ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

Yeni Adli Yıla Merhaba..

*YENİ ADLİ YILA MERHABA*

 
 
Yeni bir adli yıla başlıyoruz.
  
 
ifadeSon 10 yıldır gündemin yargı ve hukuk merkezli tartışmalar, sansasyonel gözaltı ve tutuklamalar ve açılan davalarla belirlendiği ülkemizde, yeni adli yıla geçmiş yıllara oranla biraz daha farklı bir gündemle giriyoruz.
  
 
Geride bıraktığımız 10 yılda, Özel Yetkili Mahkemelerde ve TMK 10.Madde ile Yetkili Mahkemelerde görülen Ergenekon, Balyoz, KCK davaları, derneğimiz yönetici ve üyelerinin tutuklandığı ÇHD Davası ve devrimci-sosyalist muhalefeti sindirmeye yönelik birçok davada, binlerce kişi tutuklanmış,onlarca yıla varan cezalara çarptırılmış idi. Tutuklananlar arasında kimler yoktu ki, Kürt halkının seçilmiş meşru temsilcileri olan milletvekilleri vebelediye başkanları, sendikacılar, gazeteciler, öğrenciler, avukatlar,emekli ve muvazzaf askerler, generaller ve daha niceleri…
 
  
Anayasal-demokratik hakları kullanmanın suç olarak gösterildiği, hukuka aykırı telefon dinlemeler, teknik ve fiziki takipler ve bir hukuk ucubesi
olan gizli tanık beyanlarıyla, adil yargılanma hakkının ayaklar altına alındığı, sanık ve savunma haklarının esamesinin okunmadığı bu davalar,
toplumun hemen her kesiminden binlerce mağdur yarattı. Bizler Çağdaş Hukukçular Derneği olarak, bu özel yetkili mahkeme terörüne bir an önce son verilmesi ve bu mahkemelerin kapatılarak verdikleri tüm kararların yok sayılması gerektiğini sürekli olarak dile getirdik.
  
Ancak, siyasal iktidar, tüm muhalifleri ve muhalif haber kanallarını özel yetkili mahkemeler aracılığıyla baskı altında tuttuğundan, başka bir
ifadeyle bu mahkemeler, siyasal iktidarın elinde muhaliflere yönelik en önemli silahlardan biri olduğundan, siyasal iktidar bu mahkemelere yönelik eleştirileri hiçbir zaman ciddiye almadı, görmezden geldi.
 
  Ancak, AKP-Cemaat kavgasının iyice su yüzüne çıkması, özellikle de 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde yapılan ve ucu bakanlara, hatta başbakana kadar uzanan Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonuyla birlikte siyasal iktidar, aniden,‘’adil yargılanma hakkı’’, ‘’savunma hakkı’’, ‘’hukukun üstünlüğü’’ ‘’yargı bağımsızlığı’’ gibi kavramları dillendirmeye ve özel yetkili mahkeme ve savcılıkların bu temel hak ve ilkeleri ihlal ettiğini ileri sürmeye başladı. Böylece AKP iktidarı, kendini kurtarabilmek için, 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonundan yalnızca 2 ay sonra, 21 Şubat 2014 tarih ve 6526 Sayılı Yasa ile bir anda, tüm özel yetkili mahkemeleri ve savcılıkları kapattı; telefon dinleme ve teknik takip kararlarının verilmesini zorlaştırdı, avukatların dosyaları incelemesini engelleyen ‘’gizlilik kararları’’nı kaldırdı.
 
 Özel yetkili mahkemelerin kapatılması ve devam etmekte olan dava dosyalarının ‘’sıradan’’ ‘’olağan’’ ağır ceza mahkemelerine devredilmesinin
ardından, yıllardır tutuklu yargılanan çok sayıda insan tahliye edildi. Hatta Balyoz ve Ergenekon davası gibi kesin kararla sonuçlanmış davalar
dahi, yeniden görülmeye başlandı. Bu davalarda daha önce müebbet ya da 10 yıl, 20 yıl gibi uzun süreli hapis cezalarına mahkum edilenler dahi,tahliye edildi.  Başta dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan olmak üzere iktidarın tüm yetkili ağızları, Ergenekon, Balyoz gibi davaları sahiplenip ‘’biz bu davaların savcılarıyız’’ derken, bugün bir anda ağız değiştirip bu davaların polis ve yargının içinde örgütlenmiş Gülen Cemaatinin kurduğu komplo ve kumpaslara dayandığını söyleyerek, kendilerini aklamaya ve daha önce ‘’vesayeti kaldırıyoruz’’ söylemiyle mücadele ettikleri ordu ve askerleri, bu kez Cemaate karşı yürüttükleri savaşta yanlarına almaya çalıştı, çalışıyor.

 
 Yaptığı birçok antidemokratik uygulamayı, yandaş medyayı da kullanarak,‘’demokratikleşme yolunda atılmış adımlar’’ olarak göstermekte oldukça başarılı olan AKP iktidarı, özel yetkili mahkemelerin kapatılmasını da allayıp pullayarak, adeta bir devrimmiş gibi sunmaya kalsa da hepimiz biliyoruz ki bu mahkemeleri AKP, 12 yıllık iktidarı döneminde istediği gibi kullandı, bugün kapatması, tamamen bu mahkemelerin kendilerine zarar vermeye başlamış olmasından kaynaklanmaktadır; demokratikleşme ile hiçbir ilgisi yoktur; AKP’nin amacı, 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturmasının üstünü örtmektir.
 
 Nitekim Özel Yetkili Mahkemelerin kapatılmasından yalnızca 3 ay sonra, 6545 Sayılı Yasa ile, soruşturma aşamasında arama, tutuklama, el koyma ve benzeri konularda karar vermek ve bu kararlara yapılacak itirazları karara bağlamakla yetkilendirilmiş* Sulh Ceza Hakimlikleri* kurulmuş olması ve *avukatlarındosya inceleme yetkisinin kısıtlanması*nı öngören yasa değişikliğinin meclis açılır açılmaz meclisten geçirilmesinin planlanması, AKP hükümetinin demokratikleşme gibi bir amacının olmadığını ortaya koymaktadır. Ekim ayında yapılacak olan HSYK seçimlerini etkileyerek, HSYK’yı kendi kontrolü altına almaya çalışması, böylece tüm yargı üzerinde hegemonya kurmak istemesi, keza adli yıl açılış töreninde eleştirilmeye tahammül edemedikleri için törenlere katılmamayı tercih etmeleri de AKP’nindemokrasi ve demokratikleşme gibi bir amacının olmadığını göstermektedir.
 
  Ayrıca, Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Kanunu’ndaki terör suçlarıyla ilgili hükümler hala varlığını devam ettirdiğinden, devrimci ve sosyalistmuhalefet için, yeni adli yılda da değişen bir şey olmayacağını, keyfi gözaltı ve tutuklama uygulamalarının yeni adli yılda da devam edeceğini tahmin etmek hiç de zor değil.
  
 Devletin devrimci ve sosyalist muhalefete yönelik olarak kullandığı en önemli baskı araçlarından biri olan F Tipi tecrit hapishanelerindeki hukuka aykırı uygulamalar, işkence ve kötü muamele uygulamaları geride bıraktığımız dönemde de hız kesmemiştir. Özellikle hasta tutsaklar sorunu katmerlenmiş ve kanser vb. ölümcül hastalıklara yakalanmış onlarca hasta tutuklu ve hükümlü, hapishane koşullarında tutulmaya devam edilmiştir. Tek kişilik izolasyon ihtiva eden F Tipi Hapishanelerdeki tecrit uygulaması, geçtiğimiz adli yılda da aynen sürmüş, keyfi infaz yakma, görüş yasağı gibi cezalar ve avukatların müvekkilleri ile görüşmeleri önündeki hukuka aykırı pratikler devam etmiştir. Bu hukuka aykırılıklara, son olarak Edirne,Tekirdağ, Kandıra ve Sincan F Tipi Cezaevlerinde avukat görüş odalarının camdan bir kafes biçiminde yeniden yapılması eklenmiştir. Bu uygulama ile,avukat-müvekkil ilişkisinin gizliliği ilkesi ayaklar altına alınmış,avukatlara potansiyel suçlular gözüyle bakan anlayış bir kez daha ortaya çıkmıştır.
 
  
Geçtiğimiz yıl Gezi Direnişinde uygulanan polis terörü sonucu hayatınıkaybeden Ali İsmail KORKMAZ, Ethem SARISÜLÜK, Abdullah CÖMERT, MehmetAYVALITAŞ ve Hasan Ferit GEDİK davalarında, mahkemeler, sorumluların yargılanmaması için adeta özel bir çaba sarfetmiş; davalar, kamuoyunun takip etmemesi için ‘’güvenlik’’ bahanesiyle Kayseri, Balıkesir gibi illere nakledilmiştir. Tüm bunlar, kolluk mensuplarının sanık olduğu davalardaki sanıklar lehine oluşan ‘’yargılamama’’, ‘’koruyup kollama’’ pratiğinde bugün de değişen bir şey olmadığını ortaya koymaktadır.
 
 Yargının en önemli ve çoğu zaman gözden kaçan ya da görmezden gelinen en önemli sorunlarından biri de yoğun iş yükü altında ezilen yargı
emekçilerinin durumudur. Son yıllarda, sürekli olarak bazı mahkemeler kapatılmakta, yerine yenileri kurulmakta, iş ve dosya yükü sürekli
artmasına karşın, personel sayısı aynı oranda artmamakta, personel eksikliği nedeniyle, mevcut personel sürekli fazladan nöbet tutmak zorunda kalmakta, bu yoğun iş yükü altında sağlığından olan yargı emekçileri, çoğu zaman izin ve rapor dahi alamamakta, zor koşullarda hizmet vermeye çalışmaktadır. Yargı emekçilerinin insanüstü çabalarının karşılığı verilmediği gibi, her geçen gün yeni mağduriyetlerle karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Son yıllarda psikolojik taciz (mobbing) vakalarının arttığı adliyelerde, yargı emekçilerinin bu olumsuz çalışma koşullarına karşı örgütlü-sendikal mücadele yürütmeleri de engellenmekte, sendikal faaliyetlere katılanlar, sürekli baskı, ceza ve sürgünlere maruz kalmaktadır.
 
  Biz Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi olarak, dün olduğu gibi bugün de hukuk eli ile yürütülen devlet terörüne karşı mücadele etmek için mahkeme salonlarında, adliye koridorlarında, karakollarda, cezaevlerinde ve meydanlarda olmaya, hakları için direnen yargı emekçilerinin yanında olmaya devam edeceğiz.
 
  
Saygılarımızla, 01.09.2014
 
*Çağdaş Hukukçular
Derneği İstanbul Şube*
 

Share Post