ÇHD Susmadı, Susmayacak!

 

BU BİR İDDİANAME DEĞİL, SADECE POLİS FEZLEKESİDİR.

chd

Av.Münip ERMİŞ

BU BİR İDDİANAME DEĞİL  SADECE POLİS FEZLEKESİDİR.

 Son yıllarda yüzlerce sayfalık iddianameler ve klasörlerce dava dosyaları ile tanıştık. Dava dosyalarının kapsamlı tutulması, davayla ilgili ilgisiz ne varsa dosya içerisine sokuşturulması ” bu kadar kapsamlı dosyanın içerisinde mutlak bir şey vardır” algısının toplumda yaratılması  amacına dayanır..

Bu bir politikadır ve iktidar tarafından oynanan  kötü oyunun,kötü bir senaryosundan  başka bir şey değildir.

Arkadaşlarımızın tutuklanması üzerinden bugün 6 ayı aşkın bir zaman geçmiştir. 6 ay içerisinde soruşturma savcısı tarafından yapılan yegane iş, polis fezlekesinin başlığının değiştirilip  iddianame yapılmasıdır.

Bol miktarda dedikodu, tahrifatla dolu olan bu polis fezlekesini , bir hukuki belge olarak kabul etmek ve onu hukuki bir belge olarak tarif etmek bir hukukçu açısından çok zordur.. Bu belgede hukuk yoktur.  Sadece polis yalanlarının ve her türlü hukuk dışılığın sistematik olarak sıralanması vardır.

1- Savcı 1 no.lu delil olarak “ADLİ İSTİNABE” yoluyla Hollanda ve Belçika makamlarından elde edildiği bildirilen bilgisayar kayıtlarını” sunmaktadır.

Adli istinabe hem Türk hukukunda hemde uluslarası hukukta sıkı yazışma koşullarına bağlı bir işlemdir. 1959 Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi bunu düzenler ve Türkiye’de bu anlaşmanın imzacısı ve tarafıdır. Ceza işlerinde yabancı Mahkemelerden veya adli makamlardan istenecek tüm bilgi ,belge veya kanıtların bu sözleşmedeki hükümlere uygun olarak talep edilmesi gerekir. Zaten Adalet Bakanlığının sözleşmenin uygulanması ile en son genelgesini 16.11.2011 tarihinini taşımaktadır.

İşte iddianamenin en önemli dayanağı olan ve “Adli istinabe yoluyla elde edildiği bildirilen” Belçika ve Hollanda belgeleri adı verilen word belgelerinin  Türkiye’deki hangi mahkeme veya savcılık tarafından talep edildiği,hangi Hollanda veya Belçika adli makamı tarafından hangi tarihte hangi resmi yazışma yoluyla gönderildiği belli değildir.

Nasıl ve nereden geldiği belli olmayan bilgisayar çıktıları ile 9 avukat bugün tutukludur.

Diğer yandan basın açıklamaları ile ilgili 4. yargı paketinde getirilen düzenlemelerden ise iddianamenin haberi dahi yoktur.  3.Yargı paketinin kabulünden önce yapılan basın açıklamalarını 6352 sayılı yasanın getirdiği erteleme kapsamı içerisinde sokarken,  4.yargı paketi içerisinde getirilen şiddet propagandası içermeyen açıklamaları suç kapsamı dışına çıkaran TMK.7.madde değişikliğinden de , TCK.220 madde değişikliğinden de haberi yoktur.

2- Genel Başkan Selçuk Kozağaçlı hakkında örgüt yöneticiliğinden ceza istenmiştir..Katıldığı iddia edilen eylemler ise 6 tane basın açıklaması ve cenaze töreni ile”yoğunluklu olarak DHKC terör örgütü mensuplarının avukatlığını üstlenmesi.”dir. Bunun  dışında her hangi bir suçlama söz konusu olmadığı gibi yönetici olarak kime ne talimat verdiği, kimin ondan emir aldığı ise asla açıklanmamıştır.

Genel Başkan Selçuk Kozağaçlı’nın katıldığı iddia ettiği basın açıklamalarından temmuz 2012 öncesi döneme  ait 5 adet basın açıklaması hakkında 6352 sayılı kapsamı davası kapsamı içerisine sokulup dava açılmazken,sadece 16 eylül 2012 tarihinde katıldığı cenaze törenini propaganda suçu kapsamı içerisine sokmuştur. İşin ilginç tarafı ise tek bir cenaze töreni olduğu halde,  Genel Başkan hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması  talep edilmiştir. Oysa Terörle Mücadele Kanununa göre “terör suçları” diye tarif edilen suçlarda, her bir fiil ayrı ayrı suç teşkil edecektir.

Buradaki mantık şudur. Tek bir Propaganda suçundan istenen ceza soruşturma savcısına çok hafif gelmiştir. Bunu artırabilmenin tek yolu olarak, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını talep etmek dışında bir şey kalmamıştır.

Tabi burada bir gariplikte ortaya çıkmaktadır.  Örgüt yöneticiliği ile suçlanan bir kişi hakkında   “CENAZE TÖRENİNE” katılmak dışında başka bir eylem atfı yapılmamaktadır. Üstelik bu eylemin talimatını “Selçuk Kozağaçlı’nın katıldığı toplumsal eylemlerde 10.11.1997 tarihli örgütsel raporda belirtildiği üzere “toplumsal olaya katılan kişilere güven ve cesaret verme amacı” demek suretiyle tam 17 yıl önceki bir talimata  dayandırılmasıdır.

Yani bir örgüt yöneticisi bu mantığa göre talimatı yerine getirmek  için tam 17 yıl beklemiştir. Bunun  dışında Genel Başkan hakkında tek suçlama” Yoğunluklu Olarak Terör Örgütü Mensuplarının Avukatlığını Üstlenmesi” iddiasıdır.

Bir avukata böyle bir suçlama yöneltmenin anlamsızlığı bir tarafa, böyle bir iddiayı kanıtlamak için Selçuk Kozağaçlı’nın aldığı davalar konusunda bir istatistiksel verinin sunulması soruşturma savcısından beklenir.  Ancak tabiî ki böyle ayrıntılara asla gerek duyulmamıştır.

Yine İstanbul Şube başkanı Taylan Tanay hakkında örgüt yöneticiliğinden ceza istenmektedir. Ama aynı şekilde”Yoğunluklu olarak örgüt mensuplarının avukatlığını üstlenmesi.” “terör örgütü üyelerinin rızası olmadan özel avukatı olduğunu iddia etmesi..” ve 18 adet basın açıklaması ve cenaze töreni dışında eylem atfı yoktur. Bu 18 basın açıklaması ve cenaze töreninin 15 adedinin 2 temmuz 2012 öncesi dönemine ait olduğu için 6352 sayılı yasa uyarınca cezalandırma talep etmezken, aynı eylemlerin örgüt üyeliğine delil sayılması gerektiğinden bahsedilmektedir.

 Halbuki; bu eylemler sadece 6352 sayılı yasa değil, aynı zamanda 1 nisanda yürürlüğe giren 4.yargı paketinin de kapsamı içerisinde girmektedir. Bu yasa yukarıda da belirtildiği gibi suç vasfını ortadan kaldırmıştır.

Diğer tutuklu arkadaşlarımızla ilgili olarak aynı şekilde “yoğunluklu olarak DHKC terör örgütü mensuplarının avukatlığını üstlenmesi.” suçlaması ve basın açıklaması/ cenaze törenleri dışında her hangi bir suçlama yoktur.

 İDDİANAMEDEKİ DİĞER SUÇLAMALAR;

1-HEY tekstil,ROTEKS tekstil işçilerine yönelik desteğin  iddianameye yansıtılış biçimi oldukça ilginçtir

İLK ÜÇ SATIR BİRLİKTE, DİĞER SATIR iMZA OLDUĞU İÇİN BİRAZ AYRI DURACAK..İLK ÜÇ SATIR SOLA YASLANACAK,DÖRDÜNCÜ İMZA SATIRI SAĞA YASLANACAK, PARKARTIN ENİ, 1,5 M BOYU iSE 5 METRE OLACAK.ÜST TARAFINDA İP BAĞLANACAK YER YAPILMASI GEREK” şeklinde ibarelerin yer aldığı,

Belge özellikleri incelendiğinde belge yazarının “avukat” olduğu, son kaydetme tarihinin ise 08.12.2012 olduğu, Hey Tekstil,Roseteks Tekstil, Akçay Tekstil iĢçileri eylemleri için hazırlanan pankartların düzenlemesinin HHB avukatları tarafından yapıldığı…

Yani iddianameye göre; bir yazıda satır ayarı yapabilmek için  hukuk eğitimi almak şarttır.

2-  İddianamenin yargılanan tüm avukatlar yönünden temel suçlaması” yoğunluklu olarak örgüt davalarını alma “iddiasıdır.

 Buradaki ifade aynen şöyle geçmektedir.

 “ Gözaltına alınan 470 şüphelinin 288ine Halkın Hukuk Bürosu Avukatları, 182sine ise istanbul Barosuna bağlı farklı avukatların müdafilik yaptıkları, oransal olarak gözaltına alınan 470 Şüphelinin %61 „ine Halkın Hukuk Bürosu Avukatları, %39 una ise istanbul Barosuna bağlı diğer avukatların müdafilik yaptıkları “

Böyle bir istatiksel çalışmanın cinayet masası yada uyuşturcu suçları büro amirliği yapılsa nasıl bir sonuç çıkar ayrı tartışma konusudur. Ancak bir avukatın müvekkili ile özleştirilmesinin istatistiksel verilerle sunulmasının   ikinci bir örneğine  rastlamak asla mümkün değildir.

 Avukatlık mesleği kriminolojinin ilgi alanına nasıl  sokulur ? sorusunun cevabı her halde yukarıdaki cümlede saklıdır.

 Avukatı kriminolojik bir vaka haline getirirken; tabiî ki söylenecek sözde asla bir sınır yoktur…

Aşağıdaki ifadeler iddianameden alınmıştır.

Şüpheliler Naciye Demir, Gülvin Aydın, Efkan Bolaç, Taylan Tanay, Ebru Timtik,
Barkın Timtik, Avni Güçlü Sevimli, Günay Dağ, Güray Dağ, Şükriye Erden ve Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı’nın gözaltı işlemlerinin bitmesini müteakip adliyemizde 20/01/2013 günü saat 11:00’de hazır edilmiş, Şüphelilerin savunmaları alınması için de her bir şüpheli için TMK 10. Madde ile Görevli Cumhuriyet Savcıları görevlendirilerek saat 10:30 itibariyle adliyemize gelmişlerdir. şüphelilerin soruşturma dosyaları incelenip, baro başkanları ve avukatları temsil eden avukatlar ile hangi avukatın hangi Ģüpheli için ifadeye katılacağı konusunda görüşme yapılmış, görüşme sonrasında avukatlar tarafından şüphelilerden her birisi için görevlendirilen üç avukatın ismi tarafımıza bildirilmiştir. ifade için avukatlar davet edildiğinde bu kez de aynı gün itibariyle saat 12.00’de Atatürk havaalanında yakalanıp,gözaltına alınan ve hakkında işlemlerinin tamamlanamaması nedeniyle gözaltı kararı verilen şüpheli Selçuk Kozağaçlı adliyeye getirilmediği takdirde ifadelere katılmayacaklarını ve kimlik bildiriminde bulunmayacaklarını belirtmişlerdir.
Aynı gün saat:17.30
a kadar şüphelilere ifadelerinin alınacağı bildirilmesine rağmen ifade alma işlemi gerçekleştirilememiştir. şüpheliler çeşitli nedenler ileri sürerek ifade vermemeye ve C.Başsavcılığımızın görevini yerine getirememesi için yoğun çaba göstermişlerdir.ifadelerine ancak saat:18.00 sıralarında başlanabilmiştir.. “

Sanki şüphelinin savcıya ifade vermek gibi bir yasal sorumluluğu varmış gibi “ŞÜPHELİLERİN ÇEŞİTLİ NEDENLER İLERİ SÜREREK SAVCIYA İFADE VERMEMELERİ” “CUMHURİYET SAVCISININ GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEMESİ İÇİN YOĞUN ÇABA GÖSTERMEK”  artık terör örgütü faaliyeti sayılmaktadır.

Tabi ki  kendileri bizzat “SAVCIYA İFADE VERMEMEK İÇİN ÇABA SARFETME SUÇUNU BİZZAT İŞLERKEN” gözaltına alınmadan önce avukatlık faaliyetlerinde müdafiliğini yaptıkları kişilere” YOĞUN BİR ŞEKİLDE SUSMA HAKKINI KULLANDIRMALARI” da iddianamede bir terör faaliyeti olarak sayılmıştır.

“SUSMA HAKKINI KULLANMAK” bir örgütsel tavır olarak sunulurken, susma hakkını poliste kullananların, neden Savcı ve Hakim önünden bu “örgütsel tavrı” göstermediklerinin cevabı ile  soruşturma savcısı tabiî ki ilgili değildir.

4- Yine iddianamede Genel Başkan Selçuk Kozağaçlı’nın işlediği suçlardan biri;“Yaralı bir insana işkence yapılması, neyle suçlanırsa suçlansın kabul edilemez. Bunları titizlikle takip ediyoruz” şeklinde açıklamada bulunarak ve işkenceyi ima ederek Terör Örgütü amaç ve stratejisi doğrultusunda hareket etmek”   olarak tarif edilmektedir.

İddianameye göre “işkence suçtur” demek bir terör örgütü faaliyetidir.

5- Susma hakkını ve diğer yasal haklarını hatırlatmak bu iddianamede örgüt üyeliğinin delili olarak gösterilmiştir…

 “2011 – 2012 yıllarında toplamda gözaltına alınan 232 şüphelinin ifade tutanakları incelendiğinde; 176 şahsın susma hakkını kullandığı, 56 şahsın ifade verdiği anlaşılmıştır. Emniyette susma hakkını kullanan şüphelilerin avukatlarının tamamının Halkın Hukuk Bürosu avukatları olduğu, emniyette ifade veren 53 şüphelinin avukatının kendi özel avukatı  veya baro tarafından görevlendirilen avukatlar olduğu, ifade veren 3 şüphelinin avukatlarının ise Şüpheliler Ebru Timtik, Barkın Timtik ve Şükriye Erden olduğu tesbit edilmiştir.”

6- İddianamede sadece suçlama değil, sözde gizli tanık beyanları üzerinden ÇHD’ lilerin özel yaşamlar didik didik edilerek, ve dedikodular üretilmek suretiyle  ÇHD’lileri itibarsızlaştırmak için her türlü aracın kullanıldığı da  görmekteyiz. Diğer taraftan ,yapılan dinlemelerin tümü yasadışı olduğu gibi,  delil olarak kullanılan dinleme kayıtlarının da dava konusu ile hiçbir ilgisi de yoktur.

Sonuç olarak; ÇHD 1974’den beri sürdürdüğü mücadele geleneğinde,  siyasal iktidar ve devletten  yönelen şiddetin yabancısı değildir.  Bu siyasal iktidardan ve özel yetkili Mahkemelerinden adalet beklentisi içerisinde olmadığımız gibi  bu türden davalarla , tutuklamalarla bu gelenekten vazgeçecek te değiliz.