ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

24 ARALIK’TA SİLİVRİ’DEYİZ! BU DAVET BİZİM…

“Silivri’de yargılanan biz değil, siyasi iktidar olacak. AKP hükümetini yargılayacağız. Halkın devrimci avukatları faşizmi ve birer savaş makinesi olan Özel Yetkili Mahkemeleri yargılayacak. Mahkeme salonlarında yalnız bırakmama sırası bu kez müvekkillerimizde, yani halkımızda…” 

AVUKATLAR-kampanya-WEB

 

24 ARALIK’TA SİLİVRİ’DEYİZ!

BU DAVET BİZİM…*

Neredeyse bir yıl olacak, büyük bir sansasyon bombardımanıyla “Devrimci Avukatlar”a açılan davanın ilk duruşması 24 Aralık’ta başlıyor.

18 Ocak 2013’te, mensubu olduğumuz Çağdaş Hukukçular Derneği’ne (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu’na siyasi iktidar tarafından kapsamlı bir operasyon düzenlendi. Genel Merkezimiz ve Ankara ile İstanbul Şubelerimiz yanı sıra Ankara ve İstanbul’daki Halkın Hukuk Bürosu didik didik arandı. Kamuoyunu günlerce meşgul eden operasyon sonucu, Genel Başkanımız Avukat Selçuk Kozağaçlı ve İstanbul Şube Başkanımız Avukat Taylan Tanay’ın da içinde olduğu 9 üye ve yöneticimiz tutuklandı,  22 avukat hakkında da soruşturma başlatıldı.

Devletin avukat operasyonu, ÇHD için ilk olsa da Türkiye’de ilk değildi. Zira 22 Kasım 2011 tarihinde Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yapan meslektaşlarımıza da Türkiye tarihinin en kitlesel avukat operasyonu başlatılmış, 41 avukat gözaltına alınmış, 35’i tutuklanmıştı. Bu arkadaşlarımızdan 15’i iki yılı aşkın süredir tutuklu.

Devlet yetkilileri, operasyonu bildik ama etkili olduğu sınanmış bir ezberle gerekçelendiriyordu. “Yasadışı örgüt”e yönelik bir işlem yapılıyordu, avukat oluşlarına kimse aldanmamalıydı! Oysa devlet, muhalefeti ezme operasyonunun bir kalemini yerine getiriyordu. Yapılan, avukatlığın bir tarzı olarak inşa etmeye çalıştığımız “devrimci avukatlık”ın yok edilmesi girişimiydi. Devletin ‘ÇHD Operasyonu’, devrimci avukatlığın kurumlarından birini dağıtmayı amaçlıyordu.

Başbakan’ın, o günlerde ileri sürdüğü “11 çelik kapı”, “kozmik oda”, “yakılan belgeler” gibi medyanın ilgisine mazhar olan iddialar operasyonun bir parçasıydı. Bunu nasıl söyleyebiliyoruz? İddianameye bakmak yeter. Savcılığın, soruşturma safhasında Başbakan’ın ağzından dile getirilen iddialara ilişkin bir sorusu ve suçlaması olmadığı gibi, Mahkeme tarafından kabul edilen İddianamede de bu konuda herhangi suçlama yok. İddianame, arkadaşlarımızın dışında ve nasıl oluşturulduğu, nasıl edinildiği hukuken belli olmayan bazı belgelere dayandırılıyordu. Tabii, bir de, “devrimci avukatlık” faaliyetlerimize…

‘Devrimci Avukatlık’

Türkiye’de devrimci avukatlık tarzından bahsedilecek ise ÇHD ilk akla gelen adrestir. 1970’li yıllardan bu yana, Halit Çelenk’lerin, Niyazi Ağırnaslı’ların, İbrahim Açan’ların, Gülçin Çaycıgil’lerin, Fuat Erdoğan’ların, Faik Candan’ların ve Medet Serhat’ların oluşturduğu geleneği sahiplenip içeren ve sürdüren bir yapıdır ÇHD.

Nasıl mı?

Başta ezilen, sömürülen, hakları gasp edilen, dışlanan ve mücadele eden herkesin; yani işçilerin, emekçilerin, devrimcilerin, Kürtlerin, Alevilerin, öğrencilerin, gecekonduluların, kadınların, Gezi direnişçilerinin, evlatları polis kurşunu ile katledilen mağdur ailelerin gönüllü avukatı olmaktır devrimci avukatlık.

Yeter mi?

Elbette hayır. Öncelikle ‘hukuk’ alanından toplumsal/siyasal yapıya karşı bir avukat muhalefeti ve mücadelesi yürüten bizler bu işin de örgütlü olması gerektiğine inanıyorduk. Bu amaçla, özellikle kayıpların ve infazların yoğun olduğu Kürdistan’da şubeler açıyorduk. Kürtlersiz bir ÇHD’nin eksik olacağına inanıyorduk. Bu anlayışla, devrimci avukatlık yapmak isteyen arkadaşlarımızın bir araya gelmesini sağlayarak, Antalya, Adana ve Kocaeli’ye ek olarak Van’da, Şanlıurfa’da ve Şırnak’ta şubeler açtık.

Avukatlığı ‘örgütlü’ yapıyorduk, ama bizlerin derdi, bu mesleği farklı bir ‘tarzda’ ve ‘kolektif’ yapmaktı. Avukatlığı, Türk hukuk sistemindeki iddia makamı ve mahkeme heyetinin fiziksel olarak da alt sırasında bir yerde olmaktan çıkarmanın yanı sıra, bu mesleği, meşru haklarını kullanan ezilenlerin bu ülkede doğal uğrak yerlerinden olan karakolda, duruşma salonunda, hapishanede ve eylem alanında ‘hukuki alan’ın sağladığı temel hak ve özgürlükler için bir hukuksal kuvvet olarak çıkar hâle getirmekti. Faaliyetimizi, inandığımız güzel dünyaya uygun kolektif tarzda yapıyorduk.  Şemdinli, Cemal Temizöz, Engin Çeber, Baran Tursun, Şerzan Kurt, Festus Okey, Uğur Kantar, Emrah Gezer, Alaattin Karadağ, Soner Çankal, Ethem Sarısülük davalarının arasında olduğu birçok davayı bu tarzda takip ettik.

Bunun yanında, bu tarzın gelişmesi için en az 30 Baroya Ceza Muhakemesi Kanunu eğitimi verdik. Meslektaşlarımızı eğitiyorduk.

Suriye meselesi

Bir de Suriye meselesi var tabii. Operasyon günlerinde Genel Başkanımız Selçuk Kozağaçlı Suriye’deydi. Operasyona, tutuklanacağını bile bile gelerek nasıl meydan okuduğunu kamuoyu biliyor. ÇHD, Türkiye Cumhuriyeti devletinin komşu ülke halkımıza oynadığı oyunları açığa çıkarmak için kampanya yürütecekti. Rojava’da ve Suriye’nin öteki bölgelerinde AKP iktidarının beslediği çetelerin yaptıkları, halkın canına nasıl kastettiklerini Suriye halkından aldığımız vekaletlerle Türkiye’ye taşıyacak ve davalar açacaktık. Ama operasyon ‘tam zamanında’ geldi. Olmadı…

Operasyon…

Böyle bir iklimde geldi operasyon, en çalışkanlarımızı aldılar ve tam 11 aydır sorgusuz sualsiz tutuklu arkadaşlarımız. Devrimci avukatlık tarzının bedelini ödüyorlar. Cezalandırılıyorlar.

Biz dışarıdakilere ne oldu derseniz… Biraz fazla çalışmak zorunda kaldık. Gezi ayaklanmasından alnımızın akıyla çıktığımıza inanıyoruz. Bir örnek olarak, Ethem Sarısülük dosyasında, Ethem’in ailesi ve duyarlı kamuoyuyla birlikte katilin maskesini düşürdük. Mahkeme tazyikimize dayanamadı, çekilme istedi, Kazova işçilerinin yanındaydık. Antalya’da bir kapalı otoparkta gençleri çivili sopalarla döven polisleri, Şakran Cezaevi’nde işkence yapan gardiyanları işkence üzerinde yakaladık.

Operasyon sürecinde, hâkim ve savcı örgütlerinden AKP’li avukatların ağırlıkta olduğu bazı barolara kadar; sendikalar, meslek odaları ve demokratik kitle örgütlerinin, birçok siyasi partinin desteğini yanımızda bulduk. Çok sayıda yeni üye kaydettik. Yolumuzdan ayrı düşmüş arkadaşlarımız, dar günümüzde geri döndü.

Şimdi… 

Davamızın ilk duruşması 24-25-26 Aralık’ta Silivri’de yapılacak.

Derneğimize yapılan saldırı halkın, ezilenlerin, toplumsal muhalefetin haklarına ve savunmanlığına yapılan bir saldırıdır.

Silivri’de yargılanan biz değil, siyasi iktidar olacak. AKP hükümetini yargılayacağız. Halkın devrimci avukatları faşizmi ve birer savaş makinesi olan Özel Yetkili Mahkemeleri yargılayacak. Mahkeme salonlarında yalnız bırakmama sırası bu kez müvekkillerimizde, yani halkımızda…

Bu davet bizim…

Hüseyin Aslan

ÇHD Genel Sekreteri 

 


* YAZI 22.12.2013 TARİHLİ BİRGÜN’DE YAYINLANMIŞTIR:

http://birgun.net/haber/24-aralikta-silivrideyiz-8730.html