ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

PANDEMİ KISKACINDA BİR YIL

Derneğimiz İstanbul Şubesinin, 12 Mart 2021’de pandeminin birinci yılında, Pandemi Kıskacında Geçen Bir Yılı Değerlendiriyoruz başlığı ile çeşitli iş kollarından sendika temsilcileri ve emekçiler, hak örgütleri, öğrenciler ve sanatçıların katılımı ile gerçekleştirdiği serbest kürsü etkinliğinde paylaştığı değerlendirme açıklamasıdır.

 

PANDEMİ KISKACINDA BİR YIL

2019 yılının Aralık ayında Çin’den yayıldığı düşünülen bir virüs tüm dünyayı etkisi altına aldı. Kendisi gözle görülmese de etkileri hayatımızın her yanında görüldü ve hissedildi.

Ülkemize ise resmi açıklamalara göre 11 Mart 2020 tarihinde girdi. İlk vakalar bu tarihten sonra görülmeye başlandı. 13 Mart 2020 tarihinde ise ülke çapında geniş bir kapanma yaşandı. Bugün itibariyle salgınla mücadelede bir yılı geride bıraktık. Ve bu son bir yıl içerisinde sadece salgınla mücadele etmedik; hak ve özgürlüklerimizin gasp edilmesine de karşı mücadele ettik, etmeye devam ediyoruz. Yasal dayanak aranmaksızın, genelgelerle getirilen yasaklar,  kamu sağlığı gerekçesi ile meşrulaştırılmaya çalışıldı. Uzun zamandır hak ve özgürlüklerimize dönük yapılan haksız müdahaleler, pandemi süreciyle tam da yakaladıkları bu meşruiyet zeminiyle sınırsız bir şekilde arttırıldı. Krizi fırsata çevirenler, kamu sağlığını sadece güvenlik politikalarının bir parçası olarak ele aldılar. Ölçüsüz, sınırsız, eşitsiz ve adaletsiz getirilen düzenlemeler başta emekçiler olmak üzere dezavantajlı bütün kesimlerin mağduriyetine yol açtı.

Çağdaş Hukukçular Derneği olarak adı konulmasa da “olağanüstü hal rejimi” olarak tarif edebileceğimiz bu süreci; pandeminin ağır yükünü taşımak zorunda kalan kesimlerle konuşmak, çok boyutlu geliştirilen bu saldırılara karşı politik dayanışmayı geliştirebileceğimiz ortak zeminleri güçlendirmek istedik.

Pandemi fırsatçılığıyla getirilen bu düzen “yeni normalimiz” denilerek kitlelere empoze ettirilmeye çalışılıyor.  Klasik insan hakları rejiminin büyük bir krizle karşı karşıya olduğu gerçeğinde; biz hukukçuların, insan hakları savunucularının, meslek örgütlerinin ve sendikalar başta olmak üzere toplumsal muhalefetin tüm bileşenleri olarak ısrarla temel hak ve özgürlükleri gündemde tutmak, geriye gidişi durdurmak ve hatta yeni hak kazanımlar elde etmek için çalışmalıyız.

Bu bir yıllık süreç içerisinde yaşam, sağlık ve eğitim hakkı başta olmak üzere ekonomik ve sosyal haklar ile seyahat, ifade ve örgütlenme özgürlüğü gibi bir dizi hak ihlalini ve her bir kesim açısından etkisini anlatmak günlerimizi alır. Bu bir yıl içerisinde yaşananların genel bir çerçevesini sunabiliriz ancak.

Bizden saklanan verileri saymazsak, bugüne kadar maalesef 30.000’e yakın insanımızı kaybettik. Hekimlerin, sağlıkçıların ve yerel dinamiklerin sürece dahil edilmediği, önerilerinin dikkate alınmadığı hatta verilerin şeffaf bir şekilde açıklanması ısrarına meslek örgütlerinin kapatılma tehdidiyle cevap verildiğine şahit olduk. Halk sağlığının gereklerini yerine getirilmemesi, vakaların gizlenmesi, önlemlerin bilimsel bir şekilde uygulanması için gerekli maddi koşulların sağlanmaması, “çarklar dönsün” diye fabrikalarda ve iş yerlerinde açlıktan mı pandemiden mi ölüm arasında emekçilerin seçime zorlanması, yüzlerce ağır hasta mahpusun tahliye edilmemesi, en basitinden maske ihtiyacının bile karşılanmaması,  süreci sadece “hayat eve sığar”, “evde kal” , “önlem al” diyerek yönetilmeye çalışılması yaşam hakkını ortadan kaldırmıştır.

Diğer haklar açısından yaşananları özetlemeye çalışırsak, bu süreçte;

-383 sağlık çalışanı(1 Mart itibarıyla) pandemi nedeniyle hayatını kaybetti. Sürecin tamamen sağlık çalışanlarına yıkılması, ağır çalışma koşulları bu acı sonucun ortaya çıkmasına neden oldu.

-Şirketlerin daha fazla kar hırsı nedeniyle tam 190 moto kurye hayatını kaybetti. Kafelerin restoranların kapalı olması nedeniyle eve servis hizmetlerinde artış olmasına rağmen daha fazla kar için istihdam yapmayan şirketler 190 işçiyi göz göre göre katletti.

-Yüzbinlerce vatandaşa milyarca lirayı bulan idari para cezaları kesildi. Üstelik bu cezalar hukuken hiç bir dayanağı olmamasına rağmen kesildi. İnsanların evsiz olması bile sokağa çıkma yasaklarında para cezası kesilmesine engel olmadı. Sosyal medyaya yansıyan birçok görüntüde görüldüğü üzere ya idari makamların şovu için ya da devletin kasası dolsun diye keyfi, hukuk dışı yaptırımlar uygulandı.

-3 ay boyunca 31 ile giriş ve çıkışlar yasaklandı. Seyahat özgürlüğü açık bir şekilde ihlal edildi.

-5 aydan uzun bir süre boyunca hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulandı. Sosyal destek sağlanmadan; insanlardan evlerine kapanması istendi. Gerekli sosyal yardımlarla kısa süreli tam kapanma yerine gece sokağa çıkma yasağı gibi uygulamalar devreye sokuldu.

-HES kodu uygulaması tüm yurtta uygulanmaya başladı. HES kodu uygulamasının yasal bir dayanağı olmadığı gibi HES kodu uygulaması ile devletin evlerimize girmesine,  kişisel verilerimizin tüm kurumlarla paylaşılmaya yol açarak özel hayatın gizliliği ortadan kaldırıldı.

– 65 yaş üstü ve 20 yaş altının evden çıkması tamamen yasaklandı. Çalışmak zorunda olanlara bile para cezaları kesildi. Hatta 65 yaş üstü insanların halk otobüslerine binmeleri engellendi. Fiili olarak yaklaşık 20 milyon insana “ev hapsi” uygulandı.

-İşten çıkarma sözde yasaklandı. Ancak kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin gibi uygulamalarla işçiler daha zor duruma düştü. Evden çalışma uygulaması adı altında esnek çalışma getirilerek özel sektörde çalışan emekçilere mesai saati tanımı ortadan kaldırılarak kesintisiz-kuralsız bir çalışma zorunluluğu getirildi. İş Kanununda çok çok istisna durumlar için belirtilen Kod-29 nedeniyle işten çıkarma kurumu yaygınlaştırıldı ve sık kullanılmaya başlandı.

– İş ve gelir kaybı yaşayan yurttaşlara doğrudan gelir destekleri sağlanmazken pandemiye karşı uygulamaya konulan ekonomik istikrar kalkanı paketinin büyük çoğunluğunu krediler ve borç ertelemeleri oluşturdu.

– Kadına yönelik özellikle ev içi şiddet arttı. Kadınların yoğun olarak çalıştığı hizmet, gıda, turizm gibi sektörlerde güvencesiz, kayıt dışı ve geçici çalıştırmalar yaygın olduğu için pandemiye karşı oluşturulan koruma paketlerinden faydalanamadılar. Esnek çalışma, kamuda dönüşümlü çalışma, uzaktan eğitim ve kreşlerin kapatılması ev işlerine ayrılan sürenin kadınlar için artmasına neden oldu. Özellikle hemşirelerin ve bakım hizmetinde bulunan sağlıkçıların pandemi döneminde toplumsal cinsiyet eşitsizliğin getirdiği zorluklarla beraber daha ağır koşullarda çalışmalarına yol açtı.

-Pek çok eylem valilik ya da kaymakamlık kararlarıyla yasaklandı. İktidarın istemediği eylemler-kongreler yasaklanırken; AKP tüm illerde kongrelerini gerçekleştirdi. Bu süreçte baro genel kurulları da dahil olmak üzere pek çok demokratik kitle örgütünün faaliyetleri engellendi. İfade ve toplantı hürriyeti keyfi bir şekilde engellendi.

– Yıllardır yargı sistemimize yerleştirilmeye çalışılan SEGBİS uygulaması yerleşik bir uygulamaya dönüştü. Yüzlerce tutuklunun savunma hakkı bu nedenle ihlal edildi. Seyircisiz yargılamalarla aleni yargılama ortadan kaldırıldı. Tutuklu yargılama hız kesmeden devam etti.

– Af adı altında düzenlemeler yapılıp çeteciler dışarı çıkarılırken; on binlerce siyasi tutsak hapishanelerde daha fazla tecride maruz kaldı. Sohbet hakkı, kitap hakkı, spor hakkı ve daha pek çok hak engellendi ve engellenmeye devam ediyor. Tüm bu yasakların salgın nedeniyle yapıldığı söylendi ancak hapishanelerde covid nedeniyle onlarca tutsak hayatını kaybetti. Rakamlar adalet bakanlığınca gizlendi ve halen gizlenmeye devam ediliyor.

-Kafe, bar ve restaurantlar kapatıldı.  Gelir kaybı sorununa ilişkin doğrudan destek sağlanmaması işletmelerin kapatılmasına, yüzbinlerce çalışanın açlığa mahkum edilmesine yol açtı.

-Milyonlarca öğrenci de okullarından uzak kaldı. Eğitimler online yapılacağı söylendi ancak neredeyse öğrencilerin yarısı dersleri internet ve bilgisayarları olmadığı için takip edemedi. Açık bir şekilde eğitim öğretim hakkı da bu süreçte engellendi.

– Pandemi sürecinin başında fiili olarak adliyeler 3 ay kapatıldı. Bu süreçte avukatlara da hiç bir sosyal ve maddi destek sağlanmadı. Ayrıca stajyer ve işçi avukatların işten çıkarılmasına neden oldu. Adliyelerin açılmasının ardından ise kontrolsüz bir şekilde normalleşme yaşandı. Üç ay boyunca görülmeyen davaların kapanma sonrasına yığılması, pandemi öncesinde bile görülmeyen kalabalığın yaşanmasına yol açtı. Pek çok mahkeme, icra dairesi karantinaya alınmasına rağmen adliyeler açık tutulmaya devam edildi. İcra dairelerinde yaşanan yoğunluk konusunda hiç bir önlem alınmadı. Bu nedenle pek çok meslektaş ve adliye çalışanın sağlığı riske atıldı.

Daha pek çok hakkımız bu süreçte keyfi bir şekilde engellendi. Ancak tüm bu kapsamlı saldırıları boşa çıkarabilecek yolu gösterenlerde oldu. Dayanışma ağları kuruldu. Dayanışma ağlarının büyümesi engellenmeye çalışıldı. Dayanışma kolisi ve yemek dağıtanlara para cezaları kesildi. Ancak buna rağmen halk vazgeçmedi ve dayanışmaya devam etti.

Diğer yandan direniş alanları güç verdi, umut oldu bize. Avukatların çoklu baro yasasına karşı direnişi sokak yasaklarını deldi. Adil yargılanma hakkı için başta meslektaşımız Av2. Ebru Timtik olmak üzere yaşamı pahasına mücadele edenler oldu. Somalı işçiler yürüyüş yaparak haklarını aldı. Ermenekli işçiler Ankara’ya yürümeye çalıştı. İşçiler ücretsiz izne karşı fabrika önlerinde çadır kurdu. Sinbo işçileri 1 ay süren direnişleri sonucu haklarını geri aldılar. Migros depo işçilerinin eylemleri sürüyor hala.. Son süreçte Boğaziçi öğrencileri gösterdikleri direnişle pandemi koşullarında da olsa kayyumlara karşı nasıl direnileceğini hepimize gösterdi. Ve binlerce kadın 8 Mart’ta bütün engellemelere, yasaklara rağmen alanlardaydı.

Temel insan hakları, insanlığın yüzlerce yıllık mücadelesinin mirasıdır bize.  Bu haklar kolay kazanılmadı. Pandemiyi fırsata çevirerek bu hakların elimizden kayıp gitmesine izin vermemeliyiz. Pandemiyle bilimsel mücadele etmek yerine halkla mücadele edenleri, pandemiyi halkı sindirmek için fırsat olarak görenlere karşı birlikte mücadele edersek kazanabiliriz. 12.03.2021

Çağdaş Hukukçular Derneği

İstanbul Şubesi 

 

Share Post