ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

NE DEĞİŞİR?

 IMG_32793550521029 Av.Selçuk Kozağaçlı/     ÇHD Genel Başkanı

NE DEĞİŞİR?*

Birkaç yerinden parçalı kırılan devlet meşruiyetinin tamiri için bayat kavramlar seferber edildiğini görüyoruz; Kumpas, yeniden yargılama, paralel devlet, çete…

Bu kavramlarla ısıtılacak elektrik kaynağının meşruiyet kırığını tamir edip etmeyeceği ayrı  bir tartışmanın konusu olsun. Benim sözüm tamire soyunanlar için hemen aşağıda hatırlatacağım birkaç uyarıyı saymazsak, son kullanıcıya; tamir ettirmeyip çöpe atın yenisi her zaman daha hesaplı olur.
Evvela amentümüzü tekrar edelim: Devlet içerisinde çete olmaz, kapitalist devlet zaten bu işler için oluşturulmuş oligarşik bir çetedir! Yani çitilemekle çıkmaz ancak renk değiştirir. Pekiyi bu devlet ne iş görür ki bunu elde tutmak hem bu kadar önemli hem bu kadar lezzetli kabul edilir?
Devlet;
En başta çok sayıda yoksulun ve emeğini satarak yaşamak zorunda olan insanın, yani halkın, ayaklanarak kendi sırtlarından zenginlik içinde yaşayan bir avuç asalağın hakkından gelmesini engellemek işine yarar.
Doğa (yani toprak, orman, dere ve madenlerin), üretim araçları(yani fabrikalar, makineler ve teknolojinin) üzerinde “özel mülkiyet”  kurmak ve mülkiyeti korumak işini görür. Devlet mülksüzlerin mülksüz kalmasını garanti altına alır.
Sadece ayaklanmaları engellemek için değil, acele kamulaştırmadan, kentsel dönüşüme, gerekirse açıktan el koyma ile sermayenin büyümesini ve birikmesini sağlamak için güç yığar. Silah ve adam toplar bunları halka karşı kullanır. Bu adamlara asker, polis veya kontrgerilla deriz. Kendisinden zengin ve güçlü ülkelere vs. toprak, para verir, kendisinden yoksul ve zayıf ülkelerin halklarına aynı kendi yoksulları gibi eziyet eder, mülkü göçmenlerden ve komşu yoksullardan da korur.
Halkın ihtiyaç duyduğu hiçbir şeye, yani yiyecek, barınak, giyecek, sağlık, eğitim, dinlenme, eğlence ve güvenliğe bedelsiz erişememesini güvence altına almaya çalışır. Her şeyi alır-satar, her şeyin alım-satıma açılmasını sağlar. Gölgesi satılamayan ağacı keser, kestirir…
Halkın harekete geçip doğrudan bir halk demokrasisi kurarak yönetime el koyması ihtimali karşısında onu sistemli olarak uyutup, kandırır, yönetime katılım ve temsil numaraları tezgâhlar, seçim ve referandum yapar, hükümet kurar, gaz alır.

Bütün bunları yaparken ve bütün bunları yapabilmek için kayıt tutar, defter biriktirir, bilgi merkezileştirir, insana işkence eder, kapatır ve her gerektiğinde öldürür.
İşte devlet eğer beğenirseniz bu işler içindir. Kızınızı istemeye gelse verilmez, halka yararlı daha namuslu ve ciddi bir iş bulunmadığı gibi iş verseniz çalışmaz. “Sapasağlam devletsin yağmacılık yapacağına eğitimi, sağlığı, barınmayı ücretsiz yap” desen TOMA’dan suratınıza tükürür, çevik kuvvetten gaz çıkarıp ortalığı batırır. Şurada başımızda olmasa tanışmayı isteyeceğimiz bir tip değildir velhasıl.
Tamir ettirmeye çalıştığınızın sağlam hali budur. Dünya üzerinde her cinsi bulunur. Yani bu kurucu fonksiyonun “kimin eliyle” yürütüleceği meselesi zengin bir imkan çeşitliliğine sahiptir. Mutlak monarşiden (Suud Krallığı) meşruti monarşiye (Birleşik Krallık), federal başkanlıktan (ABD) üniter yarı başkanlığa (Fransa) sonsuz ara model yaratmak serbesttir. Sisteminiz ister rahmani ister şeytani isterse bizimkisi gibi biraz hırpani gözüksün; ne kadar büyük bir kalabalığa devletin yönetilmesi işini “demokrasi” diye yutturabilir, rızalarını alabilirseniz model o kadar az yağ yakar ve masrafsız çalışır. Ama dengeyi mil kırmadan, dişli attırmadan tutturamayan ülkeler için sopayı daha sık çıkarmak serbesttir. Razı edemediğiniz yerde gazla, suyla, mermiyle, dağıtmak ayıplanmaz. Mahir Çayan’ın nefis tarifiyle yeni sömürge tipi faşizm aracılığıyla emperyalist sisteme bağlanmış ve onun tüm çıkarlarını içkin hale getirmiş ulus-devletler de en az kendisine “burjuva demokrasisi” diyen kadar ihtiyacı karşılar. Bu devleti elinde tutmanın önemi, bir de lezzeti var demiştik.
Sermaye, işlere nadiren bizzat müdahale eder. Çoğunlukla ve normalde adam çalıştırır. Kafası çok çalışan şirkette, az çalışan hükümette görevlendirilir. Kapitalist devlette her türlü yöneticilik işleri güvencesiz olmakla birlikte yüksek ücretlidir. İster hükümet aracılığıyla doğrudan, ister çok uluslu şirketlerde ve uluslararası sermaye organizasyonları içerisinden dolaylı olarak yönetime katılın, emeklilik hep risk altındadır. Kriz gelir, seçim olur, gensoru verilir, koalisyon yapılır, komşuda savaş çıkar, velhasıl ne kadar kontrol etmeye çalışırsan çalış bir sürü tatsızlık çıkma ihtimali vardır.
Bu nedenle de başbakanlar, bakanlar, becerebildiklerinde milletvekilleri, genel müdürler düzenli olarak çalarlar ve bu alışkanlık herhangi bir nedenle sermaye tarafından işlerine son verildiği gün yaşam standartlarını düşürmemenin tek akıllıca yoludur. Elbette makam arabası ve lojmanı ile ikamet etmek için fazla çalmak gerekmeyebilse de çalışırken Dolmabahçe Sarayı’nda oturup bütün dünyayı ailesiyle birlikte özel uçağıyla dolaşan bir adamın bu standartları emeklilikte koruyabilmesi için birkaç yüz milyon gerekir. Yönetimde kalacakları ortalama 5 ila 15 yıl içerisinde bu parayı biriktirmek gayet meşakkatli olduğundan her biri bulunduğu yerden çoluk-çocuk, amca-yeğen, enişte-kayınbirader hep beraber ve ellerinden geldiği kadar hızlı çalarlar. Herkes cürmü kadar çalar.
Sermayenin çıkarlarını ve girişte saydığımız 5 maddelik faydayı sağladıkları sürece, aralarında kavga etmeden çalmalarına izin verilir. Devlet sermayenin bal çanağıdır, ucundan tutan, taşıyan, parmağını yalar. Ülke sermayenin tarlasıdır, harmanı döven bu öküzlerin ağzı bağlanmaz.
Yani buraya kadar garip veya sıradışı bir durum yoktur. Hükümet hırsızlık yaptığı veya yargıçlar mal sahiplerinin adamı olduğu için devlet çalışamıyor olsaydı dünyada devlet kalmazdı. Elbette yakalandıkları zaman “politik doğruculuk” icabı hayret edermiş gibi yapıp ayıplamak gerekir. Ama gerçek hayatta kimse ne şaşırır ne de ayıplar. İnsanlar kandırılmış veya korkutulmuş değillerse kendi paylarını ve sıralarını beklerler, bir gün sıra gelir: Devlet malı deniz, yemeyen domuzdur.
Pekiyi o vakit ne kırıldı? Bu adamlar ve kadınlar niye yakalandı? Neden herkes yemek yediği kaba pisliyor?
Devletin belli aralıklarla “yönetememe hali” yaşaması, kapitalizmin yapısal krizleriyle harmanlanmış açmazlardan kaynaklanır. Normal, hatta kaçınılmazdır. İktidar zaten yapısal olarak oligarşik yani çok başlıdır. Kriz başladığında paylaşamazlar, komisyonlar yetmez, orta vadeli planlar çakışmaz, halk sıkılır, emperyalist merkez at değiştirmek ister, deniz biter…
İlginç olan “arızanın” kendisi değil, tamir için kimlerin çağrıldığı, kimlerin çağrılmadan geldiğidir. Sermaye, medya, çokuluslu şirketler ve ordu ile bunların organik aydınları elbette tamirat için toplanıp makinenin altına yatacaktır.
Mahkemeler en önemli ve işlevsel tamir-bakım atölyeleridir. Hem kırmak hem de yapıştırmak için hakim-savcı kullanabilirsiniz.
Ama bu sefer; “yeniden yargılama”, “kumpas”, “çete” vb. leblebi tozlarını bunlar tek başına yutturmaya kalkmadı. Çok ilgi gören önerilerden birisi de Türkiye Barolar Birliği’nin. Randevuların saatinden ve randevulaşanların birbiriyle muhabbetinden tüm bu buluşmaları önceleyen bir MGK kararı sırıtıyor gibi ama şimdilik bunu bir kenara koyalım ve gerçekten öneri birliğimizden gelmişse avukatların akıllarından geçmesi gerekli sorulara yoğunlaşalım.
AKP hükümetinin depodan bu kadar yedek parça çıkarması arızanın büyüklüğüne de işaret ediyor. “Yeniden Yargılayacağız” diyorlar. Neyi yeniden yargılayacaksınız?
AKP’ye karşı oldukları için yargılanıp kapatılanlar AKP’ye karşı olmaktan vaz mı geçti? Yoksa artık yargıçlar AKP’ye karşı olmayı suç mu kabul etmiyor? AKP iktidardan mı düştü yoksa bir dizi tahliye karşılığında AKP ile yargı artık katlanılabilir mi bulunacak? Belki “cemaatçı” yargıçlar istikballerine baktıkça mücrim gibi titreyip AKP’li olmuşlardır. Ya da HSYK’yı Demokrat Yargı ile Yargı-Sen arasında paylaştırıp gece rahat uyuruz. Belki o zaman dikiş tutar mı diyeceksiniz?
Dikilemez sökükleri yamamak Türkiye Barolar Birliği’ne mi kaldı? Bırakın görelim hep birlikte delikten görüneni, telaşınız niye?
Devletin artık yönetemez olduğu günü beklemek, o güne hazırlanmak gerçekten devrimci bir iştir. Benzetip de yanılanların bile görevi o gün sokağa, mücadeleye, direnişe koşmak. Yanıldıysak dahi şanlı bir yanılgı olur. Bir dahakine deneyim kazanırız.
Pekiyi bu krizi, devletin paçasını krizden kurtarmak için öne atılma vesilesi olarak beklemek nasıl bir akıldır?
Hiç değişmeyecek mi bu hikaye? Hiç ders almaz mısınız? Haydi sosyalist değilsiniz, Turgut Uyar da mı okumadınız be adamlar ve kadınlar?! Bu mu şimdi derdiniz? Avukat örgütüne yakışan bu mudur?
“Hepsine pekala amma bilirim gülün derdi uydurma
Kıpkırmızı en çok yakışırken kendine onu değişir”
Pekiyi nasıl yapacakmışız?
“Özel görevli” mahkemelerin AKP tarafından kapatıldığı güne kadar geri dönecekmişiz, kapatmadan sonraki yargılamaları “tekrar” yapacakmışız! Haydi bir daha soralım, kim yapacak? AKP’nin canı MİT krizine sıkılmadan, şikeye bozulmadan, özel görevli mahkemeleri canı kapatmak istemeden önce itilip kakılanlar, hüküm giyenler, ne olacakmış? Bölge mahkemelerini nereye sokacak, boğazına kadar çirkefe batmış koca yargı düzenini nereye saklayacakmışız?
Ama en önemlisi herhalde suçüstünde yakaladığınızda bile iktidardan indirmeye kıyamadığınız hükümetinizle yaşamaya alışacakmışız. Biz almayalım!
Generallerin bu krize hiç ihtiyaç duymadan da zaten ufukta görünmüş tahliyelerini hızlandırmayı politika zannedip “ben de bu krizden bunu çıkarmış olayım” diye yetinen varsın bildiğini yapsın ama avukatları peşinden o devletlû bataklığa, MGK tavsiyelerine, Dolmabahçe, Çankaya randevularına sürüklemeden.
İşte bu tehlikeleri gördüğümüz için TBB’nin darbe anayasaları ile içerisine alındığı “idari teşkilat”tan çıkarılmasını savunduk. Kırmızı plakalı siyah arabalar, kırmızı/turkuaz halılar, protokol numaraları avukatı bozar diye bunun için söyledik. Yasaya “yargı görevi yapar” diye yazdırıp “bakın biz de yargıçlar savcılar gibi yargı görevi yaptığımızı kabul ettirdik” diye övünmek ne kadar hoşunuza gidiyordu: Al sana yargıç, savcı! İstiyor musun onlar gibi olmayı, onların düştüğü duruma düşmeyi, onlar gibi anılmayı?
Devletten uzak durun, halk arkasından ittirdiğinde devrilip bir yerinize düşmesin. Bu devletlû olmak halinden çıkın, çıkamıyorsanız avukatları kendinizle birlikte sürüklemeyin.
Avukatların devletin içinde “yorganı yok”. Krizini çözmek, konsolide etmek, sırtını tapışlamak, bozuğunu tamir etmek bizim işimiz değil.
“Gül susar, çiğdem uyanır…” ve bu hikaye böyle bitmez emin olun. Kim susar kim uyanır bilinmez ama sokak yaptığınız yamayı düşürecektir.
“Hep böyle süreceği sanılır bu gül hikayesinin
Hep böyle sürer gerçi amma bir gün sonu değişir”
06.01.2014
Selçuk KOZAĞAÇLI
Avukat
ÇHD Genel Başkanı
1 Nolu F Tipi Hapishane
KOCAELİ

*NE DEĞİŞİR?
Ben kan diye başlamak isterim oysa gülün derdi başkadır
Lale bahardan yanadır, çiğdem güneşten, konu değişir

Hepsine pekala amma bilirim gülün derdi uydurma
Kıpkırmızı en çok yakışırken kendine onu değişir.

Lale mayıs ayıdır mora turuncuya filan boyanır
Pek güvenmem yabancıdır bakarsın yönü değişir
Çiğdem cefaya katlanır, alışmıştır kendi yeşiline
Haklıdır bakımsızdır, yağmurun durmadan günü değişir

Hoş olsun bütün verdikleri aldıkları şu çiçeklerin
Gül susar, çiğdem uyanır, tüfek başlar, konu değişir

Hep böyle süreceği sanılır bir gül hikayesinin
Hep böyle sürer gerçi amma bir gün sonu değişir

Turgut Uyar

Post Tags
Share Post