ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

Öğrencilerin disiplin soruşturmasında avukatla temsil hakkı

ogrenci

 

Öğrencilerin disiplin soruşturmasında avukatla temsil hakkı

 

18 Ağustos 2012 tarihinde yürürlüğe giren Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin ‘savunma hakkı’ başlıklı 15. maddesinde ‘soruşturma öğrencinin kendini gereği gibi savunmasına imkan verecek şekilde yürütülür’ ifadesi kullanılmıştır. Fazlaca muğlak olan bu ifadenin öğrencinin disiplin soruşturması sırasında avukatla temsil talebinde bulunma hakkını kapsadığı savunulabilir. Ancak gerek yeni YÖK Disiplin Yönetmeliği, gerekse bir önceki, ‘avukatla temsil hakkı’ ifadesini kullanmaktan özenle kaçındığı ortadadır. Bugüne kadar idari yargıda da öğrenciye ‘avukatla temsil hakkının hatırlatılmaması’ ya da ‘öğrencinin talebine rağmen avukatla temsil edilmesine olanak yaratılmamış olması’ gibi bir gerekçeye dayanarak verilmiş bir iptal kararı bulunmamaktadır. Bütün bunlara rağmen egemen uygulamada avukatla temsil örneği parmakla sayılacak kadar az olsa da ‘gereği gibi savunma’ ifadesinin avukatla temsil hakkını içerdiğini düşünmemek mümkün değildir.

Ancak Ağustos 2012 tarihli yönetmelikten önce BDP İstanbul milletvekili Abdullah Levent Tüzel tarafından TBMM’ye verilen soru önergesine 30.03.2012 tarihinde verilen yanıt içeriğinde; ‘öğrencilerin avukatla temsil hakkı bulunmadığı’ ifadesi açıkça kullanılmıştır. İlgili önergede avukatın disiplin soruşturması sürecinden dışlanmasının Avukatlık Kanunu’na atıf ile gerekçelendirmesi ise başlı başına bir inceleme konusudur. Zira disiplin işlemlerinin fonksiyonel ve organik olarak ‘yargı faaliyeti’ niteliğinde olmaması, bu işlemleri yürüten organların da ‘mahkemeler değil üniversiteler olması’ avukatla temsil hakkının bulunmamasının temel gerekçesi olarak ileri sürülmüştür. Elbette bu salt bir önerge yanıtıdır ve bağlayıcı olduğu düşünülemez ama gerek disiplin yönetmeliğinde avukatla temsil hakkının yazılı olmaması, gerekse idari yargının bu hakkın hatırlatılıp hatırlatılmadığı konusunda bir denetim yapmıyor oluşu bugün için ‘yazıya dökülmeden’ geçerli kılınan kuralın ‘avukatla temsil hakkının yokluğu’ olduğunu ortaya koymaktadır.

Üniversitelerdeki uygulama zaten yıllardır bu hakkın yok sayıldığı bir düzlemde sürdürülmektedir. Kapalı kapılar ardında yürütülen disiplin soruşturma süreçleri içerisinde öğrencilere avukatla temsil hakkının hatırlatılması bir yana, çoğu kez suçlama ile ilişkili deliller dahi açıklanmamakta, tanık dinletme hakkı, yazılı savunma verme hakkı gibi yönetmelikte açıkça düzenlenmiş konularda dahi öğrenciler bilgilendirilmemektedir. Bu nedenle disiplin soruşturması sürecinde öğrenciler çoğunlukla süreci tek başına göğüslemek zorunda kalmaktadır. Birçoğu bu hakların kendilerine hatırlatılmamasından ötürü gereğince savunma yapamamakta, lehine olan delilleri sunabilecek koşullara sahip olamamaktadır. Aynı şekilde üniversitelerin genel yapısı ile de ilişkili olarak soruşturma sürecinde, özellikle ifade aşamasında – sonunda ceza işlemi tesis edilsin ya da edilmesin – çoğu durumda öğrenciler üzerinde manevi baskı ve psikolojik şiddet uygulandığı gözlemlenmektedir. Avukatla temsil hakkından yoksun bırakılarak öğrenciler, iddia makamı gibi hareket eden soruşturmacılar karşısında yalnız bırakılmaktadır. Bu psikolojik şiddete, öğrencilerin önemli bir bölümünün hukuk bilgisine sahip olmadığı gerçeği de eklendiğinde, birçok öğrenci ifade verirken kendi aleyhine durumlar yaratabilmektedir. Yönetmelikte yazılı savunma yapmak isteyen öğrencilere en az 3 gün süre verilmesi gerektiği belirtilmişse de, – ki bu süre en azından dışarıda bir avukattan hukuki yardım alabilmek için elverişli bir zemin yaratmaktadır.- çoğunlukla öğrenciler bu haktan bihaber oldukları için apar topar ifade vermeye zorlanmaktadır.

Öğrenci disiplin soruşturmaları süreci ve işlemlerin idari yargıdaki denetimi o kadar çarpık bir sistem içerisinde ilerlemektedir ki, istisnai olarak öğrenciler avukatla temsil hakkından haberdar olup, avukat talebinde bulunduklarında da birçok avukat bu sürece dahil olmak istememektedir. Zira soruşturma sonrasında tesis edilen cezai işlemlerin büyük çoğunluğu usul aykırılıklarından ötürü iptal edilirken, avukatlar bu sürece dahil olarak, usulsüz ve hukuka aykırı bir işlemi, şeklen hukuka uygun hale getirmenin kaygısını taşımaktadır. Kısacası nitelikli savunma hakkı açısından özel olarak önem taşıyan avukatla temsil hakkının önüne bir de bu şekilde bir fiili engel ya da başka bir ifadeyle hukuka uygun kılma tehdidi çıkartılmaktadır.

Sonuç olarak bugün yasal düzenleme ve uygulamada bu alanda bir boşluk bulunmakla birlikte, genel eğilim öğrencileri avukatsız bırakma yönündedir. Bu eğilimin gerisinde birçok neden sıralanabilir ancak aslen disiplin soruşturması ile hedeflenenin öğrencileri ‘disipline etmek’ ya da diğer bir deyişle ‘tektipleştirmek’ olduğu düşünüldüğü yerde, temel bir nedenin de öğrenciyi salt hukuki değil ama aslında manevi destekten yoksun bırakmak olduğunun görülmesi gerekmektedir.

Av. Şerife Ceren Uysal

Share Post