ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

CİZRE JİTEM DAVASINA DEVAM EDİLDİ

Cizre/Jitem davasında dinlenen üç tanık sanıkları teşhis etti.

1992-1994 yıllarından Cizre’de Jitem tarafından işlenen 20 cinayetle ilgili davaya Diyarbakır. 6. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.

Duruşmada Abullah Efelti , Ramazan Uykur,Abdullah Özdemir ve İzzet Padır cinayeti ile ilgili bilgisi olan üç tanık dinlendi.

İlk olarak dinlenen SÜLEYMAN TAŞKIN ifadesinde; Ben Abdullah EFELTİ ile ilgili olarak bilgi sahibiyim, kendisi benim köylüm olur, akrabam değildir, ben o tarihte küçüktüm yaklaşık 15 yıl önceydi, Abdullah EFELTİ’de köyümüzün mezrasında ikamet ediyordu, 1994 veya 1995 yıllarında tarihini tam hatırlamadığım bir gün Ocak veya Şubat ayları içerisinde öğleye yakın bir saatte iki adet beyaz renkli taksi geçti, birisi kısa birisi uzun idi, hatırladığım kadarıyla kısa olan araç Renault Toros marka, uzun olan araç ise yine Renault stejen marka bir araçtı, bu araçların geçtiğini gördüm, Bostancı istikametinden Yankale ve Güven mezrasına doğru gittiler, sonra geri döndüler, araçlar giderlerken sakin bir şekilde gidiyorlardı, yaklaşık yarım veya bir saat kadar sonra söz konusu iki araç geriye döndü, ancak dönüşlerinde çok hızlı bir şekilde geçtiklerini gördüm, hatta toz içerisinde kaldık, köylülerden duyduğuma göre aynı gün Abdullah EFELTİ’nin oğlu olan yanılmıyorsam Mesut EFELTİ köye geliyor ve babasının götürüldüğünü söyleyerekten köylülerden bilgilerinin olup olmadığını soruyor, ayrıca Mesut’un amcası Abdullah’ın kardeşi bizim köyde ikamet ettiği için onun yanına geliyor ve ondan yardım istiyor, Abdullah EFETLİ götürüldüğü tarihte hatırladığım kadarıyla bir gözü kör ve 7-8 tane çocuğu olan yaşlı birisiydi, Söz konusu araçların bulunan kontrol noktasından geçmeden bulunduğumuz köye ve mezraya gelmesi mümkün değildir, ancak kontrol noktası yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta olduğu için bizzat araçları kontrol edip etmediklerini bilmiyorum, ayrıca bulunduğumuz mezra veya köye kontrol noktasından geçilmeden ulaşılması mümkün değildir, ancak mağara dediğimiz taraftan da yol gelebilir, ancak burası güvenlik bölgesi olduğu için kimsenin geçişine izin vermiyorlar, ayrıca Kavaközü dediğimiz yerde de bölük vardır, bu bölüğün bulunduğu yerden kontrol yapılmadan geçilmesi mümkün değildir, ancak araçların geliş-gidiş istikameti gözönüne alındığında her iki araçta bahsetmiş olduğum kontrol noktasından geçerek gelip gitmişlerdir, yukarıda da belirttiğim üzere dönüşte araçlardan birinin içerisinde kendisini teşhis edemediğim bir kişi giden kişilerin arasına oturtulmuş bir şekilde bulunmaktaydı, ancak ben şu anda söz konusu kişinin hangi araç içerisinde olduğunu hatırlamıyorum, ben olaydan ve Abdullah EFELTİ’nin öldürülüğünün öldürülmesinden sonra herhangi bir görevliden köylüye gelerekten soruşturma yaptığını hatırlamıyorum, ayrıca banada kimse böyle bir şey söylemedi dedi.

 

Daha sonra Ramazan Uykur cinayetini gören maktülün yeğeni olan MEHMET UYKUR: 1994 yılında Ramazan ayı içerisinde amcamın aracının marş ve şarj dinamosu arızalanmıştı, bunun üzerine ben ve İsmet UYKUR aracı Nusaybin caddesinde yol üzerinde sağ tarafta bulunan bir elektrikçiye aracı götürdük, araç tamir edilirken İsmet ve ben aracın başında beklemeye başladık, bu sırada amcam Ramazan UYKUR yanımıza geldi ve bize hitaben ” bugün Irak’a gidilecek mi, gidilmeyecek mi ” diye sordu, amcam Ramazan araç ile hiç Irak’a gitmiyordu, Irak’a ya İsmet UYKUR yada Abdulrezzak UYKUR gidiyordu, bu sırada Temer ATAĞ ile Kukel ATAĞ hatırladığım kadarıyla plakasız toros marka beyaz renkli araç ile geldiler, Temer aracın arka sağ tarafında oturuyordu, kafasını camdan çıkarttı, amcam Ramazan’a gel seni babam çağırıyor dedi, amcam kendisine senin babanla hiçbir işim yok gelmiyorum diye cevap verdi, amcam bize namaz kılmak için eve gideceğini daha önce söylemişti, aralarındaki bu konuşmalardan sonra kaldırım üzerinde eve doğru yöneldi, amcam Ramazan bizim bulunduğumuz yerden yaklaşık 50-60 metre kadar gittikten sonra sağ tarafta bulunan tornacı dükkanının önüne geldiği sırada söz konusu toros marka araç amcam Ramazan’ın önünü kesti, Ramazan’ın gittiği kaldırım yerden yaklaşık 5 cm kadar yükseklikteydi ve araçlar rahatlıkla kaldırıma çıkabiliyordu, bu nedenle araç kaldırıma çıkarak Ramazan’ın önünü kesti, Temer ATAĞ aracın arka sağ kapısından aşağıya indi, aralarındaki konuşmaları aramızdaki mesafe nedeniyle duymadım, ancak her ikisinin hareketlerinden Temer’in amcam Ramazan’ı arabaya bindirmeye çalıştığını gördüm ve anladım, bu şekilde aralarında bir iki dakikalık itişme ve kalkışma olduktan sonra Temer belinde bulunan tabancasını çıkarttı, ancak ben şuanda belinin ne tarafından çıkarttığını tam olarak hatırlamıyorum, aralarındaki bu diyalog çok kısa süre belki bir-iki dakika sürdükten sonra Temer belinden çıkartmış olduğu tabancayı amcamın yüzüne doğru doğrultu, bunun üzerine amcam tabancayı Temer’in elinden almaya çalıştı, bu sırada silah patladı, aracın ön sağ koltuğunda oturan Kukel ATAĞ keleşle amcamı taramaya başladı, bu sırada Kukel arabanın sağ ön kapısını açmıştı, ancak arabanın koltuğunda tamamen oturuyordu yoksa ayağının bir tanesini dışarıya atmışmıydı, yoksa kapının camından mı ateş ediyordu, buralarını tam olarak hatırlamıyorum, ancak Kukel, Temer gibi araçtan aşağıya tamamen inmemişti, amcam Temer ile aralarındaki mücadele sırasında Temer’in tetiğe basması ve tabancanın patlaması nedeniyle yaralanmıştı, ancak bu yaralanma sonucunda amcam hala ayakta durarken mi yoksa başka bir pozisyonda mı Kukel’in kendisine ateş etmeye başladığını şuanda hatırlamıyorum, Kukel’in amcama ateş etmesinden sonra Temer, Kukel’in elinden keleşi aldı ve amcam yerde iken keleş ile amcamı taramaya başladı, ben gerek Kukel’in ve gerekse Temer’in amcama kaç defa ateş ettiği konusunda tahminde bulunamayacağım, ben bu gördüklerim üzerine olay yerine doğru koşmaya başladım, onlarda bana doğru bakıyorlardı, daha sonra araca bindiler ve ben olay yerine varmadan Silopi istikametine doğru gittiler, ben olay yerine vardığımda amcam yerde yatmaktaydı, olay yerinin çevresinde bulunan başta Huşin usta olmak üzere herkes işyerlerini kapattı ve arabalarına binerekten herkes kaçtılar, olay yerinde kimse kalmadı, hatta uçan kuşlar bile uçmaz oldu, yarım saat kadar sonra olay yerine güvenlik geldi, daha sonra dayımlar geldiler, olaydan sonra bizi de polis karakoluna götürdüler ve ifademizi aldılar, ancak ben olayın kimin yaptığını söylemedim, çünkü söylersem bizi de sağ bırakmazlardı, yani bana ve aileme zarar verirlerdi, ben kendimden değil ailemden korktuğum için gördüklerimi anlatmadım, ancak şuanda dönem değişmiştir, Cemal albay o dönem Cizre’yi mahfetmiştir, ben Kukel ATAĞ’ı olay öncesinden tanıyordum, Temer ATAĞ’ı ise olaydan bir-iki gün önce bulunduğumuz Nur mahallesinden geçen İpekyolu caddesindeki camcıda bir iş yaparken ve yanındaki iki kişi bulunduğu halde ve silahlı ( keleşli ) olaraktan kendilerini gördüm, bunun üzerine orda bulunanlara bu kişilerin kim olduğunu sordum, bana Temer’i göstererekten bu korucu başı Kamil ATAĞ’ın oğludur dediler, bu nedenle Temer ATAĞ’ı da tanımış oldum, bu olayı tornacı Hişin usta ile yanında çalışan kişiler bu olayı görmüşlerdi, ben Hişin ustanın yanında çalışan kişilerin kim olduklarını şuanda hatırlamıyorum, ayrıca tanıklık yaparlar mı yapmazlarla mı onu da bilemiyorum, ben hala o günün stresini ve bunalımını taşıyorum dedi.
Daha sonra KÜRTÇE BİLEN TERCÜMAN eşliğinde ifadesini veren TANIK TAHİR ÖZDEMİR dinlendi; Özdemir: Abdullah ÖZDEMİR abim olur, İzzet PADIR amcamın oğlu olur, bir tim asker, içlerinde Bedran ve Hakim olduğu halde Ziristan köyünün meydanında bizi topladılar, kimlik kontrolü yaptılar, Harun PADIR, Ebubekir DÖKME, Abdullah ÖZDEMİR’i tutukladılar, köyü terk ettikleri sırada 300 metre kadar ileriden İzzet PADIR taksi ile Silopi’den köye geliyordu, burada yani köye 300 metre kadar uzaklıkta köye gelen timdekiler durdurdular ve İzzet PADIR’ı da aldılar, bende kendi otomobilime bindim, yol üzerinde bir korucu tim vardı, boş bir lokanta vardı, orada bir tim korucu vardı, ben buradaki koruculara Abdullah ÖZDEMİR ve İzzet PADIR’ı nereye götürdüklerini söyledim, onlarda bana Cizre’ye götürdüklerini söylediler ayrıca köye gelen tim köy meydanında iken tim içerisinde bulunan Bedran Harun PADIR’a baban nerde diye sordu, oda Silopi’de olduğunu söyledi, bunun üzerine Bedran, Harun’a baban geldiğinde ona söyle ya teslim olsun yada dağa çıksın demişti, ben, Abdullah ÖZDEMİR, Harun PADIR, İzzet PADIR ve Ebubekir DÖKME’ni Cizre’ye götürdüklerini öğrenmem üzerine bende Cizre’ye gittim ve geceyi orada geçirdim, sabahleyin Harun PADIR ve Ebubekir DÖKME’yi bıraktılar, söz konusu dört kişi Cizre ilçe jandarma komutanlığına götürülmüştü, Harun ve Ebubekir’i de Cemal TEMİZÖZ bıraktı, ben Harun ve Ebubekir’e Abdullah ve İzzet’in nerede olduklarını söyledim, onlarda bana onları daha sonra bırakacaklar, ben şimdiye kadar Abdullah ve İzzet’i görmedim götürüp öldürmüşler, Cemal TEMİZÖZ’e millet giderekten Abdullah ve İzzet’i sormuşlar, ancak Cemal TEMİZÖZ, onları bıraktığını söylemişler, Abdullah iki evli ve 12 çocuk sahibidir, İzzet ise 2 evli ve 11 çocuk sahibidir, bırakmış olsalardı eve gelirlerdi, biz şikayetçi ve davacıyız, Cizre’de 1994 yılında ilk dilekçe verende biziz, ben Cizre, İdil ve Silopi savcılıklarına başvurularda bulundum, Silopi savcısı bana, sen dilekçenden vazgeç Cemal yoksa seni öldürür dedi, bende kendisine ben kardeşimden farklı değilim isterse öldürsünler davamdan vazgeçmedim ve dilekçemi verdim, ancak dilekçemi işleme koyup koymadığını bilemiyorum, Cemal TEMİZÖZ dağa gidip terörist öldürmemiştir, sadece çoluk çocuk sahibi kimseleri öldürmüştür, olaydan 1 hafta kadar sonra Cizre belediyesinin altında bir dükkanda Bedran ve Abdulhakim’i gördüm, ikisi yanıma geldiler, Abdulhakim’in babası bizim köyde imamdı, ben bu nedenle Abdulhakim’i tanıyordum, birlikte de yaylalara çıkıyorduk, ben, Abdulhakim’in babası olan Şeyh Ahmet’in köyümüzde gayri resmi olarak bir yıl kadar imamlık yaptığını hatırlıyorum, ama imamlık yaptığı yılı tam olarak hatırlamıyorum, Belediyenin önünde Bedran ve Abdulhakim yanımıza geldiklerinde ben Abdulhakim’e arabanın anahtarını uzattım ve Abdullah ve İzzet’i bırakın ben bu arabayı size vereceğim dedim, bıraksalardı arabayı verecektim, ancak Abdulhakim, bana ben sizin ekmeğinizi yemişim, biz sadece onları Cemal’a teslim ettik, bugüne kadar bende görmemişim diye cevap verdi, ayrıca Bedran ile Abdulhakim aralarında şaka yaparak biz seni de alacaktık şeklinde beyanda bulundular, bu şekilde söyleyen kişi Abdulhakim idi, Cemal söylesin bu insanların ne zararı vardı, ne haksızlık yapmışlar, niye öldürmüşler, biz şimdiye kadar mağduruz, şimdiye kadar güzel bir bayram geçirmemişiz, benim abimin suçu neydi, 12 çocuğu vardı, biz ne yaptık, şimdi benim abimin 2 çocuğu askerdir, bir tanesi de yeni teskere aldı, ben terör örgütünü desteklemiş olsaydım bir çocuğumu da dağa gönderirdim, bunun niçin yapıldığını bana anlatmasını istiyorum, Cemal benim bir suçum yoktur diyor, ancak bütün Cizre ve herkes bunun böyle olduğunu bilmektedir, Devletin bir suçu yoktur, ben her yere müracaat ettim, Hasan KUNDAKÇI’ya kadar gittim ancak bir sonuç alamadım, burada terör için mücadele ettiklerini söylüyorlar, ancak fakir fukarayı öldürmüşlerdir. Bedran daha önce PKK terör örgütünden kaçarak teslim olmuştu, teslim olduktan sonra dayımın oğlu olan Emin DEMİR’in ismini de verdi, bunun üzerine Emin 3 ay cezaevinde kaldı, salıverildikten sonra ben Emin ile Cizre’ye giderken arama noktasında Emin bana bu Bedran’dır diye gösterdi, bu nedenle ben kendisini tanıyordum, ayrıca Cizre’de Bedran’ı herkes tanır, ben kendisini Bedran olarak tanıyordum, başka bir ismini bilmiyordum, ( Bedran olarak ifade ettiği kişi ile Abdulhakim’i göstermesi istendi ) Bedran olarak Adem YAKİN’i, Abdulhakim olarak ta Abdulhakim GÜVEN ( Fırat ALTIN )’ı gösterdi, köy merkezine bahsettiğim tim hepimizi köy meydanına topladılar ve Bedran, Harun’a hitaben ifademde geçtiği şeklinde konuştu ve daha sonra diğerleri ile beraber Harun PADIR’ı da götürdüler, söylediklerini orada bulunan herkes duymuş oldu, timin geldiği tarihte Bedran ve Abdulhakim sivil bir şekilde olmak üzere tim ile beraber geldiler, bu bir asker timiydi, bu tim köyümüzün yakınında bulunan bir yere önce bir kamyon göndermek suretiyle mayın olup olmadığını tespit ettikten sonra tepe bir noktaya gittiler ve daha sonra köye geldiler, biz kendilerine niçin köye geldiklerini sorduğumuzda iki teröristin teslim olduğunu, bunlardan birinin adının Beşir olduğunu söylediler ve ayrıca söz konusu tepenin olduğu yerde silahlar bulduklarını ifade ettiler ve daha sonra yukarıda anlattığım şekilde köye gelerekten isimlerini verdiğim 4 kişiyi alıp götürdüler, ben bu dört kişinin bu anlattığım nedeniyle yoksa başka bir nedenle mi götürdüler bilemiyorum, ayrıca bizim köyümüz Silopi’ye bağlıdır, Cizre idari sınırını da 1-2 kilometre uzaklıkta bulunmaktayız, biz Silopi’ye bağlı olduğumuz halde Cizre ilçe jandarma komutanlığına bağlı kişiler niye bizim köyümüze gelerekten köyümüzün vatandaşını götürürler anlamış değilim, Cizre’de, Silopi’de yalnızca Cemal TEMİZÖZ’ü bilir, başkaca hiçbir komutanı ve idareciyi tanımaz, ben yalnızca Kaymakamımızın ismini bilmekteyim, ayrıca K.Irak’ta mülteciler vardır, Silopi’den bin kişi K.Irak’a iltica etmiş ise, Cizre’den 20 bin kişi iltica etmiştir, bunun sorumlusu olarak ben Cemal TEMİZÖZ’ü görüyorum dedi.

İfadeler bittikten sonra; müdahil vekilleri ve sanıklar ile sanık müdafilerinin talepleri alındı ve duruşmaya ara verildi. Verilen aradan sonra , ara kararlarını açıklayan heyet, ,tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına , mağdur ifadelerinin alınması için yazılan talimat cevaplarının beklenmesine, dinlenmeyen diğer tanıkların zorla getirilmesine , Ergenekon davası sanığı Arif Doğan’ın tanık olarak dinlenmesi konusunun daha sonra değerlendirilmesine ve diğer eksikliklerin tamamlanmasına karar verildiğini ve duruşmanın 10/12/2010 gününe bırakıldığını bildirdi.

Share Post