ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

KİTLE İMHA SİLAHLARININ YAYILMASI DEĞİL KİTLE ÖRGÜTLERİNİN SUSTURULMASI AMAÇLANIYOR

KİTLE İMHA SİLAHLARININ YAYILMASI DEĞİL

KİTLE ÖRGÜTLERİNİN SUSTURULMASI AMAÇLANIYOR

 

AKP’li milletvekillerinin imzasıyla TBMM’ye sunulan ve Adalet Komisyonunda görüşülerek kabul edilen Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi, kanun başlığıyla ilgisi olmayan düzenlemelerle demokratik kitle mücadelesini ve muhalefeti susturmayı, yalnızlaştırmayı amaçlamaktadır. Bu anlamda, bir kez daha torba yasa eliyle çalakalem yapılmış yeni bir temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanma beyannamesi ile karşı karşıyayız. Öyle ki, yasanın ilk altı maddesi dışında kalan maddelerle, yasanın genel gerekçesi arasında bir bağ kurulması mümkün değildir.

Kanun teklifinin 4. Maddesi ile genel amacın demokratik kitle mücadelesi ve muhalefet olduğu açığa çıkmaktadır. İlgili düzenleme ile başta MİT ve İçişleri Bakanlığı olmak üzere çeşitli bakanlık temsilcilerinin içerisinde olacağı bir Denetim ve İşbirliği Komisyonu kurulması, 3. Maddesi ile de bu komisyonun tavsiyesi doğrultusunda Cumhurbaşkanlığı kararı ile kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı veya terörün finansmanı ile “irtibat, iltisak” gibi hukuki güvenceden yoksun tanımlamalarla muhalif kişi ve kuruluşların mal varlıklarının dondurulmasının önü açılmaktadır.

Yine Kanun teklifinin 7 ila 10. Maddeleri ile yardım toplama hakkına kısıtlamalar getirilmekte, yardım toplanması valilik iznine bağlanmakta, izinsiz yardım toplayanlara ağır para cezaları verileceği düzenlenmektedir.

Kanun teklifinin en çarpıcı düzenlemelerinden bir tanesi ise taslağın 15. maddesinde yer almaktadır. Bu düzenleme ile Dernekler Kanununda değişiklik yapılmakta, derneklerin yönetim ve denetim organlarında görev yapanlar hakkında “terör” iddiasıyla soruşturma başlatılması halinde bu kişilerin veya görevli oldukları organların faaliyetlerinin durdurulmasına yer verilmektedir. Devamla, bu önlemin yeterli görülmemesi halinde İçişleri Bakanlığı dernek faaliyetini geçici olarak tek taraflı bir işlemle durdurabilmekte ve mahkeme kararı da bu tek taraflı işlemin ardından alınacak bir usuli kılıfa döndürülmektedir.

Hukuk tekniği açısından son derece sorunlu bir diğer düzenleme ise teklifin 12. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, hakkında herhangi bir şekilde terör bağlantılı soruşturma açılan kişilerin genel kurul faaliyetlerine katılımları dışında, dernek içerisinde faaliyet yürütmesini engellemektedir. Buradaki en temel sorunlardan bir diğeri de yasanın geriye yönelik uygulanmasının hedeflenmiş olması ve böylelikle zamanaşımı ile affa uğramış olan fiillere de genişletilen bir düzenleme yapılmış olmasıdır.

Üstelik yine teklifin 11. Maddesi ile Dernekler Kanunu’nun kapsamı genişletilerek tanımlanan yaptırımların, merkezi yurtdışında bulunan kuruluşlara da uygulanmasının önü açılmaktadır.

Teklifin 20. Maddesi ile de taşınmaz alım ve satımı, şirket, dernek ve vakıf kurulması, idaresi ve devredilmesi gibi işlemlerde vekalet görevi yapan avukatlara şüpheli gördükleri hususları ilgili idari ve adli makamlara bildirmesi zorunluluğu getirilmmekte, Avukatlık Kanununda açıkça düzenlenen sır saklama yükümlülüğüne, avukat – müvekkil arasındaki güven ilişkisine aykırı olacak şekilde avukatlara muhbirlik dayatılmaktadır.

Yukarıda özetlenmeye çalışılan düzenlemelerin her ne kadar Birleşmiş Milletler (BM) ve Mali Eylem Görev Gücü (FATF) karar ve tavsiyelerine atıfta bulunularak hazırlandığı belirtilse de böylesine büyük kelimelerin arkasında gerçekler saklanmaktadır. Kanun teklifi ile “Kitle İmha Silahlarının ve Terörün finansmanının önlenmesini amaçlıyoruz” adı altında örgütlenme hakkı, demokratik mücadele imkanları, toplumsal dayanışma kanalları yok edilmek istenmekte, Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanına tüm muhalefeti susturma, muhalif demokratik kitle örgütlerini faaliyet yürütemez hale getirme imkanı verilmektedir.

AİHM ve AYM kararlarının tanınmadığı, “irtibat – iltisak” gibi hukuk dışı kavramlarla on binlerce kişinin ceza mahkemelerinde yargılanıp, hapse atıldığı bir ortamda, bu düzenlemelerle keyfi yönetim pekiştirilmekte, bu keyfiliğe karşı mücadele eden tüm kişi ve kuruluşların sindirilmesi, susturulması amaçlanmaktadır. Ayrıca, sindirilip susturulamayan kişilere ve kurumlara sözlerini söyleyebilecekleri tüm alanlar kapatılarak, bu kişiler ve kurumlar etkisizleştirilmek, görünmez kılınmak istenmektedir.

Derneklere kayyum atanması ve faaliyetlerinin İçişleri Bakanı kararıyla geçici olarak durdurulması gibi düzenlemeler bir bütün olarak çevre ve ekoloji hakları, kadın hakları, çocuk hakları, mahpus hakları, işçi hakları, LGBTİ+ hakları ve insan hakları konusunda faaliyet yürüten dernekleri / demokratik kitle örgütlerini çalışamaz duruma getirmeyi hedeflemektedir. Bu düzenlemenin burada kalmayacağı, zamanla TTB ve TMMOB gibi meslek örgütlerini, baro ve sendikaları da kapsayacağı açıktır.

Faşizm, temel hak ve özgürlükler mücadelesine, demokratik kitle örgütlerinin tabutuna son çivileri çakıyor. Tüm demokratik kitle örgütleri, baro ve sendikalar, meslek örgütü ve muhalif partiler bu düzenlemenin geri çekilmesi için bir araya gelmeli ve etkili bir şekilde mücadele etmelidir.

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ

Share Post