir yer bulma umudu taşıyan insanlar buldu.

Kurtarılan 108 yolcudan 3`ü – 15, 16 ve 19 yaşlarında 3 genç erkek çocuğu – protestonun ele başı oldukları gerekçesi ile gözaltına alındılar ve terörizm de dahil olmak üzere birçok suçlama ile karşı karşıya bırakıldılar. Akabinde derhal tutuklandılar ve yüksek güvenlikli bir hapishane birimine sevk edilerek burada 7 ay tutuklu kaldılar. Nihayetinde Kasım 2019`da kefaletle serbest kalabildiler.

Kefaletle serbest kalabilmiş olmanın sonucu olarak bu 3 genç her gün polis karakoluna gitmek zorundalar. Ve kendilerine yöneltilen isnatlar sonucunda suçlu bulunurlarsa ağır hapis cezası riski ile karşı karşıyalar. Açık ki Malta, aynı şekilde Libya`ya geri iade edilmeye direnebilecek başkalarının ortaya çıkmasını engelleyebilmek adına, bu üçlü üzerinden bir emsal yaratabilmenin çabası içerisinde.

Yargılamanın konusu bu 3 genç erkek çocuğu gemide süregelen protesto sırasında tercüman ve arabulucu olarak hareket etmişlerdir. Tutuklanmaları ve yargılanmaları derin bir adaletsizliğe yol açmaktadır. Yargılanmak yerine `El Hiblu 3`lüsü, tehlike altındaki 108 yaşamın Libya`ya geri dönmesine engel olma sürecindeki katkıları için ödüllendirilmelidir.

Bu açıklamayı imzalayan kuruluşlar ve gruplar olarak yargılamaya derhal son verilmesini talep ediyoruz!

Bizler, Libya`ya geri iadeye karşı direnmenin suç olmadığını kabul ediyoruz.

Libya`ya yasa dışı tüm iadelerin ve Avrupa`nın Libya sözde sahil güvenlik görevlileri ile olan işbirliği sonucunda ortaya çıkan çok sayıda insan hakkı ihlallerinin son bulmasını talep ediyoruz.

Bizler, dayanışma koridorları ve mülteciler ile tüm diğer göçmenlerin Avrupa`nın her yerinde onlara kucak açacak şehirlerde adil bir şekilde yerleşimi için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Metnin imzacılarına https://www.elhiblu3.info/support sayfasından ulaşabilirsiniz.

www.elhiblu3.info

Share Post