ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

MESLEKTAŞIMIZ AV. ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜMÜ, AVUKATLIK MESLEĞİNİ İTİBARSIZLAŞTIRMA ÇABALARININ SONUCUDUR

MESLEKTAŞIMIZ AV. ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜMÜ, AVUKATLIK MESLEĞİNİ İTİBARSIZLAŞTIRMA ÇABALARININ SONUCUDUR. 

16.03.2021 tarihinde Gebze’de haciz işlemi sırasında borçlu tarafından silahlı saldırıya uğrayan meslektaşımız Av. Ersin Arslan saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Meslektaşımız 2019 yılının Ağustos ayında avukatlık ruhsatını almış ve İstanbul Barosuna bağlı bir avukat olarak mesleğinin ilk yıllarında görevini yapmak isterken katledilmiştir.

Tarihimiz yargının “kurucu unsurlarından” kabul edilmesi beklenen avukatların ve daha genelde hukukçuların katliamına tanıklık etmektedir. DGM’lerin doğal yargıya aykırı olduğunu savunan ve 24 Mart 1978’de katledilen savcı Doğan Öz,  1993’te Tatvan’da evinin önünden kaçırılan ve ertesi gün sonra cansız bedeni bulunan Av. Şevket Epözdemir, 28 Eylül 1994’te oturduğu kafede polisler tarafından katledilen Av. Fuat Erdoğan, 28 Kasım 2015’te dört ayaklı minare önünde basın açıklaması yaparken katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Av. Tahir Elçi ve hukukun askıya alındığı koşullarda insanlığa karşı işlenen suçların peşine düşen pek çok meslektaşımızın katledildiği günlerden geçerek gelinen bugünlerde, biz avukatların çalışma alanlarının saldırıya açık hale gelmesi bir sistematiğin sonucudur.

Meslektaşımız Av. Ersin Arslan avukatlık görevini ifa ederken saldırıya uğrayan ilk avukat değildir.

Meslek pratiğimizin çeşitli aşamalarında avukatlık faaliyetimiz sebebiyle saldırılarla karşı karşıya olduğumuzu görebiliyoruz.

Bizler, bu saldırıları emniyet ifadesine katılmak isteyen kadın meslektaşımızın silahla tehdit edilip, copla darp edilmesinden görüyoruz.

Adliye önünde basın açıklaması yapmak istediği için güvenlik görevlileri tarafından saldırıya uğrayarak beli kırılan kadın meslektaşımızdan görüyoruz.

Bizler bu süreci, çoklu baro yasasına karşı protesto hakkımızı kullanmak istediğimiz için saldırıya uğrarken yaşıyoruz

Avukatlık pratiği sebebiyle yargılanan ve adil yargılanma talebiyle ölüm orucuna başlayan meslektaşımız Av. Ebru Timtik’in hedef haline getirilmesinden görüyoruz.

Müvekkillerimizin gözaltı işlemine katılmak için gittiğimiz karakollarda kolluk tarafından saldırıya uğrarken yaşıyoruz.

Boğaziçi öğrencilerinin avukatlığını yaptığımız için havuz medya tarafından hedef haline getirilmekten biliyoruz.

Bizler bu durumu düşman ceza hukuku pratiğinin bir yansıması olarak avukatları “terörist” ilan eden akıllardan görüyoruz.

Siyasi davaları takip ettiği için ölüm tehdidi alan, duruşma salonlarından karga tulumba atılan, icra dairelerindeki memurlar tarafından saldırıya uğrayan meslektaşlarımızdan görüyoruz.

Yaşanan tüm saldırılar karşısında faillerin ceza indirimleriyle veya haklarında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararlar verilerek serbest bırakılmasından görüyor ve biliyoruz. Avukatların çalışma koşulları saldırıya açık hale getirilmek istenmiştir.

Meslektaşımızın ölümü, avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırılma çabalarının bir sonucudur.

Avukatı müvekkili ile özdeşleştiren, savunmanlığı itibarsızlaştırmaya çabalayan, çeşitli şekillerde avukatları hedef gösteren Diyanet İşleri Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve topyekün devlet;  gerek avukat yargılamalarına müdahaleleriyle gerek avukata yönelen saldırılarda faillere uygulanan cezasızlık politikasıyla gerekse burjuva kalemşörleriyle bugünkü tablonun ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Meslektaşımızın ölümü;  kapitalist işleyişin,  dönüşen avukatlık mesleğinin, görmezden gelinen işçi avukatlığın bir sonucudur.

Meslektaşımızın ölümü “bağlı çalışan” avukat şeklinde nitelendirmelerle gerçekliğinden koparılmaya çalışan işçi avukatlığın ispatıdır. Parçalı işler verilerek yaptığı işe yabancılaştırılan, niteliksizleştirilerek adeta hukuk teknisyenliğine dönüşmeye başlayan, mesai kavramı olmaksızın çalıştırılan işçi avukatların gerçekliğinin göstergesidir

Meslektaşımızın ölümü; bireysel mesleki ifanın, kendi nam ve hesabına çalışmanın esas olduğu avukatlığın dönüşümü sonucu; yoğunlukla tevkil gibi parça başı iş gören, CMK ve adli yardım gibi sürekliliği olmayan işlerle geçinmeye çalışan genç avukatların varlığının ispatıdır.

Ve en nihayetinde meslektaşımızın ölümü; haciz işlemlerinde çok düşük ücretlerle iş görmeye mahkum edilen işçi, genç ve stajyer avukatlığın bugünkü pratiğinin bir göstergesidir.

Barolar Birliği Başkanı ve Adalet Bakanı, haciz mahalinde katledilen meslektaşımız ardından bu saldırıların son bulmasını temenni eden ve kınayan açıklamalarla sorumluluklarının bitmiş olduğunu düşünmek gafletine düşmemelidir. İşçi ve genç avukatların yaşadıkları saldırı karşısında her seferinde kendilerini  “kınama” mercii gibi gören sorumlular, meslektaşımızın katledilmesine uygun koşulların yaratılmasına vesile olmuştur.  “Derin üzüntü” duyduklarını ifade eden Barolar Birliği Başkanı ve Adalet Bakanı derhal görevinden istifa etmelidir.

Meslektaşımızın öldürülmesinin münferit bir olay olmadığını biliyoruz. Avukatlık görevini ifa etmek istediğimiz için çeşitli şekillerde tehdit ve saldırılarla karşı karşıya kalan işçi ve genç avukatlar olarak her türlü saldırı karşısında mücadele edeceğimizi yineliyoruz.

ÇHD İSTANBUL ŞUBESİ İŞÇİ AVUKAT KOMİSYONU

Share Post