ÇHD Susmadı, Susmayacak!

devlet (417 x 600)DEVLET VE HUKUK ÜZERİNE
Avukatların düşünce dünyası, sınıfsal konumlarının ve mesleki etkinliklerinin şekillendirdiği bir garip alacakaranlık içerisindedir. Burjuva hukuk ideolojisi;, bu alacakaranlığın ortasında hepimize meydan okuyor ve yaşamlarımızı, akıllarımızı, mücadelemizi;mülk edinmek peşinde. Elbette izin veremeyiz, vermemeliyiz.

Kitaba Dair
Elinizde, Marx ve Engels’in çeşitli zamanlarda ve yerlerde hukuk üzerine değerlendirmelerinden oluşan bir derleme var.

Marx ve Engels’in hukuk üzerine sistematik çalışmalarının bulunmadığı bilinmektedir.Yalnız bu, hukuk meselesinin Marx ve Engels’in çalışmalarına konu edilmediği anlamına gelmemektedir. Marx ve Engels, hukuku, toplumun gerçek ilişkilerinin gizlenmesinde bir duvar olarak görüyorlardı. Bu anlayışla, çalışmalarını toplumun ve doğanın gerçek ilişkilerinin kavranmasına yoğunlaştırırken, bunu gizleyen hukuku ise parçalama amacını taşımışlardır. Haliyle hukuk yeniden inşa edilmediğinden, ortaya Marksist bir hukuk felsefesi değil, hukukun gerçek niteliğini ortaya koyan saptamalar çıkmıştır.

Marx ve Engels’in hukuka ilişkin saptamalarının özetini “Dünya salt hukukçu bakış açısıyla açıklanıp anlamlandırılamaz” tespitiyle ifade edebiliriz. Bir hazine değerindeki bu saptamaların günyüzüne çıkarılmasının taşıdığı ihtiyaç, bugün kendini daha da fazla hissettirmektedir. Keza hem egemenler, hem de büyük bir hukukçu kitlesi, toplumsal ilişkileri hukuk üzerinden tanımlamaya başlamıştır. Oysa toplum, maddi hayatın üretim biçimi tarafından belirlenmiş bir kategoridir. Hukuk, toplumun kurucu unsuru olamaz…Diğer taraftan, Marx ve Engels’in hukuk üzerine saptamalarını, felsefe gruplarının küçük tartışmalarına hapsedilmesine izin vermeyerek, yaşamın tam ortasına, ait olduğu yere armağan etmek son derece önemlidir. Bu saptamaların meslekten hukukçuların gündelik sorunlarını çözemeyeceği; ama bunun yanında, hepimizin ufkunu açacağı gerçeği akılda tutulmalıdır.
Meslekten hukukçuların maruz kaldığı “ideolojik radyasyon” hafife alınmamalıdır.

“Kanun maddesi” kalıbında pişirilmiş tuğladan duvarların, “hukuk devleti” ve “yargı bağımsızlığı” harcıyla etrafımıza ördüğü karanlık içinde yaşamamız isteniyor.

Adeta hücre cezası çeker gibiyiz. Karşılığında lonca ayrıcalıkları öneriliyor. O da hepimize değil… “Burjuvazi(nin), şimdiye dek saygı duyulan ve saygılı bir korkuyla bakılan bütün mesleklerin halelerini söküp attı(ğını). Doktoru, avukatı, rahibi, şairi, bilim adamını kendi ücretli emekçisi durumuna getirdi(ğini)” (1) kabullenmekte zorlanıyoruz.

Bugün bir tünel kazmaya başladık. Elbette bizden önceki bütün “firar” deneyimlerini sahiplenerek kazıyoruz. Adliyeden sokağa doğru, karakoldan meydana, hapishaneden fabrikaya, mahkeme ilamlarından politik manifestolara doğru kazıyoruz bu tüneli; yani “içeriden” dışarıya… Marx ve Engels’in, ekonomi-politiğin ve devletin eleştirisine ayırdıkları vakit ve çaba, onları takip eden bilim adamlarına, devrimci önderlere ve teorisyenlere ışık tuttu. Bugün tarihsel olarak sahiplendiğimiz birikim ortaya çıktı. Onların çalışmaları; “burjuva hukuk ideolojisi’nin eleştirisi için de son derece önemli nüveler, teorik diziler ve okuma parçaları bıraktı. Görevimiz, bunların bütünsel bir biçimde tartışılıp, adalet için avukat mücadelesine tuttuğu ışığın daha kuvvetle parlamasını sağlamaktır. Elbette yakında, tünelin ucundaki “sokaktan”, yani mahallelerden, meydanlardan, fabrikalardan yolumuza düşecek, önümüzü aydınlatacak gerçek bir ışık var. Sokakta büyük kalabalıkla buluşana kadar, biz de tünelin karanlık girişinden; yaşadığımız, çalıştığımız, yani “kazdığımız” yerden yaktığımız teorik meşaleyi besleyelim.

Avukatların düşünce dünyası, sınıfsal konumlarının ve mesleki etkinliklerinin şekillendirdiği bir garip alacakaranlık içerisindedir. “Burjuva hukuk ideolojisi”, bu alacakaranlığın ortasında hepimize meydan okuyor ve yaşamlarımızı, akıllarımızı, mücadelemizi“mülk edinmek” peşinde. Elbette izin veremeyiz, vermemeliyiz.

Çağdaş Hukukçular Derneği, onurunu taşıdığı -kırk yıla yaklaşan- mücadele pratiğinin üzerine inşa ettiği teorik düzeyi de artık paylaşarak ve tartışarak görünür hale getirmelidir.

 

Marksizm sadece bilmeyi değil, aynı zamanda değiştirmeyi de emreder. Bir diğer usta, Marksizme yaptığı katkılarla onu zenginleştirip, geliştiren Lenin ise, Marksizmin bir dogma değil, eylem klavuzu olduğunu söyler ve, “Marx ve Engels her zaman, bizim öğretimiz bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur demişlerdi. Ve öyle sanıyorum ki en çok aklımızda tutmamız gereken şey budur.” der… Bu nedenle bu derleme eserin hukuk sahası içerisinde uzun süredir ezilenlerin savunmanlığını yapan bir hukuk örgütü tarafından basılmasının özel bir önemi vardır.

Prof. Dr. Rona SEROZAN’ın yeniden basımına incelikle izin verdiği bu güzel çalışmanın, hukuk fetişizminin aşılması ve özgürlük uğruna bilinçli bir mücadelenin önünün açılması için iyi bir başlangıç olacağına eminiz.

Ne yaptığımızı hep biliyorduk. Bugün niye yaptığımızı ve nasıl yapacağımızı da yüksek sesle söylemeye başlamanın zamanıdır; “… Bizim (de) ortadan kaldırmak istediğimiz tek şey, içerisinde emekçinin salt sermayeyi artırmak için yaşadığı ve yaşamasına ancak egemen sınıfın çıkarının gerektirdiği ölçüde izin verilen bu mülk edinmenin sefil karakteridir…” (2)
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi Adına

Avukat Taylan TANAY
(1), (2): Komünist Manifesto

Not:Kitap Derneğimizden ve Kitapçılardan temin edilebilinir.

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ
İSTANBUL ŞUBESİ
Orhan Adli Apaydın Sk.No:11/3
Beyoğlu-İstanbul
Tel:212 245 04 40 Faks:212 245 04 41

Share Post