ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

İŞKENCEYE CEZA İSTİYORUZ!

Onlar bir kez daha işkenceyi cezasızlık güvencesine almak istiyor. Biz ise işkenceye ceza istiyoruz. Çünkü biliyoruz ve inanıyoruz ki, işkence dünyanın en aşağılık suçudur
İŞKENCE’YE CEZA İSTİYORUZ!
engin (424 x 600)İşkencenin mevzuatta ağır ceza yaptırımını içeren suç olarak düzenlenmesi yahut insanlık dışı fiil olarak tanımlanıp, yasaklandığı sözleşmeler imzalanması; işkencenin cezalandırıldığı/ cezalandırılacağı anlamına gelmemektedir. Türkiye’de yaşananlar bunu oldukça açık bir şekilde kanıtlamaktadır.
İşkence; mevzuatta suç olarak tanımlanıp ceza yaptırımına bağlanmasına ve bu konudaki tüm uluslararası sözleşmeler imzalanmasına karşın cezasızlık güvencesinde kalmaya devam etmektedir. İşkence failleri, kamu görevlisi olmaları, yine fiillerinin kamu (devlet) yararına olduğu anlayışı nedeniyle çoğunlukla yargı organlarının karşısına çıkarılmamaktadır. Kamuoyunun baskısı sonucu Yargı karşısına çıkarılması başarılan nadir örneklerde ise, bu kez sanıklar ya beraat ettirilmekte ya zamanaşımı ile cezaları düşürülmekte ya da verilen küçük cezalar erteleme kapsamı içerisine alınmaktadır. Birtan ALTUNBAŞ, Baki ERDOĞAN, Metin GÖKTEPE, Yunus GÜZEL vb. onlarca örnek bu gerçeği işaret etmektedir.
Söylemin aksine bu durum sadece dünün sorunu da değildir. Bugünün ve yarının sorunu olarak önümüzde durmaktadır. Engin ÇEBER davasında yaşananlar “işkenceye sıfır tolerans” söylemini dilinden düşürmeyen, işkence nedeniyle özür dileyen demokrasimizin(!) hukuka ve ahlaka aykırı yaklaşımını ısrarla sürdürdüğünü göstermektedir.
Engin ÇEBER, 28.09.2008 tarihinde yasal dergi dağıttığı için gözaltına alındı. Bu tarihten sonra sürdürülen adli işlemler sırasında, sırasıyla polis, jandarma ve gardiyanların on gün süren ağır işkencesine maruz kaldı. Bu işkenceler sonucunda 10.10.2008 tarihinde katledildi.
Bu olayla ilgili soruşturma, hakkında yine bu olay nedeniyle soruşturma açılan C.Savcısı tarafından yürütüldü. Kamuoyunun yeterli bilgi almasını engellemek amacıyla soruşturma sırasında gizlilik kararı alındı. Failler kamera görüntülerini silmeye çalıştılar. İşkencenin ortaya çıkmaması için bu tek girişim olmadı. Tutuklu ve hükümlü olan olay tanıkları, gerçeği söylememeleri yönünde tehdit edildiler. Her şeye rağmen gerçeği söyleyeceklerini düşündüklerinde mahkemeye getirilmediler. Onlar vicdanlarının sesine uyup gerçeği anlattıklarında bu kez celsenin ses kayıtları kuşkulu şekilde kayboldu. Bilirkişilere sahte raporlar hazırlattılar. İşkence sanıklarını özel hapishanelerde tuttular. Bu hapishane müdürleri, hakkını arayan aileyi, terörist ilan eden resmi yazıları art arda mahkemeye gönderdi. Türkiye Hapishanelerinde “mesleki dayanışma” adına katiller için para toplanıldı.
İşkenceyi cezasız bırakmayı amaçlayan tüm bu girişimler, kamuoyunun sahiplenmesiyle boşa çıkarıldı. Kamera görüntüleri kurtarıldı. Adli Tıp raporları açıkça işkence olduğunu yazdı. Tanıklar, tahliye olur olmaz gerçekleri anlatmakta tereddüt etmediler. Katiller bir bir teşhis edildiler. Bilirkişi raporları işkenceyi belgeledi. Sahte bilirkişi raporlarını hazırlayanlar hakkında davalar açıldı.
Ama onlar cezasız bırakmakta ısrarcıydılar. Davaya tam 18 ay sonra bir C.Savcısı atadılar. Savcı ilk kez katıldığı duruşmada, 39 gardiyan, 3 müdür, 1 doktor, 13 polis ve 4 jandarmanın yargılandığı davada tam 42 sanık hakkında beraat, 16 sanık hakkında erteleme kapsamı içinde kalan kısa süreli hapis cezaları istedi. Tüm işkencelerden yalnızca 2 gardiyan sorumlu tutuldu. Böylece polisin, jandarmanın ve gardiyanların 10 gün boyunca devam eden sistematik işkenceleri 2 gardiyanın kişisel suçu haline getirildi.
Onlar bir kez daha işkenceyi cezasızlık güvencesine almak istiyor. Biz ise işkenceye ceza istiyoruz. Çünkü biliyoruz ve inanıyoruz ki, işkence dünyanın en aşağılık suçudur.

İşkencenin cezasız bırakılmasına izin vermeyeceğiz.
Engin’in katillerine CEZA istiyoruz

TARİH : 31.05.2010
SAAT : 09.30
YER : Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi
Çağdaş Hukukçular Derneği
İstanbul Şubesi

Share Post