ÇHD Susmadı, Susmayacak!

İŞ YERİ KAPATMA VE “İÇKİ SATIŞ YASAĞI” NE İFADE EDİYOR?

BASINA VE HALKLARIMIZA

İŞ YERİ KAPATMA VE “İÇKİ SATIŞ YASAĞI” NE İFADE EDİYOR?

 

Kapitalizm, hukuku bir araç gibi

kullanmayı reddediyorsa

hâkimiyetini yitirdiği içindir.”

Av. MoniqueRolandWeyl

 

Ülkemizde 2020 yılı Mart ayından beri etkisini gösterdiği söylenen Sars-CoV-2 salgını gerekçesi ile bir yılı aşkın süredir tam bir keyfi idare düzenine geçilmiştir.

Anayasa ve uluslararası sözleşmeler açıkça çiğnenerek “tam kapanma” dönemleri ilan edilmiş, yandaş sermayeye ülke kaynakları sınırsız akıtılırken, sokağa çıkması “kısıtlanan” yoksul kitleler, kendi kaderlerine terk edilmiş, açlıkla baş başa bırakılmıştır.

DİSK Araştırma Merkezinin açıkladığı verilere göre, 26,8 milyonluk istihdamın yaklaşık yüzde 61’i (16,4 milyon) kapanmadan muaf sektörlerde çalışırken, istihdamın yaklaşık yüzde 22’si (6 milyon) kapanmadan kısmen muaf sektörlerde ve yaklaşık yüzde 17’si (4,4 milyon) ise kapanma kapsamındaki sektörlerde çalışmaktadır. Bütün bu veriler, idarenin, emekçi kesimlerin sağlıyla ilgilenmediğini, Sars-CoV-2 salgınını, keyfi uygulamalarına gerekçe yaptığını göstermektedir.

Diğer yandan, sokağa çıkmak, seyahat etmek, yüz yüze eğitim almak, miting düzenlemek ve daha nice temel hak, hiçbir kanuni düzenleme yapılmaksızın, keyfi genelgelerle engellenmektedir. Bir yılı aşkın süredir idare, denetimsiz biçimde yasamanın tüm yetkilerine tecavüz etmektedir.

Geldiğimiz noktada yeni bir aşamaya geçilmiş, artık genelgeler de bir yana bırakılmıştır. Tam kapanma söylemi altında, içki satışı, bırakalım kanuni düzenlemeyi, bir genelge çıkarmaya dahi gerek görülmeksizin “sözle yasaklanmıştır”. Hali hazırda, içki satışı yapan marketlere yasak tabelaları asılmakta, bazı tekel bayilere “tam kapanma” süresince alkollü satış yapılamayacağına dair belgeler imzalatılmaya çalışıldığına dair haberler yapılmaktadır.

İşyerlerinin faaliyetlerinin durdurulması, mülkiyet hakkı (Anayasa m.35, AİHS Ek 1 No’lu Protokol) ve çalışma özgürlüğü (Anayasa m.48 vd.) kapsamında, ancak kanunla yapılabilecek işlemlerdendir. Kişilerin kazançları üzerindeki tasarruflar, ruhsata bağlı çalışma hakları, ruhsatla yapılan işlere müdahale ise mülkiyet hakkı kapsamındadır.(Anayasa Mahkemesi 28.11.2018 -2015/12306 Karar, P.30) Kapitalizmin sözde en kutsal değerlerinden mülkiyet hakkı, söz konusu küçük mülk sahipleri olduğunda, bir Bakanın iki çift sözü ile ayaklar altına alınmaktadır.

“Tam kapanma” olarak adlandırılan dönemde, işyerini açmak isteyen esnafın önünde yasal/hukuki bir engel yoktur. Çalışma hakkını kullanan, ruhsatlı işini yapan hiç kimse suç işlemiş olmayacaktır. Aksine, hukuksuz emre itaat eden kolluk görevlileri suç işleyecektir. Zira, kolluğu sorumluluktan kurtaracak resmi herhangi bir yazı, bir emir dahi yoktur. (Anayasa.m.137) Oluşacak zararlar, Hazine tarafından tazmin edilerek ilgililere rücu edilmek zorundadır.

Bu bir denemedir. Siyasal iktidarın esas derdi, keyfi idare imkanlarının sınırını test etmek, genişletmek ve demagojiyi gerçek kamusal tartışmanın önüne koymaktır.

Özetle, ortada hukuken bir yasak “yoktur”. Kaba güç gösterisi vardır.

Tüm halklarımızı, keyfi idari yasaklara karşı koymaya, temel hak ve özgürlüklere sahip çıkmaya çağırıyoruz.

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ

Share Post