ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

YARGIDA BİR KEZ DAHA PALYATİF ÇÖZÜM ARAYIŞI: YİNE YENİDEN BİR YARGI PAKETİ…

YARGIDA BİR KEZ DAHA PALYATİF ÇÖZÜM ARAYIŞI: YİNE YENİDEN BİR YARGI PAKETİ…

Haziran ayında, Sarayda büyük bir sinevizyon gösterimiyle ilan edilen ve TTB Başkanı Metin Feyzioğlu’nu fazlasıyla heyecanlandıran Yargı Reformunun ilk paketi, Hükümet taslağı olarak açıklandı. Tam paket gündeme girmişken, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yargılandıkları dosyadan yeniden tutuklanmaları üzerine, AKP’li Cumhurbaşkanı “Ne yani, bunları bırakacak mıydık” veciz cümlesiyle, yürürlükteki sistemde savcının da, hâkimin de kendileri olduğunu bir kez ortaya daha koydu. Dolayısıyla en güzel ambalajlarla sunulacak en güzel paketlerin, içinde bulunduğumuz anayasasızlık ve yasasızlık sürecinde, hiçbir kıymeti olmayacağı gün gibi aşikârdır.

Büyük vaatlerle sunularak basın ve kamuoyunun gündemini çokça meşgul eden ve 30 Eylül itibariyle Meclis’e sunulan 1. Yargı Paketi, iddialı tanıtımının aksine yargının sorunlarına ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına çözüm olmaktan uzaktır:

  • “1. Yargı Reformu Paketi” adı altında, Meclise sunulan 39 maddelik değişiklik paketinin, ne cezaevindeki tutsaklara ne de açık cezaevine dönüşen ülke coğrafyasında yaşayanlara hiç bir vaadi yoktur. Yargı reformu paketinin olağanlaştırılan OHAL uygulamalarına getirdiği hiç bir yenilik de yoktur. Paket, baskı araçlarını sistemleştirme ve onun aygıtlarını birbirine uyumlu hale getirme çabasından başka bir şey değildir.

  • İfade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılacağı vaadi şapkasından çıkan; Terörle Mücadele Kanunu madde 7/2’de düzenlenen propaganda suçuna “haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” ifadesinin eklenmesi olmuştur. Oysa yapılacak bu ek düzenlemenin, suç tipine bakıldığında hiç bir hukuki anlamı yoktur.

Zira eğer işleyen bir hukuk sistemi olsaydı, mevcut 12 Eylül Anayasası ve AİHS açısından bu tarz düşünce açıklamaları değil, bu düşünce açıklamalarının yargılanması anayasal suçtur ve düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlali olarak görülmesi gerekir. Ancak, kendi yaşamlarına dair korkudan titreyen, talimatla parça başı iş çıkaran hâkimlerin/mahkemelerin yaptığı yargılamalar, verilen kararlar hepimizin malumudur.

Savaş bir halk sağlığı sorunudur” diyen TTB Merkez Konseyinin, Cumhurbaşkanı ve ekibi tarafından hedef gösterilmelerinden sonra evlerine operasyon düzenleyerek gözaltına aldırabilen bir adli işleyişten ve TBB Merkez Konsey üyelerine TCK m.216’da düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan ceza verecek mahkemelerin olduğu bir sistemden bahsediyoruz.

Dolayısı ile TMK m.7/2’nin kaldırılmayıp cilalanmasının getireceği hiçbir değişiklik olmayacaktır. Yargı pratiklerini hep birlikte tecrübe ettiğimiz savcı ve hâkimler, sistemin muktedirlerinin talimatlarına göre, neyin eleştiri ve haber verme sınırlarında kalacağına karar vermeye devam edeceklerdir.

Propaganda suçunda “örgütün şiddet yöntemlerinin açıkça övülmesi” koşulu gibi açık bir düzenlemeyi dahi uygulamayan hâkim ve savcıların, hukuken hiçbir anlamı olmayan yeni düzenleme ile bakış açılarını değiştireceğini söylemek, saflıktan başka bir şey olmaz.

  • İfade özgürlüğü ile ilgili kararlara Yargıtay yolunun açılmasının, devam eden veya kesinleşmiş davaları biraz daha uzatmanın ötesinde bir hükmü yoktur. Zira İstinaf Mahkemelerinin hâkimleri, hukuku, AİHM kararlarını bilmedikleri için değil; muktedirler böyle istediği için ifade özgürlüğünü ihlal eden kararları vermektedirler.

  • Pasaport yasaklarının kaldırılacağına ilişkin haberler, yüz binlerce mağduru çok heyecanlandırmıştı. Oysa yasa teklifi ile getirilmek istenen yeni düzenlemede, açıkça Anayasa’nın 23. maddesine aykırı olarak OHAL KHK’si ile konulan yurtdışına çıkış tahdidi, yasal hale getirilmektedir.

Anayasa Madde 23; “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir” dediği halde, pakette pasaport yasakları aynen devam ettirilmektedir.

OHAL döneminde, hukuka aykırı KHK’lar ve idari işlemlerle pasaportları iptal edilmiş ya da pasaport verilmemesi konusunda idari tahdit konulmuş olanlara, haklarında hiçbir soruşturma ya da dava olmasa ya da beraat etmiş olsalar dahi pasaport verilip verilmeyeceği, bu paketle birlikte İçişleri Bakanlığı’nın insafına bırakılmaktadır. Yine bir garabet ve pek çok hukuksuz uygulamanın gerekçesi olarak hukuk sistemine sokulan “iltisak” kavramı da yasaya girmektedir.

Reform adı altında teklif edilen metin açıkça Anayasa’nın 23. Maddesine aykırıdır.

Görünen o ki; yüz binlerce insanın KHK’larla işinden ekmeğinden edildiği ve bu konunun çözümüne dair hiçbir adımın atılmadığı koşullarda, pasaport kanunundaki bu düzenlemeyle, aileleriyle yurt dışına çıkarken Ege Denizi’nde, Meriç’te boğulan çocukların acı haberlerini duymaya devam edeceğiz.

  • Paketin TBB Başkanını en çok heyecanlandıran bölümü olan, avukatlara yeşil pasaport verilmesi işi ise tam bir komedidir. Taslakta “Baro levhasına kayıtlı olan ve en az on beş yıl kıdemi bulunan avukatlara hususi damgalı pasaport verilebilir demektedir. Yani herkese değil, hoşlarına giden avukatlara bu pasaportlar verilecektir. İşin ayrıntısı da yönetmeliğe havale edilmiştir. Taslaktan anladığımız; Süleyman Soylu ile Metin Feyzioğlu kafa kafaya verip, kime yeşil pasaport verileceğinin kararını birlikle verecektir. Metin Feyzioğlu’nun, “Avrupa’nın kapılarını bize açacak” dediği yargı reformu, tam olarak budur. Avukatlarla ilgili bir uygulamada meslektaşlar arasında idari işlem ile ayrım yapılmasına imkân veren ve keyfiyet içeren bir düzenlemeye meslek örgütünün karşı çıkması gerekirdi.

  • Diğer yandan paketten bize, nur topu gibi bir “hukuk mesleklerine giriş sınavı” ve yeni bir sınav sektörü kalmaktadır. Hukuk eğitiminin kalitesi ve öğrenci sayısına ilişkin düzenlemeler yapmak yerine, özel sektörün “her mahalleye bir hukuk fakültesi” açmasına hiçbir engelleme öngörmeksizin, bir sürü sınavdan geçerek hukuk fakültelerine giren ve büyük öğrenim giderleriyle fakültelerini bitiren genç meslektaşlarımızın, mezuniyetten sonra da yeni bir eleme sınavına tabi tutulmasını kabul etmedik, etmeyeceğiz.

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun avukatların parası ile kuşe kâğıtlara bastırıp bize yutturmaya çalıştığı reform paketinin “getirdikleri” özünde budur.

Şu anda ülkede herhangi bir Anayasa, fiilen uygulanması ve fiilen yürütme organını bağlaması anlamında yürürlükte değildir. Buna rağmen hepimiz, başta hukukçular, Anayasa ve bir Anayasal rejim varmış gibi davranmaktayız. J.J.Rousseau, Eşitsizliğin Kökeni’nde; “bir hükumet ne şekilde olursa olsun, eğer onun altında yasaya boyun eğmeyen tek insan bulunacak olursa, tüm başkaları zorunlu olarak onun boyunduruğu altına girer” der.

Siyasal iktidara göbekten bağlı yapısı ile siyasal iktidarın bir aparatı, uzantısı olarak halkların, toplumsal muhalefetin üzerine adeta karabasan gibi çöken yargı sisteminin geçici çözümlerle “bağımsız ve tarafsız” bir nitelik kazanamayacağı açıktır. Dolayısı ile mevcut sistemin geldiği noktada, ne kadar parlatılarak sunulsa da, bu türden geçici “iyileştirme” çabalarının pratikte hiçbir karşılığı yoktur. Özellikle yakın tarihimiz, her türden reform girişimlerinin nasıl bir gecede çöpe atılabildiğinin, tüm kurallar ve içtihadın birden bire alaşağı edilebildiğinin çokça örneği ile doludur. Başta Anayasa olmak üzere kendisini her türlü hukuki normun dışında tutup, diğer herkesi boyunduruk altına alma çabası içerisinde olan bir Saray rejiminin, reform adı altında getirdiği paketler bu boyunduruğun cilalanmasından başka bir anlam taşımamaktadır.

Artık, kendimizi kandırmayı bırakmanın zamanıdır. Yargı siteminin tüm köklerine yayılmış, tüm kılcal damarlarını sarmış olan hastalık, doğru teşhis edilmediği sürece, geçici iyileştirmelerle bir çözüm üretilemeyeceğini görmek gerekmektedir. Faşizm koşullarında, “yargı reformu” ya da “demokratikleşme” adı altında getirilen tüm paketler bir takım vaatler içerse de, bu tür çabaların özünde sadece iktidarın mevzisini tahkime yaradığı gerçeği ile yüzleşmek ve bu doğrultuda mücadele etmek, tüm hukuk örgütleri açısından aynı zamanda tarihsel bir zorunluluktur.

Çağdaş Hukukçular Derneği

Share Post