ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

ANTALYA L TİPİ CEZAEVİ İNCELEME VE GÖZLEM RAPORU

çhd-logo-300x300Çağdaş Hukukçular Derneği Antalya Şubesi, Yönetim Kurulu’ndan üç kişilik bir heyetle, 01 Eylül 2015 tarihinde Antalya L Tipi Cezaevi’nde kalan siyasi tutuklu ve hükümlü yakınlarının dernek şubemize talepte bulunmaları üzerine bir inceleme ve gözlem ziyareti düzenlemiştir. Anılan ziyarette 10 civarında tutuklu ve hükümlü ile görüşülmüş ve 27 Ağustos 2015 Perşembe günü Antalya L Tipi Cezaevinde yaşadıklarına ilişkin görgü ve şikâyetleri alınmıştır.

Okumakta olduğunuz bu rapor, aşağıda belirtilen mağdurların tanıklık ve şikâyetleri temelinde heyetimizin değerlendirmelerini içermektedir.

RAPORA AYRICA ŞU LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ:

ANTALYA L TİPİ CEZAEVİ İNCELEME VE GÖZLEM RAPORU

 

__________________________________________________

ANTALYA  L –TİPİ CEZAEVİ İNCELEME VE GÖZLEM RAPORU

 ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ

ANTALYA ŞUBESİ

Antalya

04 Eylül 2015

indir

Giriş

Çağdaş Ceza İnfaz rejimi, cezası hüküm altına alınan kişinin öngörülenden daha ağır bir yaptırıma maruz kalmamasını güvence altına alan rejimin adıdır. Bu anlayış, Anayasa’da karşılığını bulan hukuk devleti ilkesinin doğal bir uzantısıdır.

Totaliter rejimlerin insan onurunu o güne kadar görülmemiş bir zalimlikte ayaklar altına alan uygulamalarına açık bir tepki olarak, –özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında– haklarında bir ceza hükmü kurulan kimselerin cezaları infaz edilir ve haklarındaki tretman kuralları uygulanırken herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın insan onurlarının korunması ilkesi, çağdaş ceza infaz sistemlerinin en önemli bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Başka bir ifadeyle kişinin işlediği suç ne olursa olsun mevzuat uyarınca hakkında geçerli infaz kuralları benzer durumda olanlardan daha ağır ve ayrımcı saikler güdülerek uygulanamaz.

Ancak herhangi bir ceza infaz kurumunda tutulan tutuklu ve hükümlünün insan onurunun korunması ilkesini hayata geçirmek, hiçbir dönemde söylendiği kadar kolay olmamıştır. Çünkü cezaevleri,  doğaları gereği toplumun geri kalanına kapalı mekânlardır ve buralarda yaşananlar çok nadiren kamuoyunun bilgisine açılır.

İşte böyle durumlarda cezaevinin kapalı duvarları arkasında yaşananların kamuoyunun gözlem ve denetimine açılması zorunlu hale gelir. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin ortaya çıkarılması özel bir uzmanlık alanıdır ve bu uzmanlığa uygun, bağımsız hareket edebilen demokratik kitle örgütlerinin çabalarıyla ancak bu görev başarılabilir. Devlet otoritesinden, resmi doktrin ve ideolojilerden bağımsız hareket edebilen böylesi örgütlerin raporları ve eleştirileri sayesinde, toplum cezaevlerinde yaşananlar hakkında bilgi sahibi olurken sistemin aksayan yönleri masaya yatırılabilir ve daha iyi işleyen bir sistem için adım atabilme şansı doğar.

Çağdaş Hukukçular Derneğinin 1974 yılındaki kuruluşundan beri cezaevleri ve ceza infaz rejimine yakın ilgi göstermesinin altında bu yaklaşımın izleri görülebilir. ÇHD Antalya Şubesi Dernek Tüzüğünün kendisine yüklediği göreve uygun olarak düzenli aralıklarda Antalya L Tipi Cezaevini izlemekte, gördüğü hak ihlallerini raporlamakta ve kamuoyunun bilgisine sunmaktadır. Elinizdeki bu rapor, 27 Ağustos 2015 günü siyasi mahpuslara yönelik olarak cezaevi idaresi tarafından gerçekleştirildiği söylenen işkence ve kötü muamele iddiaları ile sınırlı araştırma ve incelemelerin sonuçlarını içermektedir.

Şubemiz, bundan sonra da bu alandaki ilgisini yetkinleşerek sürdürme inancı ve kararlılığındadır.

Raporun Kapsamı

Çağdaş Hukukçular Derneği Antalya Şubesi, Yönetim Kurulu’ndan üç kişilik bir heyetle, 01 Eylül 2015 tarihinde Antalya L Tipi Cezaevi’nde kalan siyasi tutuklu ve hükümlü yakınlarının dernek şubemize talepte bulunmaları üzerine bir inceleme ve gözlem ziyareti düzenlemiştir. Anılan ziyarette 10 civarında tutuklu ve hükümlü ile görüşülmüş ve 27 Ağustos 2015 Perşembe günü Antalya L Tipi Cezaevinde yaşadıklarına ilişkin görgü ve şikâyetleri alınmıştır.

Okumakta olduğunuz bu rapor, aşağıda belirtilen mağdurların tanıklık ve şikâyetleri temelinde heyetimizin değerlendirmelerini içermektedir.

Mahpuslar tarafından anlatılan olayların özeti

Heyetimizin görüştüğü mahpusların anlatımları temelinde raporumuza konu olayın oluş şekli aşağıdaki gibidir:

  • Antalya L Tipi Cezaevi’nde rapora konu olay öncesi cezaevinde E-10 koğuşunda 10 tutuklu ve hükümlü ile F-3 Alt 5 üç kişilik hücrede de 3 tutuklu olmak üzere toplam 13 siyasi mahpus bulunmaktaydı.
  • 24-25 Ağustos 2015 tarihlerinde büyük çoğunluğu Urfa olmak üzere Mardin, Mersin ve Hatay illerinden nakil olarak getirilenlerle birlikte bu sayı bir anda 62 ile siyasi mahpus sayısında dramatik bir artışa neden olmuştur.
  • Görüştüğümüz mahpusların anlatımına göre, bu artış cezaevi yönetiminde de ciddi bir güvenlik endişesine yol açmış görünmektedir. Nitekim infaz koruma memurlarının daha önceki tutumlarından daha gergin ve hasmane bir şekilde davranış değişiklikliği gösterdiğine yönelik görüşülen mahpuslarda bir algı geliştiği gözlemlenmiştir.
  • Son olarak görüşülen mahpusların beyanlarından anlaşıldığı kadarıyla Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında zorla SEGBİS (Telekonferans sistemi) aracılığıyla Mehmet Simav hakkında ifade alma talimatı vermiş olması ve Mehmet SİMAV’ın bu yöndeki talimata rağmen SEGBİS aracılığıyla ifade vermeyi reddetmesinin de infaz koruma memurları ile mahpuslar arasında ayrıca bir gerilim yarattığı görülmekle birlikte eldeki verilerin eksikliğinden dolayı olayların patlak vermesindeki rolü tarafımızdan tam anlaşılamamıştır.
  • Olaya gelirsek, olayın esas olarak 28-30 siyasi mahpusun kaldığı F-7 koğuşunda çıktığı görülmektedir. Bu süreçte 27 Ağustos 2015 Perşembe günü saat 15.30- 16.00 sularında nakil olanların bir kısmının bulunduğu F-7 koğuşunda cezaevi idaresinin görüşme isteği var bahanesiyle önce koğuş sorumluluğu yapan iki (Mehmet Aktaş ve Şemsettin Erdem) daha da sonra bir mahpusun (Mehmet Simav) idare ile görüşme bahanesiyle koğuşlarından çıkartıldığı; kalan mahpuslara cezaevi 2. müdürü ve bir başgardiyan gözetiminde mahpusların “hazır kuvvet” adını verdiği infaz koruma memurları arasından zor kullanma konusunda eğitildiği anlaşılan operasyonel bir birim tarafından herhangi bir direnme göstermedikleri halde orantısız güç kullanılarak darp edildiği birinin kolunun omzundan çıkacak derecede güç uygulandığı mahpuslar tarafından iddia edilmiştir.
  • Görüştüğümüz mahpuslar, bu olayın hemen ardından F-7 koğuşuna arama bahanesiyle ellerinde cop ve kalkanları olan 30-40 kişilik “hazır kuvvet” ekibi ile girildiğini; yaklaşık 25 mahpustan oluşan koğuştakilerin tamamı zorla koğuşlarından çıkarılarak yerlere yatırıldıklarını, arkalarından plastik kelepçe ile elleri ve ayaklarının bağlandığını; kafalarına postallarla basıldığını, üzerlerine çıkıldığını ve coplarla ve tekmelerle dövüldüklerini; sonrasında da ayağa kaldırılarak askeri düzende sayım vermeye zorlandıklarını; içlerinden bu dayatmayı reddedenlerin içinde çay ocağı bulunan başka (mahpuslar içinde kamera olmadığı için burasının seçildiğini söylemişlerdir) bir odaya alınarak burada ağır bir şekilde dövüldüklerini beyan etmişlerdir.
  • Bu arada ezici çoğunluğu 20-30 yaşları arasındaki koğuş sakinlerinden biri olan ve 60-65 yaşları arasındaki M. E. isimli bir başka mahpusun diğerlerinin gözleri önünde infaz koruma memurları tarafından zorla pantalonunun indirildiği, küfür ve çeşitli hakaretlerle aşağılandığı olaya tanık olan görüştüğümüz bütün mahpuslar tarafından istikrarlı bir şekilde iddia edilmiştir.
  • Yine daha önce ayak kırığı nedeniyle çeşitli ameliyatlar geçirmiş ve bu nedenle ayağına platin çivi çakılmış bulunan iki mahpusun da memurlar tarafından ayaklarına basılmış ve çivilerin bulunduğu alanlar delinerek kanamasına neden olunduğu iddia edilmiştir.
  • En nihayetinde F-7 koğuşundaki mahpuslar yanlarına eşyalarını da alamadan zorla F-2 koğuşundaki üçer kişilik odalara tıkılmışlar ve iki gün boyunca bu odalardan çıkmalarına izin verilmediği ifade edilmiştir. Mahpuslar ayrıca kantinden almış oldukları yiyecek, giyecek ve diğer eşyalarının da memurların keyfi ve orantısız tutumları sonucu zarar gördüğünü ileri sürmüşlerdir.

Fiziksel ağır şiddet gördüğü ileri sürülen mahpuslar

  • Yukarıda kapsamı belirtilen olaylar sırasında özellikle ağır darp ve kötü muamele gördüğü belirtilen mahpuslar aşağıdaki gibidir:

Mehmet Simav;

Kaldığı F-7 koğuşundan 27 Ağustos Perşembe günü saat 15.30-16.00 sularında müdür görüşmesi bahanesiyle alındığını, SEGBİS’e katılmayı reddetmesi üzerine yüzüne sağ elmacık kemiğine gelecek şekilde tokat ve yumruklarla karşılaştığını, (sağ elmacık kemiğine gelen bölgede hafif bir morarma tarafımızdan da müşahede edilmiş, ayrıca sağ kaburgalarının bulunduğu bölgede hassasiyet yaşadığını gösteren bir şekilde hafif öne eğilmiş vaziyette tam doğrularak oturamadığı gözlemlenmiş, soru üzerine göğsünde ağrıdan şikayetçi olmuştur.

8-10 kişilik bir ekip tarafından yatırılıp, ellerinin ters kelepçe tabir edilen bir tarzda ve ayaklarının plastik kelepçe ile bağlandığını; bu arada kafasına ayakla basıldığını başka infaz koruma memurlarının ise yatar vaziyette ve bağlı durumdayken tekme attıkları ve ayakları ile üstüne çıktıklarından yakınmıştır.

Ayrıca 24 saatten uzun bir süre aç ve susuz bir vaziyette süngerli oda tabir edilen, bir odada tutulduğundan şikayetçi olmuştur.

Şemsettin Erdem;

Aynı koğuşta kaldıkları Mehmet Aktaş ile 27 Ağustos Perşembe günü saat 15.30-16.00 sularında cezaevi idaresiyle görüşme bahanesiyle kaldıkları F-7 koğuşundan alındıkları, daha sonra götürüldükleri odada “hazır kuvvet” adını verdikleri ve 10-20 arasında olduğunu tahmin ettikleri görevliler tarafından coplarla dövülüp yere yatırıldıkları; kolları arkadan ters kelepçe denilen yöntemle plastik kelepçe takıldığı; bu işlem sırasında sol omzunun yerinden çıktığı, doktora çıkarılmadıkları için daha sonra arkadaşlarının yardımıyla omzunun yerine oturtulduğu;

Olayların Urfa Cumhuriyet Başsavcısının Urfa’dan getirilen arkadaşlarının SEGBİS- telekonferans yoluyla çıkmayı reddetmeleri üzerine başladığını tahmin ettiğini beyan etmiştir.

Yunus Kaya

Urfa’dan 24-25 Ağustos tarihlerinde yaklaşık 22 saatlik bir yolculuk yaparak nakil olduklarını; nakil sırasında yaklaşık 1.100 kilometrelik yolu daracık bir ring aracının içinde ellerinden kelepçelenmiş halde tutulduklarını; yaz günü havanın çok sıcak olmasına rağmen su, yiyecek ve tuvalet ihtiyaçlarını karşılamak için sadece iki defa mola verildiğini, buna karşın yeterli su ve yiyecek verilmediğini belirtmiştir;

Yaklaşık 28 kişi kaldıkları F-7 koğuşundan önce deneyimli iki (Şemsettin ve Mehmet) hükümlünün ardından Urfa’dan birlikte geldikleri yine deneyimli Mehmet Simav adlı hükümlünün gardiyanlar tarafından çıkartıldıklarını, hemen ardından 30-40 civarında ellerinde cop ve kalkanları olan özel giysili görevlilerin arama var diyerek koğuşa doluştuklarını, koğuştaki herkesi zorla koridora çıkartarak copladıkları, küfür ve hakaret ettikleri, herkesi yatırarak ters kelepçe tabir edilen bir şekilde ellerini ve ayaklarını plastik kelepçelerle bağlayıp ayaklarıyla kafalarına bastıkları, üzerlerine çıktıkları ve tekmeledikleri, daha sonra ayağa diktiklerini bu arada vücuduna ve koltuk altının hemen aşağısına gelecek bölgeye cop darbesi aldığını (sol koltuk altında cop darbesiyle uyumlu ray şeklinde 3×2 cm boyutlarında ekimoz izi tarafımızdan gözlenmiştir); yine sağ baldırında geçmeye yüz tutmuş 4×3 cm boyutlarında darp sonucu meydana geldiğini sandığımız ekimoz oluştuğu gözlenmiştir.

Daha sonra herkesi başka bir koğuşta dörder kişi gelecek şekilde odalara kapatarak üzerlerinden kilitlediklerini ve görevlilerin kötü muamele ve işkencelerini protesto için iki gün boyunca tutuldukları odada su ve yiyecek kabul etmediklerini;

M. Esen

60-65 yaşlarında olduğu söyleniyor. Toplu dayak sırasında diğerlerinin gözleri önünde infaz koruma görevlileri tarafından pantolonu indirilerek çıplak kalmaya zorlandığı ve çeşitli küfür ve hakarete maruz bırakıldığı iddia ediliyor.

Ahmet Karataş

Sol bileğinde kırık olduğu iddiası var.

Vahit Kıvık

Burnunda kırık olduğu iddiası var

Uğur Aktay

Kaburgalarında çatlak ya da kırık olduğu iddia ediliyor

Müslüm Karak ve Hüseyin İbrahim

Bu mahpusların her ikisinin de yakın tarihlerde ayaklarındaki kırıklar nedeniyle birden fazla ameliyat oldukları ve ameliyat sırasında kırığı birleştirmek için platin çivi takıldığı infaz koruma memurlarının müdahalesi sırasında ayaklarına basılarak ezildikleri ve platin çivilerin bulunduğu bölgelerin kanadığı iddiası var.

  • Mahpusların fiziksel şiddet ve eziyete maruz kaldıklarına ilişkin iddiaları şiddet olayının meydana gelmesinin arasından beş gün geçmiş olmasına rağmen görüştüğümüz mahpusların bazılarının vücutlarında gördüğümüz izlerle de teyit edilmiştir.
  • Cezaevi personelinin tutuklu ve hükümlülere yönelik fiziksel şiddet, işkence ve kötü muamele anlamına gelebilecek eylemlerine cezaevi yönetimi tarafından hoşgörü gösterilmemesi gerekir. Bu konuda yapılacak her türlü şikâyetin titizlikle soruşturulması, gerektiğinde faillerin adli mercilere intikal ettirilmesinde tereddüt gösterilmemelidir.
  • Özellikle görüşülen mahpusların istisnasız hepsi herhangi bir direnme göstermemelerine rağmen zorla yere yatırılarak ellerinden ve ayaklarından plastik kelepçelerle bağlandıklarını ardından cop, tekme, kafaya postallarla basma gibi üzerlerinde fiziki güç kullanıldığından şikayetçi olmuşlardır. Kelepçe gibi kısıtlama araçlarının cezalandırma amacıyla kullanılamayacağı hangi istisnai hallerde kullanılmasına izin verilebileceği uluslararası ve ulusal mevzuatta sayılmıştır.[1] Bütün bu belgelerde bu gibi araçların cezalandırma amacıyla kesinlikle kullanılamayacağı belirtilmiş; kelepçeye ise istisnai/sınırlı sayıda durumda ve dar yoruma tabi olarak izin verilmiştir. Mahpusun çevresine ve kendisine yönelik herhangi bir saldırgan hareketi söz konusu değilken ve kurum müdürünün talimatı söz konusu değilken başvurulması infaz koruma memurlarının doğrudan cezalandırma amacıyla hareket ettiklerinin göstergesi olarak görülür ve işkence ve kötü muamele anlamına geldiğinden ağır ve kasıtlı bir suç işledikleri açıktır. Dolayısıyla söz konusu olaya karışan bütün infaz koruma memurları ile kurum yöneticileri tarafsız ve tam bir soruşturmadan geçirilmeli ve sorumlular geciktirilmeksizin cezalandırılmalıdır.
  • Aksine idari tutumlar, bu konudaki bütün hukuki düzenlemelere aykırılık taşıyacağı ve buna göz yumanlar dâhil kötü muamelede bulunan kamu görevlilerinin hukuki, idari ve cezai sorumluluğunu doğuracağı akıldan çıkarılmamalıdır.

Urfa’dan Antalya’ya nakil koşullarının insanlıkdışı olduğu iddiası

  • Görüşülen mahpuslardan Urfa’dan nakil araçlarıyla getirilenler, 24 Ağustos 2015 sabahı saat 02. 00 sularında ring araçlarına bindirildiklerini ve 25 Ağustos 2015 gecesi saat 24.00 sularında Antalya’ya vardıklarını, nakil süresince tuvaletlerini yapabilmek için iki defa yolda mola verildiğini, kendilerine 20 saat boyunca bir defa yarım ekmek, 1 domates, 1 salatalık ve yarım çay bardağı ılık sudan oluşan yemek verildiğini, ring araçlarının içi çok boğucu ve sıcak olmasına rağmen ayrıca herhangi bir su içme olanağı verilmediğini, ayrıca bütün bu süre boyunca ring araçlarında elleri kelepçeli bir vaziyette tutulduklarını belirtmişlerdir.
  • Nakil süreci de cezaevlerindeki infaz uygulamaları içinde kolayca işkence ve kötü muameleye dönüşme potansiyeli en fazla olan işlemlerin başında gelmektedir. Bu nedenledir ki uluslararası ve ulusal ceza infaz mevzuatında açıkça düzenlenmiştir.[2]
  • Mevcut raporda nakil konusunda mahpusların ortaya koyduğu iddialar maruz kaldıkları nakil sürecinin insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele kategorisinde değerlendirilmesini gerektiren ve bu nedenle derhal tarafsız ve tam bir soruşturma yapılmasını şart koşan iddialardır.
  • Dolayısıyla özellikle Urfa’dan Antalya’ya 24-25 Ağustos 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen nakil işlemleri ile ilgili olarak da derhal idari ve adli soruşturma başlatılmalıdır.

Hücrede tutulan siyasi mahpuslar

  • Cezaevindeki görüşme sırasında F-3 Alt 5 hücresinde bir aydır tutulan tutukluların tutma koşulları hakkında da bilgi edinme olanağımız olmuştur. Anlatımlarına göre, kaldıkları hücre 4×2,5 m boyutlarında içinde yatma, lavabo/duş ve oturma birimi sığdırılmış yaklaşık 10 m² boyutlarında bir alandır ki, kişi başına 3,33 m² yaşama alanı kalmaktadır. Anlatımlarına göre yaklaşık bir ay önce cezaevine kabul edildiklerinde buraya kapatılmışlar ve defalarca diğer siyasi mahpusların olduğu koğuşlara çıkarılma talebinde bulunmalarına karşın henüz bu ihtiyaçlarının karşılanmadığından bahsetmişlerdir. Hücrede kalanlara yaklaşık 2-2,5 saat havalandırma hakkı tanındığı da göz önüne alınırsa bu mekânda istemi dışında tutulmaları insanlık dışı ceza anlamına gelmektedir. Hatırlatmak gerekir ki, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) hükümlü/tutuklu başına belirlediği standart alan yaklaşık 7 m²’dir[3] ve bu mahpuslar standardın yarısından bile az bir alanda tutulmaktadırlar.
  • Böylesi bir durumda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele ve ceza yasağının ihlali gerekçesiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiği çok sayıda karar bulunmaktadır.[4]
  • Sonuç olarak, F-3 Alt 5 hücrelerinde tutulan tutuklu mahpusların zaman geçirilmeksizin daha insana yaraşır tutma koşullarının bulunduğu koğuşlara alınmasını talep ediyoruz.

[1] Bkz., Mahpusların Islahı İçin Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları, md. 33; Avrupa Cezaevi kuralları, md. 60.6; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, md. 50; Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük (İnfaz Tüzüğü), md.155 ve 185.

[2] Mahpusların Islahı İçin Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları, md. 45; Avrupa Cezaevi kuralları, md. 32.2 ve 3; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, md. 58/2 ve 4; İnfaz Tüzüğü md.168/2 ve 4.

[3] Bkz. Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı ve Onurkırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (AİÖK-CPT), “AİÖK Standartları”, Avrupa Konseyi –Strasbourg, CPT/Inf/E (2002) 1 – Rev. 2010 Türkçe / Turkish / Turc, sayfa 8; İnternet üzerinden http://www.cpt.coe.int/lang/tur/tur-standards.pdf adresinden Türkçe ulaşılabilir.

[4] Örnek olması bakımından bkz. 15 Temmuz 2002 tarihli Kalashnikov v. Rusya kararı.